Karar Bülteni
AYM Aziz Yıldırım BN. 2022/13809
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/13809 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İfade özgürlüğü şok edici sözleri de kapsar.
- Sözler bağlamından koparılarak hakaret suçu oluşturulamaz.
- Tanınmış kişilerin eleştiriye tahammül sınırı geniştir.
- Karşılıklı tartışmalarda cevap verme imkânı gözetilmelidir.
Bu karar, anayasal bir hak olan ifade özgürlüğü ile bireylerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki adil dengenin nasıl kurulması gerektiği yönünde oldukça kritik bir hukuki standart getirmektedir. Anayasa Mahkemesi, hakaret suçlamalarına konu edilen kelimelerin tek başına ve izole bir biçimde değil, sarf edildikleri ortam, olayın genel bağlamı ve tarafların toplumsal konumları dikkate alınarak bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Özellikle kamuoyunca yakından tanınan, kitle iletişim araçlarına erişimi olan ve kendisine yönelik eleştirilere cevap verme imkânı bulunan kişilere yönelik sert eleştirilerin doğrudan hakaret olarak nitelendirilmemesi gerektiği tescillenmiştir.
Benzer davalarda önemli bir emsal niteliği taşıyan bu karar, spor, siyaset veya sanat camiasındaki kamuya mal olmuş kişiler arasındaki tartışmalarda ifade özgürlüğünün sınırlarının sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha geniş yorumlanması gerektiğine işaret etmektedir. Yerel mahkemelerin sadece kullanılan rahatsız edici sözcüklere odaklanıp, bağlamı göz ardı ederek şablon gerekçelerle mahkûmiyet kararı vermesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Bundan sonraki hukuki süreçlerde, şikâyetçinin medyada cevap verme gücü, tartışmayı kimin başlattığı ve ifadelerin genel bir kamusal tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı hususları, ceza yargılamalarında belirleyici ve zorunlu birer kriter olarak dikkate alınacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Fenerbahçe Spor Kulübü eski başkanı olan başvurucu, bir televizyon programında kendisi hakkında iddialarda bulunan bir spor yorumcusuna karşı kulüp stadyumunda kapsamlı bir basın toplantısı düzenlemiştir. Bu toplantı sırasında spor yorumcusunun eleştirilerine yanıt verirken kullandığı "gerizekalılık, ahlaksızlık" şeklindeki ifadeler, yorumcu tarafından yargıya taşınmıştır.
Müşteki spor yorumcusu, söz konusu ifadelerle kendisine aleni olarak hakaret edildiğini iddia ederek şikâyetçi olmuştur. İlk derece mahkemesi, kullanılan sözlerin eleştiri sınırlarını aştığına ve şeref, onur ile saygınlığı rencide edecek boyutta olduğuna karar vererek başvurucu hakkında adli para cezasına hükmetmiştir. İstinaf kanun yolunda da kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu, sarf ettiği sözlerin eleştiri ve cevap niteliğinde olduğunu, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mevcut uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 125 kapsamında düzenlenen hakaret suçu arasındaki ince dengeyi mercek altına almıştır.
Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, ifade özgürlüğüne yönelik hukuki bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için söz konusu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olması şarttır. Yargılama makamlarının, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurmaları hayati önem taşımaktadır. Bu anayasal dengeleme işlemi yapılırken; ifadeleri dile getiren ile hedef alınan kişilerin toplumsal kimliği, hedef alınan kişinin kamusal konumu veya ünlülük düzeyi, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkısı, kamuoyunu bilgilendirme değeri ve muhatabın bu ifadelere kitle iletişim araçlarıyla cevap verme olanağı gibi evrensel kriterler mutlaka dikkate alınmalıdır.
Doktrin kuralları ve anayasal ilkeler ışığında, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ifade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören veya tamamen zararsız sayılan bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda muhatabı kırıcı, şok edici veya ciddi şekilde rahatsız edici olanlar için de geçerli bir haktır. Ayrıca, ceza yargılamalarında ifadelerin bağlamından kopartılmaması, sözlerin tekil kelimeler olarak değil, konuşmanın bütünü içindeki anlamıyla değerlendirilmesi anayasal bir zorunluluktur. Hakaret eyleminin tespitinde, hedef alınan kişinin bir tartışmayı önceden başlatıp başlatmadığı, sözlerin bir cevap niteliği taşıyıp taşımadığı ve kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt verme imkânına sahip olup olmadığı, eleştiriye tahammül sınırını doğrudan belirleyen temel hukuk kuralları arasında yer almaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin yargılama usulünü ve gerekçesini detaylı biçimde incelemiştir. Başvurucunun, milyonlarca taraftarı bulunan bir spor kulübünün uzun yıllar başkanlığını yapmış olduğu, şikâyetçinin ise geniş kitlelere hitap eden bir televizyon programında yorumculuk ve gazete köşe yazarlığı yaptığı tespiti yapılmıştır. Başvurucunun sarf ettiği ifadelerin, şikâyetçinin televizyon ekranlarında kendisi hakkında ileri sürdüğü iddialara bir cevap niteliği taşıdığı görülmüştür.
Mahkeme, ilk derece makamlarının ifadeleri bağlamından kopardığını saptamıştır. Başvurucunun yaklaşık üç saat süren ve spor camiasındaki pek çok sorunun tartışıldığı basın toplantısı bir bütün olarak ele alınmamış, yalnızca "gerizekalı, ahlaksız" kelimeleri cımbızlanarak hakaret suçu kapsamına sokulmuştur. Oysa şikâyetçi tarafın, konumu gereği televizyon ekranlarından bu eleştirilere kolaylıkla cevap verebilme ve kendi görüşünü geniş kitlelere ulaştırabilme imkânı bulunmaktadır. Şikâyetçinin kitle iletişim aracı üzerinden başlattığı bir tartışmada, kendisine yöneltilen sert eleştirilere daha fazla tahammül etmesi gerektiği hususu derece mahkemelerince gözetilmemiştir.
Yargılamayı yürüten mahkemelerin, başvurucunun ifade özgürlüğü ile şikâyetçinin şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurmaya çalışmadığı, kullanılan dil ve üslubun rahatsız edici olmasının tek başına ifade özgürlüğü korumasını ortadan kaldırmayacağı ilkesini göz ardı ettiği belirlenmiştir. Mahkûmiyet kararının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğinin ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulamadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.