Karar Bülteni
AYM Şivan Tekin BN. 2022/55507
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/55507 |
| Karar Tarihi | 03.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız tutuklama tazminatı yetersiz olamaz.
- Tazminat tutarı hakkın özünü zayıflatmamalıdır.
- Tazminatta emsal yargı kararları dikkate alınmalıdır.
Bu karar, haksız yere veya ceza infaz kurumunda fazladan tutulan kişilere ödenecek tazminat miktarlarının belirlenmesinde derece mahkemelerinin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını net bir biçimde çizmesi bakımından büyük bir hukuki anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kanuna aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimseye sembolik veya yetersiz bir tazminat ödenmesinin, Anayasa ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ciddi biçimde zedeleyeceğini açıkça vurgulamıştır. Kişinin özgürlüğünden mahrum bırakıldığı sürenin uzunluğu ile hükmedilen meblağ arasında makul, adil ve orantılı bir bağ bulunması zorunludur. Hürriyetten yoksun kalmanın yarattığı manevi yıkımın gerçek anlamda telafi edilebilmesi için, mahkemelerin takdir ettiği rakamların günün ekonomik koşullarına ve hakkaniyet ilkelerine uygun olması şarttır.
Benzer tazminat davalarında emsal teşkil edecek olan bu karar, mahkemelerin tazminat miktarlarını belirlerken Anayasa Mahkemesi tarafından oluşturulan standartları ve güncel içtihatları mutlaka dikkate almaları gerektiğine kesin bir dille işaret etmektedir. Derece mahkemelerinin tazminat belirlemede belli bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte, takdir edilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verdiği veya verebileceği tazminatlara kıyasla kayda değer ölçüde düşük olmaması gerektiği kurala bağlanmıştır. Bu yaklaşım, uygulamada haksız tutuklama veya fazladan infaz durumlarında mağdur vatandaşlara ödenen son derece düşük miktarların önüne geçecek, yargıya olan güveni sarsan sembolik ödemeleri engelleyecek ve mağduriyetlerin adil bir zeminde telafi edilmesini sağlayacak güçlü bir emsal etkisine sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, kendisi hakkında yürütülen ceza yargılaması sonucunda verilen bazı mahkûmiyet hükümlerinin hukuka aykırı ve hatalı olarak kesinleştirilmesi ile infazına başlanması neticesinde ceza infaz kurumunda fazladan tutulmuştur. İlerleyen süreçte yargılamanın yenilenmesi ile birlikte infaza konu edilen suçlardan birinden beraat etmiş ve beraat kararı kesinleşmiştir. Bunun üzerine, haksız olarak cezaevinde fazladan geçirdiği uzun süreler için Hazineye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.
Davaya bakan ilk derece ağır ceza mahkemesi, başvurucunun 332 gün boyunca cezaevinde haksız yere fazladan tutulduğunu dosya kapsamındaki kayıtlarla tespit etmiş ancak bu çok uzun süreye karşılık oldukça cüzi bir miktar olan 20.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. İstinaf mahkemesi de bu tazminat miktarını onayarak kararı kesinleştirmiştir. Başvurucu, özgürlüğünden haksız yere mahrum kaldığı yaklaşık bir yıllık süreye karşılık kendisine ödenmesine karar verilen tazminat miktarının çok düşük ve yetersiz olduğunu, asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamaların hakkaniyete aykırı düştüğünü, manevi yıpranmasının karşılanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ikinci ve dokuzuncu fıkralarını dikkate almıştır. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası, bu madde kapsamındaki esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kimselerin uğradıkları zararların, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devletçe ödeneceğini açık ve kesin bir dille hüküm altına almaktadır. Haksız hürriyet kısıtlamalarına karşı devletin mali sorumluluğu bu anayasal güvence ile sabittir.
Konunun yasal çerçevesini oluşturan temel kural olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141, kanuna aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerin, maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerini ayrıntılı olarak düzenlemektedir. Bu yasa maddesi uyarınca açılacak tazminat davalarında derece mahkemelerinin, somut olayın şartlarına ve dosya kapsamına göre tazminat miktarını belirlemede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensiplerine göre bu takdir yetkisi sınırsız ve keyfî değildir. Meydana gelen hak ihlaliyle orantılı olmayan, son derece önemsiz veya sadece sembolik miktarda bir tazminata hükmedilmesi, Anayasa'nın 19. maddesinin gerekliliklerini yerine getirmeyecektir. Tazminat miktarının Anayasa'ya uygun olup olmadığı denetlenirken, tazminata karar veren derece mahkemesinin karar tarihinde Anayasa Mahkemesinin benzer ihlaller için verdiği veya verebileceği tazminat miktarlarıyla somut bir karşılaştırma yapılması zorunludur.
Hükmedilen tutar, emsal kararlara ve Anayasa Mahkemesi standartlarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Tazminat miktarı belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, haksız koruma tedbirinin veya haksız infazın kişinin yaşamı üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler, hürriyetten yoksun bırakılma süresi ve ihlalin genel ağırlığı bir bütün olarak ele alınmak zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ceza infaz kurumunda haksız olarak fazladan 332 gün boyunca tutulduğunun ağır ceza mahkemesi ve istinaf mahkemesi tarafından da açıkça tespit edildiğini gözlemlemiştir. Bu mutlak tespit neticesinde, başvurucunun uğradığı manevi zararların telafi edilmesi amacıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 kapsamında bir miktar tazminata hükmedilmiş olması prensip olarak doğru ve kanuna uygun bulunmuştur. Ancak mahkemenin çözmesi gereken asıl temel mesele, hürriyetten yoksun kalınan süreye karşılık hükmedilen bu manevi tazminat miktarının gerçekten yeterli olup olmadığıdır.
Ağır Ceza Mahkemesi ve İstinaf Mahkemesi tarafından, başvurucunun fazladan cezaevinde geçirdiği 332 günlük özgürlük mahrumiyeti süresi için uygun görülen manevi tazminat miktarı sadece 20.000 TL'dir. Anayasa Mahkemesi, bu tutarı kendi içtihatlarında benzer haksız tutuklama veya haksız infaz süreleri için belirlediği ve ödenmesine karar verdiği tazminat miktarlarıyla kıyaslamıştır. Bu kıyaslama sonucunda, derece mahkemelerince takdir edilen miktarın son derece düşük kaldığı tespit edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin aynı dönemdeki standartlarına göre, benzer ihlaller için hükmedilen asgari tazminat tutarları bu rakamın çok daha üzerindedir.
Derece mahkemelerinin tazminat belirleme konusunda takdir yetkisi ve esnekliği bulunsa da, takdir edilen 20.000 TL'lik tutarın somut olayın şartlarında tazminat hakkının özünü zayıflatacak ve bu anayasal hakkı adeta anlamsız kılacak kadar düşük olduğu değerlendirilmiştir. Hürriyetten yoksun kalınan sürenin uzunluğu dikkate alındığında, verilen manevi tazminatın kişinin uğradığı manevi elem, ıstırap ve sosyal kaybı telafi etmekten son derece uzak olduğu, dolayısıyla orantılılık ilkesiyle kesinlikle bağdaşmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Bu durum, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının anayasal standartlarda etkili bir biçimde korunmadığını göstermektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve başvuruyu kabul etmiştir.