Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Georgeta Marıcela Tekdemır Kararı 2021/17696 B.

Anayasa Mahkemesi Georgeta Marıcela Tekdemır Kararı 2021/17696 B.

Bu karar, hukuka aykırı olduğu kesinleşmiş yargı kararıyla sabit olan idari işlemler neticesinde bireylerin uğradığı manevi zararların giderilmesi yükümlülüğünü hukuki bir temelde güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Yabancı uyruklu bir bireyin Türkiye'ye girişine haksız yere konulan yasaklama kodu nedeniyle ailesinden ve henüz iki yaşında olan çocuğundan oldukça uzun bir süre ayrı kalması, Anayasa ile korunan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yapılmış ağır, telafisi zor bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Derece mahkemelerinin, idarenin kusuruyla ortaya çıkan ve hukuka aykırılığı tespit edilmiş bir işlemden doğan manevi zararları genel, soyut ve basmakalıp gerekçelerle reddetmesi, anayasal bir güvence olan etkili başvuru hakkının temelden ihlali olarak değerlendirilmiş ve yargısal mekanizmaların onarıcı işlevinin önemine dikkat çekilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
Georgeta Marıcela Tekdemır Kararı 2021/17696 B.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/17696
Karar Tarihi 05.11.2025
Taraf Georgeta Marıcela Tekdemır
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Hukuka aykırı idari işlemler tazminat gerektirebilir.
Aile bütünlüğüne müdahale manevi tazminat sebebidir.
Etkili başvuru hakkı makul giderimi zorunlu kılar.
Mahkemeler tazminat davalarında özenli inceleme yapmalıdır.

Bu karar, hukuka aykırı olduğu kesinleşmiş yargı kararıyla sabit olan idari işlemler neticesinde bireylerin uğradığı manevi zararların giderilmesi yükümlülüğünü hukuki bir temelde güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Yabancı uyruklu bir bireyin Türkiye'ye girişine haksız yere konulan yasaklama kodu nedeniyle ailesinden ve henüz iki yaşında olan çocuğundan oldukça uzun bir süre ayrı kalması, Anayasa ile korunan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yapılmış ağır, telafisi zor bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Derece mahkemelerinin, idarenin kusuruyla ortaya çıkan ve hukuka aykırılığı tespit edilmiş bir işlemden doğan manevi zararları genel, soyut ve basmakalıp gerekçelerle reddetmesi, anayasal bir güvence olan etkili başvuru hakkının temelden ihlali olarak değerlendirilmiş ve yargısal mekanizmaların onarıcı işlevinin önemine dikkat çekilmiştir.

Benzer nitelikteki davalarda bu kararın yaratacağı emsal etkisi büyük bir uygulama değerine sahiptir. Karar, tam yargı davalarında idari yargı mercilerinin daha derinlikli, olayın özgül ağırlığına uygun ve özenli bir inceleme yapması gerektiğine dair net bir hukuk standardı belirlemektedir. İdarenin haksız ve keyfî eylemleri nedeniyle kişilerin aile bütünlüğünün zedelenmesi ve manevi dünyasının telafisi imkânsız şekilde yara alması durumunda, mahkemelerin tazminat taleplerini salt "kişilik haklarına doğrudan fiziki bir saldırı olmadığı" gibi dar yorumlanmış, kategorik ve somut olayın vahametiyle uyuşmayan gerekçelerle reddetmesinin önüne geçilmektedir. Kararın uygulamadaki bir diğer hayati önemi ise kamu gücünü kullanan idarenin hukuka aykırı eylemlerinin yarattığı mağduriyetlerin sonuçsuz bırakılmamasını sağlaması ve mağdurlara sunulan hukuki müracaat yollarının yalnızca yasal metinlerde teorik olarak kalmayıp pratikte de somut sonuçlar doğuran, etkili ve adaleti tesis eden telafi edici mekanizmalar olmasını temin etmesidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Türk vatandaşı ile resmi nikahlı olarak evli olan ve Türkiye'de yerleşik bir yaşam süren yabancı uyruklu başvurucu, memleketi Romanya'daki ailesini ziyaret etmek maksadıyla havalimanına gittiği esnada beklenmedik bir şekilde pasaportuna haksız yere ülkeye giriş yasağı ve millî güvenlik aleyhine faaliyette bulunma şüphesi içeren bir tahdit kodu konulduğunu öğrenmiştir. Bu beklenmedik ve haksız idari işlem nedeniyle Türkiye'ye geri dönüşü fiilen engellenen başvurucu, iradesi dışında tam bir buçuk yıl boyunca Türkiye'de kalan eşinden ve henüz iki yaşında olan küçük kızından ayrı yaşamak zorunda bırakılarak derin bir mağduriyet yaşamıştır.

Uygulanan söz konusu tahdit kodunun açılan idari dava neticesinde mahkemece tamamen iptal edilmesi üzerine başvurucu, hukuka aykırı bu süreçte uğradığı ağır maddi ve manevi zararların bir nebze olsun karşılanması amacıyla tam yargı davası açma yoluna gitmiştir. İlk derece mahkemesi maddi tazminat talebini reddetmesine karşın manevi zararın ağırlığını dikkate alarak manevi tazminata hükmetmişse de idarenin istinaf başvurusu üzerine davaya bakan bölge idare mahkemesi, kişilik haklarına doğrudan bir saldırı olmadığı şeklindeki gerekçeyle manevi tazminat kararını da ortadan kaldırarak davayı bütünüyle reddetmiştir. Başvurucu, idarenin tümüyle haksız işlemi nedeniyle aile hayatının derinden sarsıldığını ve zararlarının hukuki yollarla giderilmediğini belirterek adaletin sağlanması için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, söz konusu uyuşmazlığı incelerken hukuki dayanak olarak temel biçimde Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile Anayasa'nın 40. maddesi kapsamında bütün vatandaşlara ve bireylere tanınan etkili başvuru hakkı kurallarına dayanmıştır.

Yerleşik anayasal içtihat prensipleri gereğince, etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının açıkça ihlal edildiğini ileri süren tüm bireylere, iddialarını adil bir zeminde inceletebileceği makul, kolay erişilebilir ve ihlalin sürmesini engellemeye veya meydana gelen sonuçlarını bütünüyle ortadan kaldırmaya veyahut yeterli bir giderim sağlamaya elverişli idari ve yargısal yolların sunulmasını mutlak surette zorunlu kılar. Bireylere sunulan bu hukuki başvuru yollarının yalnızca kanun metinlerinde, teorikte veya idari mevzuatta şeklen yer alması kesinlikle yeterli olmayıp, sistemin pratikte de kişilerin mağduriyetlerini giderme konusunda gerçek bir başarı şansı sunması, çözüm odaklı olması gerekmektedir.

Hukuk sistemimizde mahkemelerce iptal edilen her idari işlemin muhataplarında mutlak surette bir maddi veya manevi zarara neden olduğu ve her iptal kararının otomatik olarak tazminat verilmesini gerektirdiği söylenemez. Ancak, olayın kendine özgü dramatik koşulları içinde idarenin hukuka aykırı işleminin kişinin toplum içindeki itibarına, ailevi bütünlüğüne ve manevi iç dünyasına telafisi güç şekilde ve açıkça zarar verdiği durumlarda, meydana gelen bu zararın devlet tarafından adil bir şekilde tazmin edilmesi, hukuk devleti ve insan haklarına saygı ilkesinin vazgeçilmez bir gereğidir. Bu kapsamda adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında yargılama makamlarının konuyu yüzeysel geçmemesi, makul derecede dikkatli, vicdani ve özenli bir inceleme yapması hukuki bir şarttır.

Doktrin tartışmaları ve uluslararası yerleşik yargı kararları ışığında, sınır dışı etme veya ülkeye giriş yasağı koyma gibi tek taraflı idari işlemlerin, o ülkede fiilen yaşayan eşi ve çocukları bulunan yabancıların kurulu aile hayatına son derece ağır ve doğrudan bir müdahale teşkil ettiği tereddütsüz kabul edilmektedir. İdarenin bu tür haksız müdahalelerinin hukuka aykırılığı bağımsız mahkemelerce tespit edildikten sonra, söz konusu ihlalin yarattığı manevi çöküntünün ve ailevi travmanın tazminat hukuku çerçevesinde hakkaniyete ve adalete uygun bir çözüme kavuşturulması, etkili başvuru hakkının hayata geçirilmesindeki en temel hukuki prensiptir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, başvurucu hakkında kamu makamları tarafından tesis edilen Türkiye'ye giriş yasağının tamamen hukuka aykırı olduğu yürütülen idari yargı kararıyla şüpheye yer bırakmayacak biçimde ve kesin olarak tespit edilmiş, bu doğrultuda ilgili haksız tahdit işlemi yasal olarak iptal edilmiştir. Hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla tescillenen bu sınır dışı ve ülkeye giriş yasağı işlemi sonucunda, Türkiye'de yerleşik bir düzeni olan başvurucunun özel ve aile hayatına son derece ağır, haksız ve orantısız bir şekilde müdahale edildiği hukuken sabit hâle gelmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu saptanmış hukuka aykırılığa dayanarak mağduriyetin giderilmesi amacıyla açılan tam yargı davasında, derece mahkemelerinin başvuru makamı olarak sağladığı giderimin niteliğini ve yeterliliğini detaylı bir şekilde inceleme konusu yapmıştır.

Derece mahkemeleri nezdinde yürütülen yargılama süreci bir bütün olarak ele alındığında, istinaf aşamasında Bölge İdare Mahkemesinin manevi tazminat talebini ortadan kaldırırken ve davayı tümden reddederken kullandığı "kişilik haklarına doğrudan bir saldırı bulunmadığı" şeklindeki yoruma dayalı gerekçenin son derece kalıplaşmış, soyut ve genel nitelikte olduğu saptanmıştır. Başvurucunun, eşinden ve henüz ilgi ve şefkate en çok muhtaç olduğu iki yaşındaki küçük çocuğundan haksız bir idari işlem sebebiyle tam bir buçuk yıl boyunca sınır ötesinde ayrı kalmak zorunda bırakılmasının aile hayatında yarattığı derin manevi sarsıntı, psikolojik çöküntü ve trajik sonuçlar, istinaf makamı tarafından ne yazık ki tamamen göz ardı edilmiştir. Yargılama makamlarının, hukuka aykırılığı kesinleşmiş ve bireyin hayatında böylesine yıkıcı etkiler bırakmış bir idari işlemden doğan manevi zararları, olayın özgül ağırlığına inmeden böylesine kategorik ve yüzeysel bir yaklaşımla reddetmesi, hukuk sistemimizde mağduriyetleri gidermek için var olan tam yargı davası kurumunu pratikte tamamen işlevsiz ve etkisiz hâle getirecek niteliktedir.

İdarenin açık hukuka aykırı işleminden kaynaklanan böylesine sarih zararların giderilmemesi ve yargı mercilerince bu ret kararına dayanak olarak sunulan gerekçelerin mağduriyeti karşılamaktan, adalet duygusunu tatmin etmekten oldukça uzak olması, hukuk devletinde var olması beklenen etkili hukuk yolunun somut olayda işletilmediğini açıkça gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda, başvurucunun doğrudan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına kamu gücüyle yapılan haksız ve ağır müdahalenin sonuçlarının, idari ve yargısal süreçler bittikten sonra bile hakkaniyete uygun bir tazminatla telafi edilmediği, dolayısıyla devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Haksız yere ülkeye giriş yasağı aldım, ailemden uzak kaldım. Tazminat alabilir miyim? expand_more
Evet, haksız bir idari işlem nedeniyle ailenizden ayrı kalmanız durumunda manevi tazminat talep etme hakkınız bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, hukuka aykırı olduğu kesinleşmiş idari işlemler neticesinde bireylerin uğradığı manevi zararların giderilmesi gerektiğini güçlü bir hukuki temelde vurgulamaktadır. Sınır dışı etme veya ülkeye giriş yasağı koyma gibi tek taraflı idari işlemler, ülkede yaşayan eş ve çocukların bulunduğu kurulu aile hayatına son derece ağır ve doğrudan bir müdahale teşkil etmektedir. İdarenin bu haksız ve keyfî eylemleri nedeniyle aile bütünlüğünün zedelenmesi halinde, meydana gelen zararın adil bir şekilde devlet tarafından tazmin edilmesi insan haklarına saygı ilkesinin vazgeçilmez bir gereğidir.
Yabancıyım, eşimden ve çocuğumdan haksızca ayrı bırakıldım. Haklarım nelerdir? expand_more
Haksız yere pasaportunuza konulan tahdit kodu veya ülkeye giriş yasağına karşı yürütülen idari davanın iptalle sonuçlanması halinde, uğradığınız zararlar için tam yargı davası açarak maddi ve manevi tazminat isteyebilirsiniz. Anayasa Mahkemesi'nin emsal kararına göre, bu haksız yasaklama nedeniyle eşinizden ve özellikle küçük yaşlardaki çocuğunuzdan uzun süre ayrı kalmanız, Anayasa ile korunan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yapılmış ağır ve telafisi zor bir müdahaledir. İşlemin hukuka aykırılığı bağımsız mahkemelerce tespit edildikten sonra, yaşanan bu manevi çöküntünün hakkaniyete ve adalete uygun şekilde tazminat hukuku çerçevesinde telafi edilmesi zorunludur.
Mahkeme iptal kararı verdi ama manevi tazminat talebimi reddetti. Ne yapmalıyım? expand_more
Tazminat talebinizin derece mahkemelerince genel, soyut ve basmakalıp gerekçelerle reddedilmesi durumunda olağan kanun yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapabilirsiniz. Anayasal bir güvence olan etkili başvuru hakkı, mağduriyetleri giderme konusunda sadece teorikte değil pratikte de sonuç doğuran çözüm odaklı yargısal yolların sunulmasını mutlak surette emreder. Yargılama makamlarının idarenin hukuka aykırı işleminden doğan açık zararları gidermemesi ve yüzeysel gerekçelerle davanızı reddetmesi, Anayasa'nın 40. maddesindeki etkili başvuru hakkının temelden ihlali olarak değerlendirilir.
Davam "kişilik haklarına saldırı yok" diye reddedildi. Bu karar yasal mıdır? expand_more
Anayasa Mahkemesi, idarenin haksız işlemleri nedeniyle aile bütünlüğünün telafisi imkânsız şekilde yara aldığı durumlarda bu tür dar yorumlanmış ve somut olayın vahametiyle uyuşmayan gerekçeleri hukuka aykırı bulmaktadır. Ailenizden ve küçük çocuğunuzdan uzun süre ayrı bırakılmanızın yarattığı derin psikolojik çöküntü ve trajik sonuçlar göz ardı edilerek manevi zarar için sadece doğrudan fiziki bir saldırı aramak kabul edilemez bir yaklaşımdır. Mahkemelerin bu kadar kategorik ve yüzeysel bir yorumla davanızı reddetmesi, tam yargı davası kurumunu pratikte tamamen işlevsiz hale getirdiğinden devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve etkili başvuru hakkınızı ihlal ettiğini gösterir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir