Karar Bülteni
AYM Mehmet Ali Gülşen BN. 2021/4057
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü |
| Başvuru No | 2021/4057 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Devletin yaşamı koruma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunur.
- Askeri mühimmatın imhasında güvenlik tedbirleri alınması zorunludur.
- Yaşam hakkı kapsamında etkili yargısal denetim yapılmalıdır.
- İdarenin hizmet kusuru iddiaları mahkemelerce derinlemesine araştırılmalıdır.
Bu karar, idarenin tehlikeli ve patlayıcı askeri mühimmatların muhafazası, denetimi ve imhası konusundaki sorumlulukları ile yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini çok net bir şekilde vurgulamaktadır. Mahkeme, kamuya açık bir çöp toplama alanında bulunan patlayıcı maddelerin infilak etmesi sonucu meydana gelen ağır yaralanma olayında, adli ve idari yargılamaların salt mağdurun kusuruna odaklanarak sonlandırılamayacağını, idarenin hizmet kusurunun da büyük bir titizlikle incelenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali kararı, idari yargı mercilerinin uyuşmazlıkları çözerken adli veya askeri savcılık soruşturmalarındaki delilleri celbetmesi ve derinlemesine araştırma yapması gerektiği anlamına gelmektedir.
Benzer tam yargı davalarında bu karar, tehlikeli maddelerle ilgili kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında meydana gelen kazalarda idarenin sorumluluğunun dar yorumlanamayacağına dair önemli bir emsal oluşturacaktır. Özellikle patlayıcı madde veya tehlikeli atık yönetimi gibi riskli hizmetlerde idarenin, vatandaşların can güvenliğini sağlamak için gerekli tüm makul ve caydırıcı tedbirleri alma yükümlülüğü Anayasa Mahkemesi kararıyla pekiştirilmiştir. Uygulamada idare mahkemelerinin, uyuşmazlığın ceza soruşturması boyutunu, bilirkişi raporlarını ve ilgili mevzuat prosedürlerini göz ardı etmemesi gerektiği, aksi takdirde devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün usul boyutunun ihlal edilmiş sayılacağı bu tespitle açıkça tescillenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucunun ailesi, 2010 yılında geri dönüşümlü atıkları ayrıştırmak maksadıyla Ergani Belediyesine ait çöp toplama alanından topladıkları malzemeleri evlerinin yanına getirmiştir. Başvurucunun babası bu atıklar arasındaki askeri malzemeleri ayıklarken metal bir kutu şeklindeki el bombası fünyesini açamamış ve yere atmıştır. Kendisine yardım eden çocuk yaştaki başvurucunun kutuyu kurcalayıp içindeki pimi çekmesiyle şiddetli bir patlama meydana gelmiştir. Bu patlama sonucunda başvurucu sağ elinin baş ve işaret parmaklarını kaybetmiş, yüzünden ağır şekilde yaralanmıştır. Başvurucu ve ailesi, patlayıcı askeri mühimmatın etkisiz hale getirilmeden çöplüğe bırakıldığını belirterek Milli Savunma Bakanlığına karşı maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebiyle tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesinin, mühimmatın tehlikesinin farkında olması gereken ailenin ve çocuğun kusurlu eylemleri nedeniyle illiyet bağının kesildiğini belirterek davayı reddetmesi üzerine başvurucu, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkına ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.5 ile düzenlenen devletin temel amaç ve görevlerine odaklanmıştır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde devlet, yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlilerinin, üçüncü kişilerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek her türlü riske karşı koruma yönünde pozitif bir yükümlülük altındadır.
Devletin yaşamı koruma ödevinin yerine getirilebilmesi için, hayata yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ile idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir. Özellikle önceden belirlenebilir bir kişi veya tehlike olmasa dahi, genel güvenlik tedbirlerinin alınması bir zorunluluktur. Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, tehlikeli durumlar yaratan askeri mühimmatın toplanması ve imhasına ilişkin faaliyetlerde devletin ekstra dikkat ve özen göstermesi beklenir. İdare, ölüm ve yaralanma olaylarının önüne geçmek için makul ölçüler çerçevesinde gereken tüm güvenlik tedbirlerini almakla mükelleftir.
Bunun yanı sıra devletin, yaşam hakkını korumak amacıyla kurulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanıp uygulanmadığını denetleyecek etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü gereğince idari ve adli yargı makamlarında açılan tam yargı ve tazminat davalarında makul derecede ivedilik ve yüksek bir özen şartının yerine getirilmesi elzemdir. Mahkemelerin olayı tüm boyutlarıyla aydınlatması, gerekli tüm adli delilleri toplaması ve idarenin hizmet kusurunu tarafsız, derinlemesine bir yaklaşımla irdelemesi gerekmektedir. İdarenin hizmetinin kötü işlemesinin, yaşanan mağduriyetlerle illiyet bağı kurup kurmadığı usulüne uygun şekilde tartışılmadığı takdirde yaşam hakkının usul boyutu zedelenmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını inceleyerek olayda ölüm gerçekleşmemiş olsa dahi, maruz kalınan eylemin potansiyel olarak öldürücü nitelikte olması ve mağdurun vücut bütünlüğü üzerinde bıraktığı ağır, kalıcı tahribat nedeniyle başvuruyu yaşam hakkı kapsamında değerlendirmiştir. Başvurucunun yargılamanın çok uzun sürmesine yönelik makul sürede yargılanma hakkı şikayeti ise, yeni kanuni düzenlemelerle kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle esasa girilmeksizin kabul edilemez bulunmuştur.
Yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin esasa yönelik yapılan incelemede ise, ilk derece mahkemesinin yargılama sürecindeki araştırma ve delil toplama faaliyetlerindeki eksiklikler mercek altına alınmıştır. İdare Mahkemesinin, Cumhuriyet Başsavcılığı ile Askeri Savcılık tarafından patlama olayına ilişkin olarak yürütülen kapsamlı soruşturma dosyalarını uyuşmazlık dosyasına celbetmediği ve ceza soruşturmalarında elde edilen kritik delilleri idari yargılama safhasına kazandırmadığı tespit edilmiştir. Oysa soruşturma aşamasında hazırlanan olay yeri inceleme raporu ile bilirkişi raporunda, idarenin hizmet kusuruna açıkça işaret eden somut teknik bulgular yer almaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu hususların derece mahkemesince hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmamasını son derece ciddi bir usuli eksiklik olarak nitelendirmiştir.
Derece mahkemesinin; patlamaya neden olan el bombası fünyelerinin gerçekten askeriyeye ait olup olmadığı, söz konusu askeri mühimmatın toplanması ve imha edilmesi faaliyetinin ilgili idari mevzuata uygun şekilde yerine getirilip getirilmediği ve kamusal güvenliğe ilişkin makul önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığı gibi uyuşmazlığın temelini oluşturan hayati hususları araştırmadığı vurgulanmıştır. İdarenin kamu hizmetinin kötü işlemesinin yaşanan bu ağır kaza ile illiyet bağı kurup kurmadığı derinlemesine irdelenmeden, keşif ve yeni bilirkişi incelemesi gibi yollara başvurulmaksızın yalnızca çocuğun ve ailesinin kusuruna dayanılarak davanın reddedilmesi eleştirilmiştir. Bu eksik inceleme tarzının, yaşam hakkını koruyan hukuk kurallarının ve yargısal mekanizmaların etkili bir biçimde işletilmesine engel olduğu kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.