Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Centur Turizm İnş. Şti. Kararı 2021/390 B.

Anayasa Mahkemesi Centur Turizm İnş. Şti. Kararı 2021/390 B.

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkını da yasal bir teminat olarak kapsamaktadır. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilme, derdest olan bir davaya katılabilme ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde esastan karara bağlanmasını isteyebilme hakkı, hukuk devletinin en vazgeçilmez temel gerekliliklerinden biridir. Bu hakkın sınırlandırılması, ancak Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca meşru bir amaca yönelik olduğunda, demokratik toplum düzeninin gereklerine uyduğunda ve ölçülülük ilkesini ihlal etmediğinde hukuka uygun kabul edilir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/390
Karar Tarihi 10.07.2024
Taraf Centur Turizm İnş. Şti.
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Gerekçesiz kısa kararın tefhimi istinaf süresini başlatmaz.
  • gavel Karar gerekçesi öğrenilmeden kanun yoluna başvurulması beklenemez.
  • gavel Sürenin tefhimle başlatılması mahkemeye erişim hakkını zedeler.
  • gavel Aşırı şekilci usul yorumları adil yargılanmayı ihlal eder.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı, ilk derece mahkemelerinin duruşma sonunda açıkladıkları ve sadece hüküm fıkrasını içeren kısa kararların, kanun yoluna başvuru süresini başlatmayacağını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, hukuki ve maddi gerekçesi açıklanmamış bir hükmün hukuken tam anlamıyla tefhim edilmiş sayılamayacağına işaret etmektedir. Mahkemeye erişim hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, davanın taraflarının kararın hangi maddi ve hukuki dayanaklara göre verildiğini tam olarak bilmesi şarttır. Kararın gerekçesini bilmeyen bir başvurucudan, henüz iddialarının neden reddedildiğini dahi anlamadan kanun yoluna başvurmasını beklemek, hak arama hürriyetine ölçüsüz ve ağır bir müdahale niteliğindedir.

Bu yönüyle karar, usul kurallarının katı uygulanması nedeniyle mağduriyet yaşanan benzer hukuki uyuşmazlıklarda son derece güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle kısa kararla yetinilen ve sürelerin tefhimle birlikte son derece hızlı işlemeye başladığı yargılamalarda, bölge adliye mahkemelerinin süre hesabını yaparken son derece titiz davranması gerektiğini göstermektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan sürenin tefhimle başlaması kuralının, ancak kararın gerekçesinin de taraflara tefhim edildiği istisnai durumlarda geçerli olabileceği anayasal bir güvence olarak tescillenmiştir. Böylece, aşırı şekilci usul yorumlarıyla vatandaşların adalete erişiminin engellenmesinin önüne geçilmiş, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan mahkemeye erişim hakkı uygulamada da güvence altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu şirket, tarafı olduğu bir hukuki süreçte mülkiyet hakkını ilgilendiren ve bir malın aidiyetinin belirlenmesi amacıyla icra hukuk mahkemesinde istihkak davası açmıştır. Yargılamayı yapan ilk derece mahkemesi, davanın son duruşmasında sadece kısa kararı, yani davanın reddedildiğine ilişkin hüküm sonucunu açıklamış, ancak kararın hangi hukuki kurallara ve maddi gerekçelere dayandığını duruşma esnasında belirtmemiştir. Başvurucu şirket, kararın gerekçesini resmi olarak öğrendikten sonra yasal hakkını kullanarak bir üst mahkemeye, yani istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Ancak istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi, başvurucunun itirazını incelerken başvuru süresinin gerekçeli kararın tebliğinden değil, ilk derece mahkemesinin hiçbir gerekçe içermeyen kısa kararı açıkladığı duruşma tarihinden, yani tefhimden itibaren başladığını kabul etmiştir. Bu katı hesaplamaya göre başvurunun yasal süre geçtikten sonra yapıldığı kanaatine varılmış ve istinaf talebi usulden kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu şirket, henüz gerekçesini bilmediği bir karara karşı itiraz süresinin başlatılmasının mantığa ve hukuka aykırı olduğunu, bu durumun savunma yapmayı imkânsız kıldığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkını da yasal bir teminat olarak kapsamaktadır. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilme, derdest olan bir davaya katılabilme ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde esastan karara bağlanmasını isteyebilme hakkı, hukuk devletinin en vazgeçilmez temel gerekliliklerinden biridir. Bu hakkın sınırlandırılması, ancak Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca meşru bir amaca yönelik olduğunda, demokratik toplum düzeninin gereklerine uyduğunda ve ölçülülük ilkesini ihlal etmediğinde hukuka uygun kabul edilir.

Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt unsurlarını barındırır. Mahkemeye erişim hakkına getirilen bir kısıtlamanın, ulaşılmak istenen meşru amaç ile bireyin hakkı arasında adil bir denge kurması zorunludur. Usul kuralları, davaların düzenli ve makul sürede yürütülmesi için elbette gereklidir. Ancak bu kuralların, kişilerin mahkemeye erişimini imkânsız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracak şekilde katı ve şekilci yorumlanması, hakkın özünü zedeler.

Kanun yolu başvuru sürelerinin başlatılmasında dikkate alınan tefhim kavramı, yargılama hukukunda kararın duruşmada taraflara sözlü olarak bildirilmesini ifade eder. Ancak yerleşik anayasal yargı içtihatlarına göre, bir hükmün hukuken geçerli bir şekilde tefhim edilmiş sayılabilmesi için sadece sonucunun değil, aynı zamanda gerekçesinin de taraflara açıklanmış olması zorunludur. Mahkemelerin, taraflara kararın hukuki ve maddi dayanaklarını eksiksiz sunması, gerekçeli karar hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Kararın gerekçesini bilmeyen bir kişinin, o karardaki hukuki hataları tespit edip etkili bir kanun yolu başvurusu hazırlaması eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu bağlamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili usul yasalarındaki usul sürelerinin başlangıcının, kişinin henüz içeriğini bilmediği bir kararın salt sonucunun açıklandığı tarihten başlatılması, anayasal güvencelerle bağdaşmaz ve adil yargılanma hakkını doğrudan ihlal eder.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucu şirketin istihkak davasında verilen karara karşı yaptığı istinaf başvurusunun reddedilmesi sürecini adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden detaylı bir şekilde incelemiş ve titizlikle değerlendirmiştir. İlk derece mahkemesi olan İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan yargılamanın sonunda sadece kısa karar açıklanmış, uyuşmazlığın çözümüne dayanak teşkil eden hukuki ve maddi gerekçeler duruşmada ortaya konulmamıştır.

İstinaf incelemesini gerçekleştiren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi ise kanun yolu başvuru süresini, kararın gerekçesinin detaylıca öğrenildiği tebliğ tarihinden değil, hiçbir gerekçe içermeyen kısa kararın duruşmada açıklandığı tefhim tarihinden itibaren başlatarak istinaf talebini süre aşımı gerekçesiyle usulden reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, kanun yolu merciinin bu katı uygulamasının ve süre hesabının başvurucu açısından tamamen öngörülemez nitelikte olduğuna kanaat getirmiştir. Yüksek Mahkemeye göre, bir davanın tarafının, henüz neden aleyhine karar verildiğini bilmeden, kararın hukuki hatalar içerip içermediğini mantıklı bir şekilde değerlendirmeden bir üst mahkemeye itiraz etmeye zorlanması kesinlikle kabul edilemez.

Başvurucunun, gerekçeli kararı tebliğ almadan ve itiraz argümanlarını oluşturmadan istinaf yoluna başvurmasını beklemek, hak arama özgürlüğünün kullanılmasını son derece zorlaştıran, ağır ve orantısız bir usulü külfettir. Kanun yolu merciinin süreye ilişkin bu aşırı şekilci yorumu, yargılamanın güvenilirliğini ve adalete erişim imkânını derinden zedelemiştir. Mahkemeye erişim hakkına yapılan bu sert müdahale, usul kurallarıyla hedeflenen hukuki belirlilik ve usul ekonomisi amaçlarıyla kıyaslandığında başvurucuya yüklenen külfet açısından orantısız bulunmuş ve ölçülülük ilkesine açıkça aykırı olarak değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, tespit edilen bu ağır hak ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için davanın yeniden görülmesinde hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğuna, istinaf talebinin süresinde olmadığından reddine ilişkin kararın kaldırılarak davanın esastan incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Duruşmada sadece karar sonucu söylendi, itiraz sürem hemen başlar mı? expand_more
Anayasa Mahkemesinin güncel emsal kararına göre, mahkemenin duruşmada yalnızca davanın reddedildiğine veya kabul edildiğine dair kısa kararını (hüküm sonucunu) açıklaması, üst mahkemeye başvuru (istinaf veya temyiz) süresini kesinlikle başlatmaz. Bir hukuki uyuşmazlıkta itiraz süresinin işlemeye başlayabilmesi için, söz konusu kararın hangi maddi olaylara ve hukuki kurallara dayandığının tarafınıza açıkça bildirilmesi gerekir. Sadece sonucu açıklanmış ancak gerekçesi bilinmeyen bir hüküm, hukuken tam anlamıyla "tefhim edilmiş" (öğrenilmiş) sayılamayacağından itiraz süreniz gerekçeli kararın tarafınıza tebliğ edilmesiyle başlayacaktır.
Gerekçeli kararı beklerken itiraz süresini kaçırdım dediler, ne yapabilirim? expand_more
Bölge Adliye Mahkemelerinin (İstinaf), başvuru süresini sadece hiçbir gerekçe barındırmayan kısa kararın açıklandığı tarihten başlatması ve itirazınızı süre aşımı nedeniyle kesin olarak usulden reddetmesi adil yargılanma hakkının açık bir ihlalidir. Anayasa Mahkemesi, bir davanın tarafının neden haksız bulunduğunu bilmeden ve hukuki hataları incelemeden etkili bir kanun yolu başvurusu hazırlamasının kendisinden beklenemeyeceğini vurgulamaktadır. Mahkemeye erişim hakkınıza yapılan bu haksız ve orantısız müdahaleye karşı bireysel başvuru yoluyla hakkınızı arayabilir, ihlalin tespitiyle dosyanızın yeniden görülmesini (yeniden yargılama) talep edebilirsiniz.
Mahkeme karar verirken nedenini bana açıklamak zorunda değil mi? expand_more
Kesinlikle zorundadır. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında, her yurttaşın mahkeme kararlarının nedenlerini öğrenme hakkı vardır. Bir kararın hukuken geçerli bir şekilde tefhim edilmiş (bildirilmiş) sayılabilmesi için sadece hükmün sonunun değil, yargılamanın sonucunu belirleyen tüm maddi ve hukuki gerekçelerin de taraflara açıklanmış olması zorunludur. Aksi takdirde, kararın gerekçesini bilmeyen bir kişinin o karardaki hukuka aykırılıkları tespit edip üst mahkemede etkili bir savunma yapması eşyanın tabiatına aykırıdır.
İstinaf mahkemesi bu yüzden dosyamı reddetti, kararı bozulur mu? expand_more
Evet, istinaf merciinin usul kurallarını bu şekilde katı ve aşırı şekilci bir yaklaşımla uygulaması hukuka aykırıdır ve Anayasa Mahkemesi nezdinde bozma sebebidir. Usul kuralları davaların düzenli yürütülmesi için var olsa da, kişilerin adalete erişimini imkânsız kılacak derecede katı uygulanamaz. Anayasa Mahkemesi, sürenin salt sonucun açıklandığı tarihten başlatılmasını ve bu temelde verilen ret kararlarını mahkemeye erişim hakkına "orantısız bir müdahale" olarak değerlendirmekte, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın esastan incelenmek üzere yeniden açılması gerektiğine hükmetmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir