Karar Bülteni
AYM 2020/27548 BN.
Anayasa Mahkemesi | Mehmet Güney | 2020/27548 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/27548 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Askerlik hizmetindeki tehlikelere karşı koruyucu tedbir alınmalıdır.
- İdarenin silahlarının muhafazasında gerekli özen gösterilmelidir.
- Yaşam hakkı ihlallerinde etkili yargısal denetim zorunludur.
- İdarenin hizmet kusuru iddiaları derinlemesine araştırılmalıdır.
Bu karar hukuken, zorunlu askerlik hizmetini ifa eden erlerin yaşam hakkının korunması hususunda devlete düşen pozitif yükümlülüklerin kapsamını ve sınırlarını netleştirmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, askerî bir kışlada meydana gelen ateşli silah yaralanması olayında, idarenin ve görevli komutanların denetim ve gözetim sorumluluklarının idari yargı mercilerince ne ölçüde incelenmesi gerektiğini somut olay özelinde tartışarak ortaya koymuştur. Karar, kışla içindeki silahların muhafazası, personelin aralarındaki husumetlerin takibi ve olası tehlikelere karşı alınması gereken önlemlerin yetersizliğinin idarenin hizmet kusurunu doğurabileceğini göstermektedir. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının sadece kasıtlı eylemleri değil, idarenin denetim zafiyetinden kaynaklanan riskleri de kapsadığına işaret etmiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi, özellikle kışla içinde askerlerin kendi aralarında yaşadıkları kavga ve husumetlerin ardından ortaya çıkan silahlı şiddet olaylarında, idari yargı mercilerinin sadece failin eylemine değil, silsile yoluyla idarenin güvenlik zafiyetine de odaklanmasını zorunlu kılmasıdır. İdare mahkemeleri, bu tür olaylardan kaynaklanan tam yargı davalarında idarenin silah muhafaza prosedürlerini, olay öncesi risk tespiti yapılıp yapılmadığını ve olaya müdahale şeklinin makul olup olmadığını derinlemesine irdelemek zorundadır. Bu içtihat, idarenin kusursuzluk savunmasının sadece failin bağımsız eylemine dayandırılamayacağını, objektif özen yükümlülüğünün titizlikle denetlenmesi gerektiğini uygulamadaki mahkemelere kesin bir dille hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, İzmir Çiğli İkinci Ana Jet Üs Komutanlığında zorunlu askerlik hizmetini yaparken, bölükte iki asker arasında çıkan tartışma sonucunda trajik bir olayın mağduru olmuştur. Kavgaya karışan erlerden biri, olay gecesi komutanının kilitli dolabını zorlayarak kırmış, içindeki tabancayı ele geçirmiş ve husumetli olduğu diğer askeri vurmak için ateş açmıştır. Bu esnada içtima alanında komutanını bekleyen ve çıkan olayla hiçbir ilgisi bulunmayan başvurucu, komutanın faili engellemeye çalıştığı sırada silahtan çıkan kurşunlardan birinin göğsüne isabet etmesi neticesinde ağır yaralanmış ve hayati tehlike atlatmıştır.
Başvurucu, kışla içinde güvenliği sağlamakla yükümlü idarenin denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmediğini, komutanın kendisine zimmetli silahı güvenli bir şekilde muhafaza etmediğini belirterek Millî Savunma Bakanlığına karşı maddi ve manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemelerinin, olayda idarenin hiçbir kusuru olmadığı ve illiyet bağının tamamen kesildiği gerekçesiyle davasını reddetmesi üzerine başvurucu, ihlal iddialarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa m.17 kapsamında güvence altına alınan kişinin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı çerçevesinde ele almıştır. Yaşam hakkı, devlete yalnızca bireylerin yaşamına kasten son vermeme şeklindeki negatif yükümlülüğü değil, aynı zamanda yetki alanındaki bireylerin yaşamını her türlü riske karşı koruma yönündeki pozitif yükümlülüğü de yüklemektedir. Bu durum idarenin sorumluluk sahasını genişletmektedir.
Bu pozitif koruma yükümlülüğü, özellikle zorunlu askerlik hizmetini ifa eden kişilerin yaşamının korunması bağlamında daha da belirgindir. İdare, askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan erleri korumak için caydırıcı ve koruyucu yasal ile idari bir çerçeve oluşturmak zorundadır. Askerî kışlalarda emir komuta zinciri içinde yer alan sorumluların işleyebileceği kusur ve hataların önlenmesi ile silahların muhafazasına yönelik güvenlik tedbirlerinin eksiksiz uygulanması gerekmektedir. İdareden beklenen, öngörülebilir riskleri minimuma indirecek önlemleri almasıdır.
Bunun yanı sıra Anayasa m.17 gereğince devletin, yaşam hakkının tehlikeye girdiği durumlarda, ihlalleri tespit edecek ve zararları giderecek etkili bir yargısal sistem kurma ve işletme yükümlülüğü, yani usul boyutu bulunmaktadır. Tam yargı davalarında idari yargı mercileri, sadece genel geçer ifadelerle davanın reddine karar veremez; makul derecede özen ve ivedilik şartını yerine getirmelidir. İdare mahkemelerinin, komutanların kavgadan ne zaman haberdar olduğu, silahın kilitli dolapta usulüne uygun muhafaza edilip edilmediği ve olaya müdahale tarzının makul olup olmadığı gibi kilit soruları cevaplaması, olayın maddi koşullarını tam bir titizlikle araştırması hukuki bir zorunluluktur. Bu araştırmanın yapılmaması, devletin etkili yargısal denetim sağlama yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun askerlik hizmetini ifa ederken tamamen kendi iradesi ve eylemi dışında gelişen bir silahlı saldırı sonucunda hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını tespit etmiştir. Olayın gelişimi incelendiğinde, husumetli askerler arasında çıkan kavganın nöbetçi amirlere intikal etmesinin ardından bölük başçavuşunun tabancasını odasındaki dolabına kilitleyip bıraktığı, ancak failin bu dolabı zorlayarak açıp silahı kolaylıkla ele geçirdiği anlaşılmaktadır. Yaşanan bu olay zinciri, idarenin sorumluluğunun irdelenmesini mecburi kılmaktadır.
Yüksek Mahkeme, başvurucunun idari yargıda açtığı tam yargı davasında, derece mahkemelerinin olayın maddi gerçekliğini ve idarenin hizmet kusurunu yeterince irdelemediğine dikkat çekmiştir. İlk derece mahkemesi manevi tazminatı kısmen kabul ederken idarenin kusurunu açıklamamış, bölge idare mahkemesi ise davayı kesin olarak reddederken hiçbir gerekçe sunmadan idarenin olayda kusurunun bulunmadığını ve illiyet bağının koptuğunu belirtmiştir.
Oysa Anayasa Mahkemesine göre, derece mahkemelerinin bu sonuca varabilmesi için üç temel hususu mutlaka tartışması ve aydınlatması gerekiyordu: İlk olarak, askerî yetkililerin olay öncesindeki husumetten ve kavgadan ne zaman haberdar olduğu ve önleyici tedbir almalarının makul olarak beklenip beklenemeyeceği hususu. İkinci olarak, failin ele geçirdiği komutana ait dolabın usulüne uygun kilitlenip kilitlenmediği ve ölümcül bir silahın muhafazasında idari bir ihmal yahut zafiyet olup olmadığı. Son olarak da silahlı fail ateş ederken komutanın faile yönelik fiziki müdahale şeklinin makul olup olmadığı. Bölge idare mahkemesinin bu kilit soruları cevapsız bırakarak, detaylı bir kusur değerlendirmesi yapmadan davanın reddine karar vermesi, yargı makamlarından beklenen titizlik ve özen yükümlülüğü ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerince olayın oluş şekli ve idarenin kusuru hakkında yeterli inceleme yapılmaması nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.