Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ahmet Hicri Kayhan | BN. 2021/23682

Karar Bülteni

AYM Ahmet Hicri Kayhan BN. 2021/23682

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/23682
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdarenin hizmet kusuru iddiaları mutlaka değerlendirilmelidir.
  • Uyuşmazlığın sadece sosyal risk ilkesiyle çözülmesi yetersizdir.
  • Etkili başvuru hakkı teorik ve pratik olmalıdır.
  • Yaşam hakkının koruma yükümlülüğü titizlikle incelenmelidir.

Anayasa Mahkemesi bu kararında, terör eylemleri sonucunda meydana gelen zararların tazmini istemiyle idareye karşı açılan tam yargı davalarında yargı mercilerinin izlemesi gereken yaklaşımı net bir şekilde ortaya koymuştur. Yaşam hakkının maddi boyutu ihlal edildiği iddiasıyla açılan davalarda idare mahkemelerinin uyuşmazlığı sadece "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde ele almasının hukuken yetersiz olduğu vurgulanmıştır. Başvurucunun idarenin hizmet kusuru bulunduğuna yönelik somut iddialarının hiç incelenmeden, doğrudan sosyal risk üzerinden karar verilmesi, devletin yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından yürütülen yargısal denetimi adeta işlevsiz kılmaktadır. Bu durum, bireylerin ihlal iddialarını başarı şansıyla sunabilecekleri etkili bir başvuru yolundan tamamen mahrum bırakılmaları anlamına gelmektedir.

Bu içtihat, idari yargı pratiğinde sıklıkla başvurulan bir yöntemin Anayasa'ya uygunluk denetimini içermesi bakımından son derece önemlidir. Özellikle kitlesel terör eylemlerinde mağdur olan vatandaşların açtıkları tazminat davalarında, idare mahkemeleri idarenin ağır kusuru olup olmadığını, istihbarat zafiyeti veya güvenlik ihmali bulunup bulunmadığını detaylı bir şekilde araştırmak zorundadır. Kusur sorumluluğu tartışılmadan yalnızca sosyal risk ilkesine dayanılarak hüküm kurulması uygulaması bu kararla birlikte kesin bir şekilde reddedilmiştir. Kararın emsal etkisi, benzer nitelikteki tüm tam yargı davalarında mahkemeleri daha derinlemesine bir kusur incelemesi yapmaya mecbur bırakması, idarenin güvenlik tedbirlerinin yeterliliğini sorgulaması ve etkili başvuru hakkını uygulamada da sonuç doğuracak şekilde işletmesini sağlamasıdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, 2015 yılında Ankara Garı önünde meydana gelen yıkıcı canlı bomba saldırısında yaralanan başvurucunun, yaşanan bu trajik olayda devletin ve idarenin ağır güvenlik ve hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek ilgili idarelere karşı açtığı tam yargı (tazminat) davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, katıldığı miting öncesinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını, devletin yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini iddia ederek maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini talep etmiştir. Ancak idare mahkemesi, başvurucunun idarenin hizmet kusuru olduğuna yönelik somut iddialarını hiç değerlendirmeden, olayı sadece terör eylemlerinin yol açtığı genel bir zarar olarak nitelendirip davasını "sosyal risk ilkesi" çerçevesinde sonuca bağlamıştır. Başvurucu, kusur incelemesi yapılmamasının hak arama hürriyetini ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı temel olarak Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı ve Anayasa m. 40 kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkı çerçevesinde ele almıştır. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, yalnızca kasten öldürme eylemlerini yasaklamayı değil, aynı zamanda kişilerin yaşamını korumak için önleyici güvenlik tedbirlerini almayı ve bir ihlal meydana geldiğinde bunu araştıracak hukuki mekanizmaları kurmayı gerektirir.

Kusur sorumluluğu ve idarenin hizmet kusuru, idare hukukunun temel prensiplerindendir. İdarenin bir eylem veya eylemsizliği nedeniyle zarara yol açtığı iddia ediliyorsa, mahkemelerin öncelikle idarenin kendi görevini yerine getirip getirmediğini, yani hizmet kusuru bulunup bulunmadığını araştırması anayasal bir zorunluluktur. Sosyal risk ilkesi ise idarenin herhangi bir kusuru olmasa dahi, toplumun genelini hedef alan terör eylemleri nedeniyle oluşan zararların kolektif bir şekilde kamu tarafından üstlenilmesini sağlayan istisnai ve tamamlayıcı bir sorumluluk türüdür.

Yerleşik anayasa yargısı içtihatlarına göre, etkili başvuru hakkının sağlanabilmesi için kişilerin iddialarını sunabilecekleri yolların sadece mevzuatta bulunması yeterli değildir; bu yolların pratikte de başarı şansı sunması ve uyuşmazlığın esasına girilerek tatminkâr bir inceleme yapılması şarttır. Başvurucunun idarenin kusuru nedeniyle zarara uğradığı yönündeki esaslı iddialarının idare mahkemeleri tarafından hiçbir şekilde değerlendirilmemesi ve davanın doğrudan kusursuz sorumluluk hâllerinden biri olan sosyal risk ilkesine indirgenmesi, yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun denetlenmesini engellemektedir. Bu durum, anayasal bir teminat olan hukuki yolların uygulamada etkisizleşmesi anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olaya ilişkin incelemesinde ilk olarak davanın asıl odak noktasını belirlemiştir. Mahkemeye göre başvurudaki temel mesele, idare mahkemesinin başvurucunun barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına katılıp katılmadığı veya bu miting hakkının güvenliğinin sağlanıp sağlanmadığı meselesi değil; doğrudan idarenin ağır kusuru ve ihmaline ilişkin öne sürülen somut iddiaların yargılama makamlarınca değerlendirilip değerlendirilmediği hususudur.

Başvurucu, canlı bomba saldırısının gerçekleştiği vahim olayda istihbarat ve güvenlik eksiklikleri nedeniyle idarenin asli kusurlu olduğunu iddia ederek tam yargı davası açmıştır. Ancak idari yargı mercileri, davanın temelini oluşturan bu hizmet kusuru iddialarını tamamen göz ardı etmiş, gerekli incelemeleri yapmaktan kaçınarak uyuşmazlığı yalnızca sosyal risk ilkesi çerçevesinde ele almıştır. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin bu yaklaşımının yargısal denetimi son derece eksik bıraktığını ve başvurucuyu, idarenin olayda kusurlu olduğuna dair argümanlarını tartışmaktan ve kanıtlamaktan mahrum bıraktığını tespit etmiştir.

Olayda, idarenin kusur sorumluluğuna ilişkin bir inceleme yapılmadan doğrudan kusursuz sorumluluk (sosyal risk) ilkesine başvurulması, teoride var olan tam yargı davası yolunu uygulamada işlevsiz hâle getirmiştir. İdare mahkemeleri tarafından başvurucuya, devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal edip etmediğini tespit ettirme konusunda hiçbir başarı şansı sunulmamıştır. Etkili başvuru hakkı, uyuşmazlığın tüm boyutlarıyla ve iddiaların özüne girilerek incelenmesini zorunlu kılar. İdare mahkemesinin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi, yaşam hakkının korunması bakımından kurulması gereken etkili yargısal sistemin somut olayda işlemediğini açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: