Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/576 E. 2025/2882 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/576 |
| Karar No | 2025/2882 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak ve Tespit (Arabuluculuk Tutanağının İptali) |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Tanıkların bir kısmının dinlenmemesi dinlenilme hakkını ihlal eder.
- Davalıyla husumetli olmak tanıklığa tek başına engel değildir.
- Duruşmada hazır edilen tanık reddedilemez.
- Arabuluculuk tutanağı iptali talebi ispat hakkını gerektirir.
Bu karar, usul hukukumuzun temel taşı olan hukuki dinlenilme hakkının ve ispat hakkının iş yargılamasındaki sınırlarını kesin çizgilerle netleştirmektedir. Yargıtay, davanın aydınlatılması için tarafın bildirdiği tanıkların mahkemece sırf uyuşmazlığa taraf olan işverenle husumetli oldukları veya seri davalarda kendilerinin de davacı konumunda oldukları gerekçesiyle dinlenmekten vazgeçilmesini kanuna açıkça aykırı bulmuştur. Özellikle duruşma salonu kapısında hazır edilen tanıkların HMK m.241 hükmü gerekçe gösterilerek reddedilmesi, Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının açık ve kesin bir ihlali olarak değerlendirilmiş, mahkemenin ispat hakkını kısıtlayamayacağı vurgulanmıştır.
Yargılama pratiğinde yerel mahkemeler, zaman zaman usul ekonomisini gözetmek ve davayı uzatma amacı taşıdığı varsayımıyla çok sayıda tanığın bildirilmesi durumunda kanundaki bu istisnai yetkiyi işleterek tanık kısıtlamasına gidebilmektedir. Ancak bu Yargıtay kararı, işçilik haklarına ve yasal alacaklarına kavuşmak gayesiyle hareket eden bir işçinin, davayı gereksiz yere uzatma amacı taşıdığının peşinen veya karine olarak kabul edilemeyeceğini vurgulayarak son derece kritik emsal bir standart getirmektedir.
Bundan böyle yerel mahkemeler, sadece husumetli tanık, aynı dönemde çalışan emsal işçi veya yeterli kanaate ulaşıldığı gibi matbu gerekçelerle tanık dinleme taleplerini reddedemeyecektir. Tanık ifadelerinin her zaman takdiri delil niteliği taşıdığı gözetilerek, beyanların özgürce tartışılabileceği, tarafların ispat silahlarının eşit ve adil bir biçimde kullanılabileceği şeffaf bir yargılama ortamı sağlamak artık kaçınılmaz bir zorunluluktur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirkete ait işyerinde çalışmakta iken EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesi kapsamında emekliliğe hak kazanmıştır. Davacının iddiasına göre, davalı işveren EYT kapsamında emekli olan işçilerle artık çalışmak istemediğini duyurmuş ve işçileri zorla emeklilik dilekçesi vermeye yönlendirmiştir. Davacı da bu psikolojik baskı altında sözleşmesini sonlandırmış ve işverenle ihtiyari arabuluculuk masasına oturmuştur. Ancak davacı, bu süreçte iradesinin fesada uğratıldığını, aynı şekilde işten ayrılan bazı şanslı işçilere ödenen özel "ek menfaat" tutarlarının kendisine ödenmediğini iddia etmiştir. Davacı; eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını, baskı altında imzalatılan arabuluculuk anlaşma tutanağının hukuken iptal edilmesi gerektiğini ve ödenmeyen ek menfaat alacağı ile eksik hesaplanan kıdem ve ihbar tazminatı farklarının davalı işverenden tahsil edilmesini talep ederek dava açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel kurallardan ilki, Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi ile güvence altına alınan "adil yargılanma hakkı"dır. Bu üst düzey hakkın mahkeme salonlarındaki en önemli unsuru ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 kapsamında düzenlenen "hukuki dinlenilme hakkı"dır. Söz konusu temel hak; tarafların yargılamayla ilgili eksiksiz biçimde açıklamada bulunma, iddia ve savunmalarını delillerle özgürce ispat etme hakkını içermektedir. Silahların eşitliği ilkesi gereğince her iki taraf da ispat hakkından eşit ölçüde yararlanmalıdır.
Yerel mahkemenin tanıkların önemli bir kısmını dinlemekten vazgeçerken yasal dayanak olarak kullandığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü, mahkemenin ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli dereceye ve bilgiye ulaşması hâlinde diğer tanıkların dinlenilmemesine karar verebileceğini düzenler. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre bu hükmün kanuna konulma amacı, davayı kötü niyetle uzatma amacı taşıyan tarafın bu çabalarını engellemektir. Yasal işçilik alacaklarına ve tazminatlarına kavuşmak isteyen bir işçinin, kendi davasını nedensiz yere uzatma niyeti taşımayacağı genel bir kural olarak kabul edilmektedir.
Ayrıca Türk usul hukuku doktrininde ve yerleşik içtihatlarda, davalı işveren ile şahsi veya hukuki husumeti bulunan yahut kendisi de başka bir dosyada davacı konumunda olan kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair yasaklayıcı herhangi bir emredici kural bulunmamaktadır. İş yargılamasında tanık anlatımları daima takdiri bir delil olup, hâkimin tanık ifadeleriyle doğrudan bağlı olmadığı ve bu beyanların doğruluğunu dosyadaki diğer belgelerle, emarelerle ve hayatın olağan akışıyla birlikte serbestçe takdir edeceği kuralı esastır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda davacı vekili, iddialarının ispatı için yerel mahkemeye on kişilik kapsamlı bir tanık listesi sunmuştur. Ne var ki İlk Derece Mahkemesi, bu listede yer alan tanıklardan yalnızca ikisini dinleyerek yargılamayı sonlandırmıştır. Mahkeme, geri kalan sekiz tanığı; davalı işveren ile hukuki husumetli oldukları, benzer seri davalarda kendilerinin de davacı sıfatı taşıdıkları ve davacı ile aynı tarihlerde EYT kapsamında işten ayrılan emsal işçiler oldukları gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmüne dayanarak dinlemeyi reddetmiştir. Hatta duruşma günü salonun kapısında bizzat hazır edilen tanıkların dahi dinlenmesi yönündeki açık talep kabul görmemiştir.
Yargıtay tarafından yapılan detaylı temyiz incelemesinde, yerel mahkemenin bu kısıtlayıcı tutumu adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının son derece açık bir ihlali olarak tespit edilmiştir. Mahkemenin, "dinlenen iki tanık beyanından sonra yeterli bilgiye ulaşıldığı" yönündeki gerekçesi, yine aynı mahkemenin davacının iddialarını yeterince ispatlayamadığına hükmederek davayı reddetmesiyle kendi içinde büyük bir çelişki yaratmıştır. Zira mahkeme, henüz davacının iddialarını ispatladığına dair yeterli kanaate ulaşamamışken, kapıda bekleyen hazır tanıkları dahi dinlemekten imtina etmiştir. Husumetli sayılan tanıkların beyanlarının olaylara uygunluğunun değerlendirilmesi tamamen hâkimin serbest takdir yetkisi içindedir; bu durum peşinen ve kategorik olarak tanığın dinlenmemesi için kanuni bir sebep sayılamaz.
Öte yandan Yargıtay, davacının fark kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin usulden reddedilmesi konusunu da ele almıştır. Dosyadaki arabuluculuk son tutanağında "ihbar tazminatının" açıkça uyuşmazlık konusu yapılmadığı görüldüğünden, ihbar tazminatı farkı talebinin usulden reddi hukuka uygun bulunmuştur. Buna karşılık, üzerinde anlaşılan hususlarda bir daha dava açılamayacağı gerekçesiyle fark kıdem tazminatının da usulden reddedilmesi Yargıtay tarafından usul hukuku tekniği açısından isabetsiz bulunmuştur. Şayet ortada geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi bulunuyorsa, bu durumda davanın usulden değil, esastan reddine karar verilmesi gerektiği hatırlatılmış; ancak temyiz edenin sıfatı dikkate alınarak bu husus tek başına bir bozma nedeni yapılmamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik inceleme yapıldığı ve hukuki dinlenilme hakkının kısıtlandığı gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.