Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2025/577 E. | 2025/2883 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/577 E. 2025/2883 K.

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/577
Karar No 2025/2883
Karar Tarihi 19.03.2025
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Hukuki dinlenilme hakkı ispat hakkını da içerir.
  • Tanıkların dinlenmesinden keyfi olarak vazgeçilemez.
  • İspat sağlanmadan tanık kısıtlamasına gidilmesi hukuka aykırıdır.
  • Adil yargılanma hakkı eşit ispat imkânı gerektirir.

Bu karar, iş yargılamasında hukuki dinlenilme hakkının ve ispat hakkının sınırlarını çok net bir şekilde çizmesi bakımından büyük bir hukuki öneme ve etkiye sahiptir. Yargıtay, davanın taraflarından birinin sunduğu tanık listesindeki isimlerin yalnızca küçük bir kısmının dinlenmesiyle yetinilebilmesi için, yargılamayı yapan mahkemenin ispat edilmek istenen maddi vakıa hakkında tam ve eksiksiz bir kanaate ulaşmış olmasını mutlak bir usul şartı olarak aramaktadır. Somut uyuşmazlıkta, mahkemenin bizzat kendisinin dinlediği sınırlı sayıdaki tanığın beyanlarını iddiaların ispatı için yeterli görmemesine rağmen, adliye koridorunda hazır bekleyen geri kalan tanıkları dinlemeyi kategorik olarak reddetmesi, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesine açık ve doğrudan bir aykırılık teşkil etmektedir. Yargıtay bu kararıyla, usul ekonomisi ve yargılamanın hızlandırılması gibi ilkelerin, tarafların en temel anayasal haklarından biri olan ispat hakkının özüne dokunacak ve onu işlevsiz kılacak şekilde geniş yorumlanamayacağını tereddüde mahal bırakmayacak şekilde açıkça vurgulamaktadır.

Benzer nitelikteki iş uyuşmazlıklarında bu emsal karar, ilk derece mahkemelerinin usul kanunları kapsamında tanık kısıtlaması yaparken çok daha titiz, dikkatli ve somut gerekçelere dayalı davranmaları gerektiğine yönelik son derece güçlü bir yol gösterici niteliği taşımaktadır. Özellikle çok sayıda işçiyi doğrudan ilgilendiren seri nitelikteki iş davalarında, "işverenle husumetli olma" veya "aynı dönemde çalışmış olma" gibi son derece soyut ve genel geçer gerekçelerle tanıkların dinlenmesinden peşinen vazgeçilmesi uygulaması, Yargıtay tarafından kesin bir dille hukuka aykırı bulunmuştur. Yargılamadaki bu emsal karar, ilk derece mahkemelerinin keyfi tanık sınırlamalarının önüne güçlü bir set çekecek ve işçilerin ispat haklarını son derece etkin, adil ve orantılı bir şekilde kullanmalarını teminat altına alacaktır. Özellikle irade fesadı veya ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının iptali gibi ispatı son derece zor olan sübjektif iddialarda, mahkemelerin gerçeği ortaya çıkarmak adına taraflarca usulüne uygun şekilde sunulan tüm yasal delilleri eksiksiz bir biçimde toplaması ve değerlendirmesi gerektiği bir kez daha içtihatlaştırılarak hukuk dünyasına kazandırılmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesi olarak bilinen yasal süreç kapsamında emekliliğe hak kazanan bir işçinin, çalıştığı işyerinde işveren tarafından zorunlu olarak emekli olmaya itildiği iddiasıyla başlattığı hukuki süreçten kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, işveren yetkililerinin emekliliğe hak kazanan personelle çalışmak istemediğini açıkça beyan ettiğini, bu doğrultuda insan kaynaklarına yönlendirilerek işten çıkışının yapıldığını belirtmiştir. Davacı taraf, bu süreçte imzalanan ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının tamamen göstermelik olduğunu, sistematik bir baskı neticesinde iradesi fesada uğratılarak bu belgelere imza atmak zorunda bırakıldığını ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra, işten ayrılan bazı işçi gruplarına ödenen özel ek menfaatlerin kendisine ve onun durumunda olan diğer işçilere ödenmediğini belirterek, işverenin eşit davranma borcuna ve yerleşik işyeri uygulamalarına açıkça aykırı hareket ettiğini iddia etmiştir. Davacı, tüm bu haklı gerekçelerle iradesini sakatlayan ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini, ödenmeyen ek menfaat alacakları ile eksik hesaplandığını iddia ettiği kıdem ve ihbar tazminatı farklarının davalı işverenden tahsilini talep etmiştir. Davalı işveren ise iddiaların asılsız olduğunu, ihtiyari arabuluculuk sürecinin tamamen hukuka ve kanuna uygun yürütüldüğünü, ek menfaatin bir işyeri uygulaması niteliği taşımadığını ve davacının kendi özgür iradesiyle emekliliğe ayrıldığını belirterek davanın tümden reddini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı incelerken temel aldığı ve başvurduğu hukuki düzenlemelerin en başında, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ile güvence altına alınan "hak arama hürriyeti" ve bu hürriyetin ayrılmaz bir parçası olan "adil yargılanma hakkı" gelmektedir. Bu temel anayasal hak, aynı zamanda uluslararası insan hakları metinlerinde de yer bulmuş olup Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesi ile de en üst düzeyde korunmaktadır. Adil yargılanma hakkının mahkemeler nezdindeki en önemli ve somut unsurlarından biri olan "hukuki dinlenilme hakkı", 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 hükmüyle usul hukukumuzun temel yapıtaşlarından biri olarak yasal zemine kavuşturulmuştur. Bu amir kural, davanın taraflarına iddia ve savunmalarını mahkeme önünde serbestçe ileri sürme, beyan ve açıklama yapma ve iddialarını ispat etme hakkını eksiksiz olarak tanımaktadır. Silahların eşitliği ilkesi gereğince, her iki taraf da ispat araçlarından eşit, adil ve dengeli bir şekilde yararlanmalıdır.

Bununla birlikte, usul hukukunda yargılamanın gereksiz yere uzamasını engellemek ve adaletin makul sürede tecellisini sağlamak amacıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 düzenlemesi getirilmiştir. Bu istisnai maddeye göre mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesi neticesinde elde edilen beyanlar ile ispat edilmek istenen maddi husus hakkında yeterli ve kesin kanaate ulaşırsa, geri kalan tanıkların dinlenmesinden vazgeçebilir. Ancak Yargıtay'ın istikrar kazanmış ve yerleşik içtihatlarına göre, mahkemenin bu takdir yetkisini kullanabilmesi için iddia edilen somut vakıa hakkında zihninde hiçbir şüphe kalmayacak şekilde tam bir aydınlanma sağlamış olması mutlak surette şarttır. Şayet dinlenen tanık beyanları iddiayı ispatlamada yetersiz kalıyor veya çelişkiler barındırıyorsa, mahkemenin diğer tanıkları dinlemekten imtina ederek yargılamayı sonlandırması açık bir hukuka aykırılık oluşturur. Ayrıca, iş uyuşmazlıklarında sıklıkla karşılaşılan, tanıkların bizzat işverenle devam eden bir davası olması durumu, onların tanık olarak dinlenmesine ve bilgisine başvurulmasına hukuken hiçbir şekilde engel teşkil etmemektedir. Yargılamayı yürüten hâkim, iddia edilen husumeti gözeterek tanık beyanlarını diğer somut delillerle birlikte serbestçe takdir etmek ve maddi gerçeğe ulaşmakla yükümlüdür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan detaylı temyiz incelemesinde, İlk Derece Mahkemesi'nin davacı tarafça usulüne uygun şekilde gösterilen on kişilik tanık listesinden yalnızca ikisini dinleyerek davanın esası hakkında sonuca gitmesi, hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali olarak görülmüş ve açıkça usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Mahkemenin, dinlenmeyen tanıkların büyük bir kısmının işverenle aralarında seri davalar bulunması veya davacıdan hemen sonra EYT kapsamında işten ayrılmaları gibi gerekçeler öne sürerek 6100 sayılı Kanun m.241 kapsamında bu kişilerin dinlenmelerinden vazgeçmesi, kanunun amacına aykırı bir eksik inceleme olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, duruşma salonu kapısında bizzat hazır edilen ve dinlenmeyi bekleyen tanıkların dahi içeri alınarak dinlenmemesinin, davayı uzatma veya sürüncemede bırakma amacı taşımadığı son derece açık olan somut olayda, davacı işçinin ispat hakkının ölçüsüz bir şekilde kısıtlanması anlamına geldiğini net bir şekilde tespit etmiştir.

Özellikle, yerel mahkemenin dinlediği sınırlı sayıdaki iki tanığın davacı iddialarını destekler mahiyette beyanda bulunmalarına rağmen, mahkemece davacının baskı ve irade fesadı iddialarının ispatlanamadığı yönünde gerekçe kurması oldukça dikkat çekicidir. Bu durum, ispat için yeterli bilginin edinilemediğini bizzat yerel mahkemenin zımnen kabul ettiği anlamına gelmektedir. Yargıtay kararına göre, ortaya çıkan bu açık çelişkili durum karşısında, mahkemenin hukuki vicdanı tatmin edecek yeterli kanaate ulaşıncaya kadar, davacı tarafça usulüne uygun şekilde bildirilen ve hazır edilen diğer tanıkları dinlemekten kaçınması yasal olarak mümkün değildir. Yargıtay, usul hukukumuz sistematiğinde davalı işveren ile husumeti bulunan kişilerin tanık olamayacağına veya beyanlarına peşinen itibar edilemeyeceğine dair hiçbir yasal kural bulunmadığının altını çizmiş, hâkimin tüm tanık beyanlarını toplayıp diğer somut delillerle birlikte serbestçe takdir etmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bunun yanı sıra kararda usule ilişkin önemli bir tespit daha yapılmıştır. İhtiyari arabuluculuk tutanağının iptali talebinin yanı sıra, söz konusu tutanakta hiçbir şekilde uyuşmazlık konusu yapılmayan ihbar tazminatı farkı talebinin mahkemece dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesi hukuka uygun bulunmuştur. Ancak, arabuluculuk tutanağında yer alıp anlaşılan konularda yasa gereği dava açılamayacağı kuralı dikkate alındığında, fark kıdem tazminatı talebinin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi hatalı görülmüştür. Anlaşma belgesinin geçerli sayılması senaryosunda bu talebin esastan reddedilmesi gerektiği hususuna dikkat çekilmiş, ne var ki temyiz edenin davacı sıfatı gözetilerek bu husus tek başına bozma nedeni yapılmamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme ve ispat hakkının ihlal edilmesi suretiyle eksik incelemeyle hüküm kurulması yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararını ortadan kaldırarak İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: