Karar Bülteni
AYM Ayhan Gün ve Diğerleri BN. 2020/22107
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/22107 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız tutuklama tazminatı manevi zararı karşılamalıdır.
- Hükmedilen tazminat AYM standartlarından düşük olamaz.
- Slogan atılması tek başına kuvvetli suç şüphesi değildir.
- Beraat kararı sonrası tazminat davası açılması zorunludur.
Bu karar, beraatle sonuçlanan ceza yargılamaları neticesinde haksız tutuklama nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında hükmedilen bedellerin yeterliliği hususunda hukuken son derece belirleyici ve bağlayıcı bir standart sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, beraat eden kişilerin haksız olarak özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları süreler için idare ve ağır ceza mahkemelerince takdir edilen manevi tazminat miktarlarının, Anayasa Mahkemesi'nin benzer ihlal kararlarında belirlediği asgari tutarların çok altında kalamayacağını açıkça teyit etmiştir. Hukuken bu durum, yerel mahkemelerin tazminat takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde mağdura adil bir tatmin sağlaması gerektiğini göstermektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından karar, haksız tutuklama tazminatlarının hesaplanmasında güncel ekonomik koşulların ve Anayasa Mahkemesi tarafından oluşturulan kriterlerin doğrudan baz alınmasını zorunlu kılmaktadır. Derece mahkemelerinin yalnızca sembolik ve cüzi miktarlarda tazminatlara hükmetmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının doğrudan ihlali anlamına gelecektir. Ayrıca, salt toplantı ve gösterilerde atılan sloganların veya ölüm orucundaki kişilere tıbbi veya insani maksatla refakat etmenin tek başına terör örgütü üyeliği suçlaması için kuvvetli şüphe oluşturmayacağı yönündeki tespitler, tutuklama kararı veren makamlar açısından son derece kritik ve bağlayıcı bir emsal teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, bir arama kararı uygulaması sırasında polis ekiplerince durdurulmuş, kimlik kontrolü esnasında slogan attıkları, aranan şahısların kaçmasına imkan sağladıkları ve ölüm orucundaki eylemcilere yardım ettikleri iddiasıyla gözaltına alınmıştır. İfade işlemlerinin ardından silahlı terör örgütü üyesi oldukları suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmişlerdir. Yargılama sürecinde tahliye edilen ve nihayetinde haklarında beraat kararı verilen başvurucular, haksız yere gözaltında kalmaları ve tutuklanmaları nedeniyle ağır ceza mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkeme başvuruculara 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiş, ancak bu miktar istinaf ve Yargıtay aşamalarından geçerek kesinleşmiştir. Başvurucular, hükmedilen tazminat miktarının oldukça düşük ve sembolik olması sebebiyle haksızlık yaşandığını ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19. maddesi ile tutuklama şartları ve haksız tutuklama tazminatını belirleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükümlerine dayanmıştır.
Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca bir kimse hakkında tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için öncelikle atılı suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtilerin bulunması zorunludur. Somut olayda 5271 sayılı Kanun m. 100 gereğince tutuklama kararı verilebilmesi için slogan atılması veya belirli kişilere refakat edilmesi gibi eylemlerin, doğrudan terör örgütünün talimatlarıyla ve örgütsel bir hiyerarşi içinde gerçekleştirildiğinin somut olgularla ortaya konulması gerekmektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, haklarında beraat veya takipsizlik kararı verilen kişilerin 5271 sayılı Kanun m. 141/1-e bendi uyarınca açtıkları haksız tutuklama tazminatı davaları, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası güvencesi altındadır. Yargı mercilerinin manevi tazminat miktarını belirlerken belli bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte, hükmedilen bedelin meydana gelen ihlalin ağırlığıyla mutlaka orantılı olması şarttır. Anayasa Mahkemesi'nin içtihatlarında da vurgulandığı üzere, yerel mahkemelerce takdir edilen manevi tazminat tutarı, Anayasa Mahkemesi'nin benzer durumlarda ihlal saptayarak hükmettiği asgari tutarlardan kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Hakkaniyet kurallarına uymayan tutarlardaki tazminatlar, devletin haksız tutuklamaya karşı mağduriyeti giderme yükümlülüğünü işlevsiz bırakmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucular hakkında verilen tutuklama kararına temel oluşturan eylemleri detaylı bir biçimde incelemiştir. Başvurucuların olay tarihinde arama yapılmasını engellemek veya aranan kişinin kaçmasını sağlamak maksadıyla hareket ettiklerine dair kolluk tutanaklarında herhangi bir olgusal tespitin bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca, ölüm orucundaki kişilere refakat etmek veya sadece slogan atmak gibi davranışların, doğrudan silahlı terör örgütünün talimatlarıyla ve örgütsel amaçlarla gerçekleştirildiğine dair kuvvetli suç şüphesini doğuracak somut delillerin soruşturma makamlarınca ortaya konulamadığı saptanmıştır. Bu eksiklikler doğrultusunda tutuklama tedbirinin hukuki olmadığı tespiti yapılmıştır.
Tazminat davası boyutunda ise başvurucuların haksız tutukluluk hâlleri sona erdikten ve ağır ceza mahkemesinde beraat ettikten sonra açtıkları davada, ilk derece mahkemesi tarafından kendilerine 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, bu miktarın kendi içtihatlarında benzer ihlaller için öngörülen asgari tazminat miktarlarının çok altında kaldığına dikkat çekmiştir. Hükmedilen 20.000 TL'nin, somut olayın koşulları ve tutuklu kalınan süre göz önüne alındığında, tazminat hakkının özünü zayıflatacak kadar düşük ve sembolik kaldığı, dolayısıyla bireylerin uğradığı manevi zararı telafi etmekten son derece uzak olduğu vurgulanmıştır. Manevi tazminat miktarının düşük belirlenmesinin, devletin haksız olarak özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerin zararlarını hakkaniyete uygun şekilde karşılama yükümlülüğünü ihlal ettiği belirtilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmaması ve haksız gözaltı ile tutuklama tedbirleri dolayısıyla hükmedilen manevi tazminatın yetersizliği nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.