Karar Bülteni
AYM Mehmet Emin Sungur ve Diğerleri BN. 2021/35217
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/35217 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız tutuklamada tazminat miktarı yetersiz olmamalıdır.
- Derece mahkemesinin takdir yetkisi keyfi olmamalıdır.
- Manevi tazminat bedelleri güncel standartlara uygun olmalıdır.
- Etkisiz başvuru yolları bireysel başvuru süresini uzatmaz.
- Makul süre şikayetlerinde öncelikle komisyona gidilmelidir.
Bu karar hukuken, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) ile sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında haksız yere gözaltında tutulan veya tutuklanan bireylerin devletten talep ettikleri tazminat hakkının anayasal standartlarını güvence altına almaktadır. Mahkeme, haksız koruma tedbirlerine karşı açılan tazminat davalarında hükmedilen bedellerin sembolik veya yetersiz olmasının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını tek başına zedelediğini açıkça ortaya koymuştur. Sadece şekli bir tazminat ödenmesi hakkın tesisi için yeterli görülmemiş; mahkemelerin tazminat miktarını belirlerken sahip oldukları takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, hükmedilen bedelin meydana gelen ihlalle ve mağdurun yaşadığı manevi yıkımla mutlaka orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır.
Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, derece mahkemelerinin tazminat hesaplamalarında daha adil ve nesnel ölçütler kullanmasını zorunlu kılmaktadır. Uygulamada haksız tutuklama nedeniyle açılan manevi tazminat davalarında, yerel mahkemelerin sıklıkla asgari düzeyde veya caydırıcılıktan uzak rakamlara hükmettiği bilinmektedir. Bu karar, yerel mahkemelere tazminat miktarlarını belirlerken Anayasa Mahkemesinin benzer ihlal kararlarında yıllara sari olarak öngördüğü asgari, ortalama ve azami tazminat standartlarını ve güncel ekonomik koşulları mutlak surette dikkate almaları gerektiği yönünde çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Ayrıca makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerde doğrudan Anayasa Mahkemesine gelmek yerine öncelikle idari bir yol olan Tazminat Komisyonuna başvurulması gerektiği kuralını pekiştirerek, meslektaşlara kanun yollarının tüketilmesi bağlamında kritik ve güncel bir usul rehberi sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Haklarında çeşitli suçlamalarla ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülen başvurucular, bu süreçlerde yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi çeşitli koruma tedbirlerine maruz kalmışlardır. Yargılamalar neticesinde başvurucular hakkında ya beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilerek suçsuzlukları kesinleşmiştir. Haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları kesinleşen başvurucular, Maliye Hazinesine karşı tazminat davaları açmışlardır. Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen bu davalarda başvurucuların haksız koruma tedbirine maruz kaldıkları tespit edilmiş ve lehlerine bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Ancak başvurucular; hükmedilen manevi tazminat tutarlarının uğradıkları derin manevi zararı karşılamaktan çok uzak ve aşırı derecede düşük kaldığını, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirleri ile ev araması gibi diğer tedbirlere yönelik tazminat taleplerinin haksız yere reddedildiğini ve son olarak bu tazminat davalarının makul süreyi aşarak uzun sürdüğünü belirterek ihlal iddialarıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesinin incelemesinde uyuşmazlığın çözümüne yön veren temel dayanak, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükmüdür. 5271 sayılı Kanun m.141, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya haklarında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraat kararı verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarının devletten tazminini talep etme hakkını düzenleyen temel usul kuralıdır.
Anayasa Mahkemesi, yerleşik içtihatları ve bilhassa Gülseren Çıtak emsal kararı doğrultusunda, haksız yakalama veya tutuklama nedeniyle açılan tazminat davalarında 5271 sayılı Kanun m.141 hükmünün tüketilmesini Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında geçerli ve yeterli bir başvuru yolu olarak kabul etmektedir. Ancak ağır ceza mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken somut olayın şartlarına göre belli bir takdir yetkisi bulunsa da, meydana gelen ihlalle orantılı olmayan, caydırıcılıktan uzak ve son derece düşük miktardaki bir tazminat Anayasa'ya aykırılık teşkil eder. Manevi tazminat belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tedbirin süresi ve ihlalin ağırlığı gibi kriterler dikkate alınmak zorundadır.
Bunun yanında, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarının çözümü bakımından, 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında yapılan yeni düzenlemeler devreye girmektedir. Bu yasal altyapı değişikliği ile makul süre şikâyetlerinde Anayasa Mahkemesinden önce idari bir başvuru yolu olan Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi hukuki bir zorunluluk hâline getirilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle ağır ceza mahkemeleri tarafından başvurucular lehine ihlal tespiti yapıldığını ve belirli bir tazminata hükmedildiğini tespit etmiş, bu nedenle incelemesini sadece hükmedilen miktarın yeterliliği ile sınırlandırmıştır. Başvurucuların mal varlığındaki azalmayı tam olarak ispatlayamadığı durumlarda maddi tazminat taleplerinin derece mahkemelerince reddedilmesi veya uygun bulunan miktarlara hükmedilmesi açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası olarak görülmemiş, ödenen maddi tazminat miktarları orantısız bulunmamıştır.
Ancak manevi tazminat talepleri yönünden yapılan detaylı incelemede, derece mahkemelerince başvurucular lehine hükmedilen bedellerin, Anayasa Mahkemesinin benzer ihlal kararlarında yıllar itibarıyla ödenmesine hükmettiği asgari ve ortalama tazminat miktarlarına göre son derece düşük kaldığı tespit edilmiştir. Mahkemelerin takdir yetkisini kullanırken somut olayın vahametini ve haksız özgürlük kısıtlamasının yarattığı tahribatı gidermekten uzak kalarak sembolik bedellere hükmettiği, bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını zedelediği sonucuna varılmıştır.
Başvurucuların konutu terk etmeme adli kontrol tedbiri ile hukuka aykırı arama, elkoyma gibi işlemlere yönelik tazminat talepleri ise süre aşımı, konu bakımından yetkisizlik veya açıkça dayanaktan yoksunluk sebepleriyle kabul edilemez bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, etkili olmayan usul yollarının tüketilmesinin bireysel başvuru süresini durdurmayacağını hatırlatarak bu yöndeki talepleri usulden reddetmiştir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları yönünden ise güncel yasal düzenlemeler ışığında öncelikle Tazminat Komisyonuna gidilmesi gerektiği belirtilerek başvuru yollarının tüketilmemesi kararı verilmiştir.
Tüm ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılabilmesi adına tespit edilen hak kayıplarının tazmini noktasında derece mahkemeleri tarafından yeniden bir değerlendirme yapılmasında hukuki zorunluluk görülmüştür.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yetersiz manevi tazminat ödenmesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.