Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Ahmet Hicri Kayhan Kararı 2021/23682 B.

Anayasa Mahkemesi Ahmet Hicri Kayhan Kararı 2021/23682 B.

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı temel olarak **Anayasa m. 17** kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı ve **Anayasa m. 40** kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkı çerçevesinde ele almıştır. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, yalnızca kasten öldürme eylemlerini yasaklamayı değil, aynı zamanda kişilerin yaşamını korumak için önleyici güvenlik tedbirlerini almayı ve bir ihlal meydana geldiğinde bunu araştıracak hukuki mekanizmaları kurmayı gerektirir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/23682
Karar Tarihi 10.07.2024
Taraf Ahmet Hicri Kayhan
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel İdarenin hizmet kusuru iddiaları mutlaka değerlendirilmelidir.
  • gavel Uyuşmazlığın sadece sosyal risk ilkesiyle çözülmesi yetersizdir.
  • gavel Etkili başvuru hakkı teorik ve pratik olmalıdır.
  • gavel Yaşam hakkının koruma yükümlülüğü titizlikle incelenmelidir.

Anayasa Mahkemesi bu kararında, terör eylemleri sonucunda meydana gelen zararların tazmini istemiyle idareye karşı açılan tam yargı davalarında yargı mercilerinin izlemesi gereken yaklaşımı net bir şekilde ortaya koymuştur. Yaşam hakkının maddi boyutu ihlal edildiği iddiasıyla açılan davalarda idare mahkemelerinin uyuşmazlığı sadece "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde ele almasının hukuken yetersiz olduğu vurgulanmıştır. Başvurucunun idarenin hizmet kusuru bulunduğuna yönelik somut iddialarının hiç incelenmeden, doğrudan sosyal risk üzerinden karar verilmesi, devletin yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından yürütülen yargısal denetimi adeta işlevsiz kılmaktadır. Bu durum, bireylerin ihlal iddialarını başarı şansıyla sunabilecekleri etkili bir başvuru yolundan tamamen mahrum bırakılmaları anlamına gelmektedir.

Bu içtihat, idari yargı pratiğinde sıklıkla başvurulan bir yöntemin Anayasa'ya uygunluk denetimini içermesi bakımından son derece önemlidir. Özellikle kitlesel terör eylemlerinde mağdur olan vatandaşların açtıkları tazminat davalarında, idare mahkemeleri idarenin ağır kusuru olup olmadığını, istihbarat zafiyeti veya güvenlik ihmali bulunup bulunmadığını detaylı bir şekilde araştırmak zorundadır. Kusur sorumluluğu tartışılmadan yalnızca sosyal risk ilkesine dayanılarak hüküm kurulması uygulaması bu kararla birlikte kesin bir şekilde reddedilmiştir. Kararın emsal etkisi, benzer nitelikteki tüm tam yargı davalarında mahkemeleri daha derinlemesine bir kusur incelemesi yapmaya mecbur bırakması, idarenin güvenlik tedbirlerinin yeterliliğini sorgulaması ve etkili başvuru hakkını uygulamada da sonuç doğuracak şekilde işletmesini sağlamasıdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, 2015 yılında Ankara Garı önünde meydana gelen yıkıcı canlı bomba saldırısında yaralanan başvurucunun, yaşanan bu trajik olayda devletin ve idarenin ağır güvenlik ve hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek ilgili idarelere karşı açtığı tam yargı (tazminat) davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, katıldığı miting öncesinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını, devletin yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini iddia ederek maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini talep etmiştir. Ancak idare mahkemesi, başvurucunun idarenin hizmet kusuru olduğuna yönelik somut iddialarını hiç değerlendirmeden, olayı sadece terör eylemlerinin yol açtığı genel bir zarar olarak nitelendirip davasını "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde sonuca bağlamıştır. Başvurucu, kusur incelemesi yapılmamasının hak arama hürriyetini ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı temel olarak Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı ve Anayasa m. 40 kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkı çerçevesinde ele almıştır. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, yalnızca kasten öldürme eylemlerini yasaklamayı değil, aynı zamanda kişilerin yaşamını korumak için önleyici güvenlik tedbirlerini almayı ve bir ihlal meydana geldiğinde bunu araştıracak hukuki mekanizmaları kurmayı gerektirir.

Kusur sorumluluğu ve idarenin hizmet kusuru, idare hukukunun temel prensiplerindendir. İdarenin bir eylem veya eylemsizliği nedeniyle zarara yol açtığı iddia ediliyorsa, mahkemelerin öncelikle idarenin kendi görevini yerine getirip getirmediğini, yani hizmet kusuru bulunup bulunmadığını araştırması anayasal bir zorunluluktur. Sosyal risk ilkesi ise idarenin herhangi bir kusuru olmasa dahi, toplumun genelini hedef alan terör eylemleri nedeniyle oluşan zararların kolektif bir şekilde kamu tarafından üstlenilmesini sağlayan istisnai ve tamamlayıcı bir sorumluluk türüdür.

Yerleşik anayasa yargısı içtihatlarına göre, etkili başvuru hakkının sağlanabilmesi için kişilerin iddialarını sunabilecekleri yolların sadece mevzuatta bulunması yeterli değildir; bu yolların pratikte de başarı şansı sunması ve uyuşmazlığın esasına girilerek tatminkâr bir inceleme yapılması şarttır. Başvurucunun idarenin kusuru nedeniyle zarara uğradığı yönündeki esaslı iddialarının idare mahkemeleri tarafından hiçbir şekilde değerlendirilmemesi ve davanın doğrudan kusursuz sorumluluk hâllerinden biri olan sosyal risk ilkesine indirgenmesi, yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun denetlenmesini engellemektedir. Bu durum, anayasal bir teminat olan hukuki yolların uygulamada etkisizleşmesi anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olaya ilişkin incelemesinde ilk olarak davanın asıl odak noktasını belirlemiştir. Mahkemeye göre başvurudaki temel mesele, idare mahkemesinin başvurucunun barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına katılıp katılmadığı veya bu miting hakkının güvenliğinin sağlanıp sağlanmadığı meselesi değil; doğrudan idarenin ağır kusuru ve ihmaline ilişkin öne sürülen somut iddiaların yargılama makamlarınca değerlendirilip değerlendirilmediği hususudur.

Başvurucu, canlı bomba saldırısının gerçekleştiği vahim olayda istihbarat ve güvenlik eksiklikleri nedeniyle idarenin asli kusurlu olduğunu iddia ederek tam yargı davası açmıştır. Ancak idari yargı mercileri, davanın temelini oluşturan bu hizmet kusuru iddialarını tamamen göz ardı etmiş, gerekli incelemeleri yapmaktan kaçınarak uyuşmazlığı yalnızca sosyal risk ilkesi çerçevesinde ele almıştır. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin bu yaklaşımının yargısal denetimi son derece eksik bıraktığını ve başvurucuyu, idarenin olayda kusurlu olduğuna dair argümanlarını tartışmaktan ve kanıtlamaktan mahrum bıraktığını tespit etmiştir.

Olayda, idarenin kusur sorumluluğuna ilişkin bir inceleme yapılmadan doğrudan kusursuz sorumluluk (sosyal risk) ilkesine başvurulması, teoride var olan tam yargı davası yolunu uygulamada işlevsiz hâle getirmiştir. İdare mahkemeleri tarafından başvurucuya, devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal edip etmediğini tespit ettirme konusunda hiçbir başarı şansı sunulmamıştır. Etkili başvuru hakkı, uyuşmazlığın tüm boyutlarıyla ve iddiaların özüne girilerek incelenmesini zorunlu kılar. İdare mahkemesinin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, yaşam hakkının korunması bakımından kurulması gereken etkili yargısal sistemin somut olayda işlemediğini açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Terör saldırısında yaralandım, devlete tazminat davası açabilir miyim? expand_more
Evet, terör eylemleri sonucunda meydana gelen zararlarınızın tazmini istemiyle idareye karşı tam yargı (tazminat) davası açma hakkınız bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, devletin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında kişilerin yaşamını korumak için önleyici güvenlik tedbirlerini alma ve ihlal durumunda bunu araştıracak hukuki mekanizmaları kurma yönünde çok net bir pozitif yükümlülüğü vardır. Dolayısıyla, katıldığınız bir etkinlikte veya bulunduğunuz alanda gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını ve devletin ağır bir hizmet kusuru olduğunu düşünüyorsanız, maddi ve manevi zararlarınızın karşılanması talebiyle yargı yoluna başvurabilirsiniz.
Mahkeme güvenlik zaafiyetini ve devletin ihmalini araştırmadan karar verebilir mi? expand_more
Hayır, idare mahkemelerinin idarenin hizmet kusuruna veya güvenlik zafiyetine yönelik somut iddialarınızı hiç incelemeden davanızı sonuçlandırması hukuka aykırıdır. İdarenin bir eylemsizliği veya ihmali nedeniyle zarara uğradığınızı iddia ediyorsanız, mahkemelerin öncelikle idarenin istihbarat zafiyeti olup olmadığını veya kendi görevini yerine getirip getirmediğini detaylıca araştırması anayasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi, kusur sorumluluğu tartışılmadan verilen kararların, bireyleri etkili bir başvuru yolundan mahrum bıraktığını ve devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü denetimsiz kıldığını açıkça belirtmektedir.
Sosyal risk bahanesiyle tazminat davamın geçiştirilmesi yasal mı? expand_more
Kesinlikle yasal değildir ve Anayasa Mahkemesi idari yargıdaki bu uygulamayı güncel içtihatlarıyla kesin bir şekilde reddetmiştir. Sosyal risk ilkesi, idarenin hiçbir kusuru olmasa bile toplumun genelini hedef alan terör olaylarındaki zararların kamu tarafından üstlenilmesini sağlayan istisnai ve tamamlayıcı bir mekanizmadır. Ancak idare mahkemeleri, sizin "idarenin hizmet kusuru ve istihbarat ihmali" bulunduğuna dair iddialarınızı görmezden gelerek uyuşmazlığı sadece "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde çözemez. Mahkemelerin kusur incelemesi yapmadan doğrudan bu ilkeye dayanması, yaşam hakkının maddi boyutunun denetlenmesini engellediği için Anayasa'ya aykırılık teşkil etmektedir.
Mahkeme iddialarımı hiç incelemezse Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir miyim? expand_more
Evet, idare mahkemesinin devletin ağır güvenlik ve hizmet kusuru iddialarınızı değerlendirmemesi halinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, etkili başvuru hakkının sağlanabilmesi için mahkemelerin iddiaların özüne girerek tatminkâr bir inceleme yapmasını ve mağdurlara hukuki bir başarı şansı sunmasını şart koşmaktadır. Mahkemenin idarenin kusur sorumluluğuna ilişkin hiçbir inceleme yapmaması, yaşam hakkının korunması için kurulan yargısal sistemin fiilen işlemediğini gösterir. Bu gibi durumlarda Yüksek Mahkeme, mahkemelerin eksik inceleme yapmasını yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlali olarak kabul etmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir