Karar Bülteni
AYM Abdulhakim Ekinci BN. 2022/24391
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/24391 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Propaganda suçu somut tehlikeye neden olmalıdır.
- Barışçıl toplantıya katılmak tek başına suç oluşturmaz.
- Gerekçeli kararda eylemin şiddeti teşviki açıklanmalıdır.
- Şiddete teşvik etmeyen eylemler ifade özgürlüğündedir.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile ifade özgürlüğü bağlamında terör örgütü propagandası suçunun sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, bireylerin salt bir gösteriye katılmalarının veya başkalarının eylemleri nedeniyle barışçıl olmaktan çıkan bir toplantıda bulunmalarının, tek başına propaganda suçunu oluşturmayacağını vurgulamaktadır. Mahkûmiyet kararlarında, kişinin eyleminin terör örgütünün cebir ve şiddet içeren yöntemlerini nasıl meşru gösterdiğinin veya teşvik ettiğinin açıkça ortaya konulması gerektiği belirtilerek, propaganda suçunun soyut bir tehlike suçu olarak geniş yorumlanmasının önüne geçilmiştir.
Karar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve toplantı hakkının kullanımını daraltan toptancı mahkûmiyet hükümlerine karşı çok önemli bir emsal teşkil etmektedir. İlk derece mahkemelerinin, gösteriye katılan herkesi cezalandırmak yerine, her bir sanığın eylemini mutlaka bireyselleştirerek değerlendirmesi gerektiği açıkça ortaya konmuştur. Bu yönüyle içtihat, alt derece mahkemelerine, gerçekleştirilen eylemin somut koşullarında belirli bir tehlikeye neden olup olmadığını gösterme ve doğrudan şiddete çağrı barındırmayan barışçıl eylemleri anayasal koruma şemsiyesi altında tutma yükümlülüğü getirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, 15 Şubat 2015 tarihinde terör örgütü liderinin yakalanmasının yıl dönümü gerekçesiyle düzenlenen bir basın açıklamasına ve gösteri yürüyüşüne katılmıştır. Etkinlik sırasında bazı katılımcılar tarafından yasa dışı pankartlar açılmış ve sloganlar atılmıştır. Güvenlik güçlerinin ihtarlarına rağmen grubun yürüyüşe devam etmesi üzerine, katılımcılar hakkında yasal işlem başlatılmıştır. Başvurucu, bu eyleme iştirak ettiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi tarafından terör örgütü propagandası yapmak suçundan bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvurucu, olay sırasında suç teşkil edecek herhangi bir slogan atmadığını ve pankart taşımadığını, sadece eyleme katıldığı için cezalandırılmasının haksız olduğunu belirterek temel haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken Anayasa'nın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına alan kuralları ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m.7 hükümlerini dikkate almıştır. Mahkemeye göre, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşılaması ve ölçülü olması gerekmektedir. Anılan kanuni düzenleme, terör örgütü propagandası suçunun yaptırımlarını belirlerken, hak ve özgürlüklerin kullanımında kamu düzeni ve güvenliğinin korunması amacını taşımaktadır.
Yerleşik içtihatlara göre, terör örgütü propagandası suçu soyut bir tehlike suçu olarak kabul edilse de, ifade özgürlüğü üzerinde ağır bir baskı oluşturmaması için eylemin somut koşullarda belirli bir oranda tehlikeye neden olduğunun mahkemelerce net olarak gösterilmesi zorunludur. Bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için, kişinin eylemleriyle terör suçlarının işlenmesini teşvik ettiği ya da cebir ve şiddet yöntemlerini meşru gösterme niyetinde olduğu ikna edici bir biçimde yargı kararlarında ortaya konmalıdır.
Ayrıca, ceza yargılamasında bir usul güvencesi olan gerekçeli karar hakkı büyük önem taşımaktadır. Alt derece mahkemelerinin, temel haklara yapılan müdahaleleri anayasal kriterleri karşılayan ilgili ve yeterli gerekçelerle desteklememesi, doğrudan hak ihlaline yol açar. Toplantının barışçıl niteliğinin başkalarının davranışları sebebiyle sonradan kaybolması hâlinde bile, her katılımcının eyleminin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve sadece olay yerinde bulunmanın şiddeti teşvik etmekle eş tutulmaması esastır. Yargı mercileri, kişilerin bizzat kendi eylemlerinden sorumlu tutulmasını merkeze alan ve cezai sorumluluğun şahsiliği ilkesini temel alan bir yaklaşımla değerlendirme yapmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını incelerken başvurucunun durumunu bireyselleştiren bir yaklaşım sergilemediğini tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi, toplantı sırasında atılan yasa dışı sloganlar ve açılan pankartlar nedeniyle eylemin barışçıl olmaktan çıktığını genel bir ifadeyle belirtmiş; ancak hususi olarak başvurucunun hangi eylemiyle terör örgütünün propagandasını yaptığını net olarak açıklamamıştır.
Kararda, başvurucunun yalnızca bir toplantıya iştirak etmesi mahkûmiyet için yeterli görülmüş, kendisine bizzat isnat edilmeyen ve başkaları tarafından gerçekleştirilen davranışlar nedeniyle haksız yere cezalandırılmasına yol açılmıştır. Mahkemenin gerekçesinde, başvurucunun terör örgütünün şiddet ve tehdit yöntemlerini meşru gösterecek, övecek veya bu yöntemlere başvurmayı doğrudan teşvik edecek nitelikte somut bir eyleminin bulunduğuna dair hiçbir olgu veya delil ortaya konulamamıştır. Aksine, başvurucu aynı olaya ilişkin olarak yargılandığı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşünde ihtara rağmen dağılmamakta ısrar etme suçundan delil yetersizliği sebebiyle beraat etmiştir.
Yüksek Mahkeme, başvurucunun toplantı hakkının koruma alanı dışında haksız bir eylem gerçekleştirdiğinin kanıtlanamadığını ve bir yıllık hapis cezası uygulamasının demokratik toplum düzeninde zorunlu bir ihtiyacı karşıladığının ikna edici biçimde gösterilemediğini vurgulamıştır. İlk derece mahkemesi gerekçesinin kendi içinde belirgin çelişkiler taşıdığı ve mahkûmiyet için yeterli nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle başvurucuya uygulanan ceza yaptırımının ölçüsüz olduğu ve anayasal haklara yönelik haksız bir müdahale teşkil ettiği saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına, başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.