Anasayfa Karar Bülteni AYM | Bayram Yaba ve Diğerleri | BN. 2021/26341

Karar Bülteni

AYM Bayram Yaba ve Diğerleri BN. 2021/26341

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/26341
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Devletin gözetimindeki mahpusun sağlığı korunmalıdır.
  • Yaşam hakkı etkili bir ceza soruşturmasını gerektirir.
  • Ölüm ile ihmal arasındaki illiyet bağı aydınlatılmalıdır.
  • Eksik adli tıp raporuyla soruşturma kapatılamaz.

Bu karar, devletin gözetimi altındaki kişilerin yaşam hakkının korunması bağlamında ceza infaz kurumlarının ve yargı mercilerinin sorumluluklarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, hapishanedeki bir mahpusun hayati öneme sahip ilaçlara erişiminin engellenmesi neticesinde meydana gelen ölüm olayında, yürütülen ceza yargılamasının maddi gerçeği aydınlatmaktan uzak olduğuna hükmetmiştir. Karar, idarenin ihmali davranışları ile ölüm neticesi arasındaki illiyet bağının, sadece genel geçer ve ihtimallere dayalı tıbbi raporlarla kesilemeyeceğini, mahkemelerin bu bağı derinlemesine araştırmakla yükümlü olduğunu göstermektedir.

Emsal teşkil eden bu içtihat, ceza infaz kurumlarında mahpusların sağlık hizmetlerine ve özellikle zorunlu ilaçlarına erişiminin sağlanması konusunda yetkililere düşen pozitif yükümlülüklerin sınırlarını netleştirmektedir. Benzer davalarda yargı mercilerinin, ihmali eylemler neticesinde gerçekleşen ölümlerde hastalığın doğası gereği ani ölüm riski vardır şeklindeki genel tıbbi kabullerle yetinmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Soruşturma makamları ve mahkemeler, somut olayın özelliklerine göre eksik bırakılan tedavinin ölüme etkisini detaylı tıbbi verilerle, istatistiklerle ve hastanın sağlık geçmişiyle karşılaştırmalı olarak incelemek zorundadır. Bu durum, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmemesi adına uygulamadaki tüm soruşturmalar için katı bir standart getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Epilepsi hastası olan Ö. Y., kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna nakledildiği sırada yanında getirdiği ve sürekli kullanmak zorunda olduğu zorunlu ilaçları cezaevi görevlilerine teslim etmiştir. Ancak görevliler, o an için yanlarında reçete olmamasını gerekçe göstererek ilaçları mahpusa vermemiştir. Ertesi gün kurum doktorunun da görevde olmaması sebebiyle idari engelleri aşıp ilaçlarına ulaşamayan hükümlü, koğuşunda ölü bulunmuştur.

Olayın ardından başlatılan ceza soruşturması neticesinde, ilaçları vermeyen infaz koruma başmemuru ve sağlık memuru hakkında ihmali davranışla kasten öldürme suçundan kamu davası açılmıştır. Ağır ceza mahkemesi, ölümün hastalığın doğasından da kaynaklanabileceği yönündeki genel tıp raporuna dayanarak sanıkların beraatine karar vermiştir. İstinaf incelemesinde ise bölge adliye mahkemesi sanıkları ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırmış ve hükmün açıklanmasını geri bırakmıştır. Ölenin yakınları olan başvurucular, cezaevi görevlilerinin ihmali neticesinde yakınlarının yaşamını yitirdiğini ve yargılamanın eksik incelemeyle, etkisiz bir biçimde yürütüldüğünü belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşama hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklere dayanmıştır. Bu yükümlülük, devletin sadece bireylerin yaşamını korumak için gerekli yasal ve idari çerçeveyi oluşturmasını değil, aynı zamanda bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmasını da gerektirmektedir. Usul yükümlülüğü, şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini zorunlu kılar.

Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, kasten ya da saldırı veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölümlerde devletin ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü mutlaktır. Kasıtlı olmayan eylemler açısından hukuki veya idari yollar yeterli görülebilse de, kamu makamlarının muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir kusuru varsa ceza soruşturması yürütülmesi zorunludur. Yani yetkili makamlar, kendilerine verilen yetkiler kapsamında yaşam için var olan riskleri bertaraf etmek adına gerekli ve yeterli önlemleri almamışlarsa ve bu durum bireylerin hayatını tehlikeye atmışsa, sorumluların yargılanmaması yaşam hakkının ihlaline neden olur.

Etkili bir soruşturmanın varlığından söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek bütün delilleri tespit etmesi, olaya karışanlardan bağımsız olması ve makul bir özenle hareket etmesi gerekmektedir. Ceza infaz kurumlarında devletin gözetimi ve denetimi altında bulunan kişilerin sağlığının ve yaşamının korunması, idarenin en temel ödevlerindendir. Bu kişilerin zorunlu ilaçlarına erişiminin engellenmesi gibi durumlarda meydana gelen ölümlerin aydınlatılmasında, sadece ihtimallere dayalı soyut tıp raporları yeterli kabul edilemez; kamu görevlilerinin ihmali ile ölüm neticesi arasındaki illiyet bağı titizlikle araştırılmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ceza infaz kurumuna alındıktan sonra kamu görevlilerinin denetimi altına giren Ö. Y.'nin, epilepsi hastalığı için hayati öneme sahip ilaçlarını kullanmasına müsaade edilmediğini tespit etmiştir. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporda, ölümün epilepsiye bağlı komplikasyonlar sonucu gerçekleştiği ve ilacın kullanılmamasının ölüme neden olabileceği belirtilmiş; ancak ilaçlarını düzenli kullanan hastalarda da ani beklenmedik ölümlerin (SUDEP) görülebileceğine işaret edilmiştir. Yargı mercileri, bu rapordaki ihtimal değerlendirmesini esas alarak ölüm ile görevlilerin ihmali davranışları arasında illiyet bağı kurmaktan kaçınmıştır.

Anayasa Mahkemesi, İhtisas Kurulunca hazırlanan bu raporun ölümden doğan sorumluluğun tespiti için yeterli olmadığına karar vermiştir. Raporda, hükümlünün daha önce ilaçlarını düzenli kullanıp kullanmadığı, söz konusu ilacı kullanmamasının sağlığı üzerindeki tam etkisi ve ilacı kullanmayan epilepsi hastalarındaki ani ölüm oranlarının istatistiksel karşılığı gibi temel hususların hiçbir şekilde aydınlatılmadığı vurgulanmıştır. Yargı mercilerinin, bu eksiklikleri giderecek ek raporlar almadan veya somut olayın özelliklerini derinlemesine incelemeden karar vermiş olması, yaşam hakkının gerektirdiği etkili yargısal koruma yükümlülüğüyle bağdaşmaz bulunmuştur.

İlaçlarını düzenli kullanan epilepsi hastalarında ani ölümün görülebilmesi ihtimalinin, devletin gözetimi altındaki bir hastaya zorunlu ilaçlarının verilmemesi ile ölüm arasında hiçbir zaman illiyet bağı kurulamayacağı şeklinde yorumlanması açıkça hatalı görülmüştür. Aksine bir yorumun, devletin kendi gözetimi altındaki hastaların ölümlerinden hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağı gibi kabul edilemez bir sonuca yol açacağı belirtilmiştir. Bu sebeple ceza yargılamasında yapılan incelemenin yaşam hakkının usul boyutunun gerekliliklerini karşılamaktan oldukça uzak olduğu değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: