Karar Bülteni
AYM Yusuf Toltar ve Diğerleri BN. 2022/73287
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/73287 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız tutuklamalarda manevi tazminat yeterli düzeyde olmalıdır.
- Tazminat belirlenirken emsal kararlardaki miktarlar gözetilmelidir.
- Düşük tazminat kişi hürriyeti hakkını ihlal eder.
- Makul süre şikayetlerinde komisyon yolu tüketilmelidir.
Bu karar, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik) ile sonuçlanan ceza yargılamalarında, kişilerin haksız yere maruz kaldıkları gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında hükmedilecek tutarların asgari standartlarını belirlemesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, ağır ceza mahkemeleri tarafından hükmedilen manevi tazminat miktarlarının, kişinin uğradığı mağduriyeti gerçek anlamda karşılayacak seviyede olması gerektiğini vurgulamaktadır. Hükmedilen tutarların, benzer olaylar için Anayasa Mahkemesince daha önce belirlenen tazminat miktarlarına göre kayda değer ölçüde düşük kalması, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Emsal niteliği taşıyan bu karar, haksız tutuklama ve gözaltı iddialarına dayalı maddi ve manevi tazminat davalarına bakan derece mahkemelerine net bir kılavuz sunmaktadır. Yargı mercileri artık tazminat miktarlarını tayin ederken yalnızca kendi takdir yetkilerini kullanmakla kalamayacak; aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin yıllar itibarıyla güncellediği asgari, ortalama ve azami tazminat tarifelerini dikkate almak zorunda kalacaklardır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan sembolik tazminat rakamlarının önüne geçilmesi hedeflenmekte olup, ihlalin ağırlığı ve süresiyle orantılı bir hukuki giderim sağlanması zorunlu hâle getirilmiştir. Ayrıca, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialarda öncelikle kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna başvurulması gerektiği prensibi bu kararla bir kez daha pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, haklarında yürütülen soruşturma ve ceza yargılamaları süreçlerinde belirli sürelerle gözaltında kalmış veya tutuklu olarak yargılanmışlardır. Bu hukuki süreçlerin sonucunda başvurucular hakkında beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek suçsuzlukları kesinleşmiştir. Haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını belirten başvurucular, uğradıkları maddi ve manevi zararların karşılanması talebiyle Hazineye karşı ağır ceza mahkemelerinde tazminat davaları açmışlardır. Ağır ceza mahkemeleri davaları kısmen kabul ederek belirli miktarlarda tazminat ödenmesine karar vermiş olsa da başvurucular, hükmedilen bu maddi ve özellikle manevi tazminat tutarlarının son derece yetersiz ve sembolik olduğunu ileri sürmüşlerdir. Meydana gelen bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını, yargılamanın uzun sürmesinin ise makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19. maddesinin üçüncü ve dokuzuncu fıkralarında düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükmünü esas almıştır. Söz konusu Kanun maddesi, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilere, haksız koruma tedbirleri (gözaltı, tutuklama) nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı tanımaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, haksız yakalama veya tutuklama durumlarında hukuka aykırılık kanun gereğince peşinen kabul edildiğinden, ağır ceza mahkemelerince tazminat ödenmesi durumunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca hükmedilen "tazminat miktarının yeterli olup olmadığını" belirlemekle sınırlıdır. Derece mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken somut olayın şartlarına göre takdir yetkisi bulunsa da, meydana gelen ihlalle orantılı olmayan, sembolik veya önemsiz miktarda bir tazminata hükmedilmesi Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırılık teşkil eder.
Manevi tazminat miktarının yeterliliği denetlenirken, tazminata karar veren ağır ceza mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer başvurular üzerine verdiği tazminat miktarlarına göre bir karşılaştırma yapılmaktadır. Bu bağlamda, kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş şekli, tedbirin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler ve tedbirin süresi gibi kriterler dikkate alınır. Maddi zarar ise kişinin mevcut mal varlığı ile koruma tedbiri olmasaydı mal varlığının bulunacağı durum arasındaki farktan ibarettir ve bu zararın somut illiyet bağıyla ispatlanması gerekir. Ayrıca makul sürede yargılanma ihlali iddialarında 6384 sayılı Kanun kapsamında kurulan Tazminat Komisyonunun öncelikle tüketilmesi gereken bir yol olduğu kuralı benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya konu dosyaları incelediğinde, ağır ceza mahkemelerinin yaptığı değerlendirmeler sonucunda bazı başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddedilmesini keyfî bulmamış, burada açık ve bariz bir takdir hatası tespit etmemiştir. Aynı şekilde, bazı başvuruculara ödenen maddi tazminat miktarlarının da somut olayın şartları ışığında orantısız olmadığı kanaatine varmıştır. Zira maddi tazminatın belirlenmesinde derece mahkemelerinin sahip olduğu takdir yetkisine, illiyet bağının belirsiz olduğu veya spekülatif durumlara dayanılması gibi istisnai durumlar dışında müdahale edilmemektedir.
Ancak Yüksek Mahkeme, derece mahkemelerince başvurucular lehine hükmedilen manevi tazminat tutarlarını detaylı olarak değerlendirmiştir. Yapılan inceleme ve karşılaştırmada, ağır ceza mahkemeleri tarafından takdir edilen manevi tazminat miktarlarının, Anayasa Mahkemesinin benzer ihlal iddialarında ödenmesine hükmettiği veya hükmedebileceği tutarlara göre kayda değer ölçüde düşük kaldığı açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, haksız özgürlük kısıtlamalarına karşı sağlanan bu düşük tazminatların, devletin ihlali telafi etme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediğini ve başvurucuların mağduriyetlerini gidermekte yetersiz kaldığını vurgulamıştır.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetler bakımından Mahkeme, yakın zamanda yasal düzenleme ile ihdas edilen ve yargılamaların uzaması iddialarını inceleme yetkisi verilen Tazminat Komisyonuna başvurulmadan doğrudan bireysel başvuru yoluna gidilmiş olmasını ikincillik ilkesi ile bağdaştırmamıştır. Bu bağlamda, makul süre şikâyetlerine yönelik iddialar, başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yetersiz manevi tazminat nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.