Anasayfa Karar Bülteni AYM | Metin Atsak | BN. 2022/32033

Karar Bülteni

AYM Metin Atsak BN. 2022/32033

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/32033
Karar Tarihi 23.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız tutuklama tazminatları ihlalle orantılı olmalıdır.
  • Tazminat hakkın özünü zayıflatacak kadar düşük olamaz.
  • Mahkemeler tazminat takdirinde emsal kararları gözetmek zorundadır.
  • Önemsiz miktardaki manevi tazminat anayasal hakkı ihlal eder.

Bu karar, ceza yargılamaları sonucunda beraat eden kişilerin haksız yere cezaevinde tutuklu kaldıkları süreler için talep ettikleri manevi tazminatların belirlenmesinde yerel mahkemelerin takdir yetkisinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, haksız tutuklama nedeniyle açılan davalarda hükmedilen tazminat miktarının sembolik düzeyde kalmasının, anayasal güvence altındaki hakların özünü zedelediğini açıkça ortaya koymuştur. Karar, yerel mahkemelerin tazminat miktarlarını takdir ederken sadece kanuni bir formaliteyi yerine getirmekle kalmayıp, ihlalin ağırlığıyla orantılı, hakkaniyete uygun ve tatmin edici bir bedele hükmetmeleri gerektiğini çok net bir şekilde vurgulamaktadır.

Benzer davalar açısından bu kararın en büyük emsal etkisi, haksız tutuklama tazminatlarında Anayasa Mahkemesinin belirlediği asgari standartların ve geçmiş yıllara ait tazminat tarifelerinin yerel mahkemelerce mutlaka dikkate alınması gerektiğine yönelik bağlayıcı yaklaşımıdır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve hürriyeti kısıtlanan mağdurların tazminat davası aşamasında ikinci kez mağdur edilmesine yol açan düşük manevi tazminat kararları, bu içtihat sayesinde daha sıkı bir anayasal denetime tabi tutulacaktır. Mahkemelerin, bireyin hürriyetinden yoksun bırakılmasının yarattığı büyük travmayı ve ağır sosyal etkileri göz ardı ederek, emsal kararlarla bariz çelişen komik tazminatlara hükmetmesi durumunda, bu kararların Anayasa'nın güvence altına aldığı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını doğrudan ihlal edeceği kesinleşmiş durumdadır. Bu yönüyle karar, tazminat hukukunda mağdur haklarını ön plana çıkaran ve idarenin hukuka aykırı tutma eylemlerini daha etkin şekilde denetleyen yeni bir dönemin habercisidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, izinsiz olarak ateşli silah ve mermileri ülkeye sokma, imal etme ve satma gibi ağır suçlamalarla başlatılan bir ceza soruşturması kapsamında on bir Ekim iki bin on dört ile dokuz Nisan iki bin on beş tarihleri arasında iki farklı dönemde toplam beş ay on sekiz gün boyunca cezaevinde tutuklu kalmıştır. Yargılama süreci sonunda, iddiaların asılsız olduğu anlaşılarak ilgili ağır ceza mahkemesi tarafından başvurucunun beraatine karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakıldığını belirten başvurucu, cezaevinde geçirdiği bu sürede yaşadığı ağır maddi ve manevi mağduriyetin giderilmesi amacıyla Hazine aleyhine elli bin Türk Lirası maddi ve elli bin Türk Lirası manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Yargılamayı yürüten yerel mahkeme, başvurucuya sadece beş bin Türk Lirası civarında maddi ve on bin Türk Lirası manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Başvurucu, haksız yere cezaevinde tutuklu kaldığı uzun süre göz önüne alındığında kendisine ödenmesine karar verilen bu tazminat miktarının oldukça yetersiz bir tutar olduğunu, yaşadığı mağduriyeti gidermekten son derece uzak kaldığını savunarak istinaf yoluna gitmiş, oradan da ret yanıtı alınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu tür uyuşmazlıkları çözerken, öncelikle Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini teminat altına alan yirminci maddesini ve ceza muhakemesi sistemindeki tazminat kurallarını detaylıca değerlendirmektedir. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 kuralı büyük bir önem taşımaktadır. İlgili kural, kanuna aykırı olarak yakalanan, tutuklanan veya yargılama sonucunda beraat eden kişilerin uğradıkları maddi ve manevi zararların devletten tazminini isteme hakkını güvence altına almaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu kanun yolunun tüketilmesini takiben yapılan bireysel başvurularda temel inceleme noktasının, ödenen tazminatın yetersiz olup olmadığı meselesi olduğunu açıkça belirtmiştir.

Bu noktada Anayasa'nın güvence altına aldığı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali karşısında sağlanacak tazminatın, meydana gelen mağduriyetle makul ve adil bir orantı içinde olması zorunluluğu, yerleşik bir içtihat prensibi olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahkemelerin manevi tazminat miktarını belirlerken takdir yetkisi bulunsa da, bu yetki kesinlikle sınırsız ve keyfi değildir. Hükmedilen tazminat bedeli, ihlalin boyutuyla orantısız, son derece düşük ve önemsiz bir miktar olamaz.

Zira haksız tutuklama nedeniyle verilecek manevi tazminat, sebepsiz bir zenginleşme aracı olmamakla birlikte, bireyin özgürlüğünden mahrum bırakılmasının ruh dünyasında yarattığı manevi yıkımı bir nebze olsun hafifletecek tatmin edici bir etkiye sahip olmalıdır. Yüksek mahkemenin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere; tazminat miktarı belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklu kaldığı süre ve uygulanan sert koruma tedbirinin kişi üzerindeki olumsuz etkileri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmelidir. Tüm bu unsurları göz ardı eden ve Anayasa Mahkemesinin benzer ihlal kararlarında hükmettiği asgari tazminat bedellerinin çok altında kalan düşük ödemeler, anayasal hakların özünü zedeleyen ve hakkın kullanılmasını anlamsızlaştıran orantısız müdahaleler olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda yerel mahkeme tarafından hükmedilen tazminat miktarının hakkaniyete uygunluğunu incelemiş ve başvurucunun haksız yere tutuklu kaldığı beş ay on sekiz günlük uzun süre karşılığında belirlenen on bin Türk Lirası manevi tazminatı tüm detaylarıyla değerlendirmiştir. Bu inceleme kapsamında, ağır ceza mahkemelerinin maddi tazminat miktarları konusundaki takdir haklarına açık bir keyfilik olmadıkça müdahale edilmeyeceği belirtilmiş, yerel mahkemenin maddi zarara yönelik kararında bariz bir takdir hatası görülmemiştir. Ancak mesele kişinin hürriyetinden mahrum kalması sebebiyle ödenmesi gereken manevi tazminat yönünden ele alındığında durumun ciddiyeti daha da belirginleşmiştir.

Anayasa Mahkemesi, kendi yerleşik kararlarında ve geçmiş yıllardaki içtihatlarında, haksız tutuklama ve gözaltı tedbirleri sebebiyle hükmedilen manevi tazminat miktarları için her yıl güncellenen belirli asgari, ortalama ve azami standartlar oluşturmuştur. Somut olayın karara bağlandığı iki bin yirmi bir yılı verileri dikkate alındığında, Yüksek Mahkemenin benzer durumlarda haksız tutuklama nedeniyle asgari otuz bin Türk Lirası manevi tazminata hükmettiği çok net bir şekilde görülmektedir. Mahkemenin kendi standartlarına göre o dönem için ortalama rakam seksen bin Türk Lirası iken, başvurucuya ödenmesine karar verilen on bin Türk Liralık manevi tazminatın asgari standardın bile çok altında kaldığı, hatta üçte birine denk geldiği saptanmıştır.

İlk derece mahkemesince belirlenen bu yetersiz tazminat miktarının, başvurucunun özgürlüğünden haksız yere ve uzun süre mahrum bırakıldığı, ayrıca suçsuzluğunun kesinleştiği bir tabloda, onun hapishanede çektiği elem ve ıstırabı telafi etmekten son derece uzak olduğu vurgulanmıştır. Her ne kadar yerel mahkemelerin takdir hakları bulunsa da, tayin edilen bu çok düşük miktar, devletin kişi hürriyetine yönelik haksız müdahalesi karşısında sunması gereken giderim yükümlülüğünü tamamen işlevsiz kılmıştır. Verilen karar, tazminat hakkının özünü zayıflatacak ve hakkı anlamsızlaştıracak ölçüde düşük bulunmuş, bu durum anayasal güvencelere aykırı bir orantısızlık olarak nitelendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, haksız tutuklama tedbiri dolayısıyla hükmedilen tazminatın yetersizliği nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: