Karar Bülteni
AYM Rıdvan Bilen ve Diğerleri BN. 2021/14663
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/14663 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız tutuklama tazminatı asgari sınırın altında kalamaz.
- Tazminat miktarında ifade ve toplantı özgürlüğü gözetilmelidir.
- Konutu terk etmeme tedbiri için yollar tüketilmelidir.
- Beraat sonrası tazminat davalarında mutlak hakkaniyet sağlanmalıdır.
Bu karar hukuken, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanan ceza yargılamalarında, kişilerin haksız yere maruz kaldıkları gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirleri nedeniyle açtıkları tazminat davalarında hükmedilen bedellerin cüzi veya yetersiz olamayacağını ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, haksız koruma tedbirlerine yönelik manevi tazminat taleplerinin, kişinin sosyal ve ekonomik durumu ile ihlalin ağırlığına uygun olarak adil bir şekilde belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sadece kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı değil, aynı zamanda bu tedbirler nedeniyle doğrudan etkilenen ifade ve toplantı özgürlüğü gibi anayasal hakların da tazminat miktarının tayininde özel olarak hesaba katılması gerektiği ifade edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlü ve yönlendiricidir. Ağır ceza mahkemeleri artık Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında açılan haksız tutuklama veya gözaltı tazminatı davalarında, Anayasa Mahkemesinin her yıl için belirlediği asgari standartları gözetmek zorundadır. Karar, aynı zamanda koruma tedbirlerinin barışçıl eylem veya ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlere müdahale niteliği taşıması durumunda, bu ihlalin de tazminat davalarında bağımsız bir artırım sebebi olacağını uygulamaya yerleştirmiştir. Bu durum, haksız koruma tedbirlerine maruz kalan yurttaşların sonradan açtıkları davalarda hak kaybı yaşamasını engelleyen kritik bir yargısal teminattır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, haklarında yürütülen ceza soruşturmaları ve yargılamaları kapsamında gözaltı, tutuklama, ev araması ve konutu terk etmeme gibi çeşitli koruma tedbirlerine maruz kalmıştır. Uzun süren soruşturma ve kovuşturmaların sonucunda başvurucuların tamamı hakkında ya beraat kararı ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Aklanmalarının ardından başvurucular, haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları gerekçesiyle devlete karşı maddi ve manevi tazminat davaları açmıştır. Ancak mahkemeler tarafından hükmedilen manevi tazminat miktarlarının günün koşullarına göre oldukça düşük kalması, öte yandan konutu terk etmeme ve arama gibi bazı koruma tedbirleri için talep ettikleri tazminatların usulden reddedilmesi üzerine uyuşmazlık Anayasa Mahkemesine taşınmıştır. Başvurucular, uğradıkları haksızlıkların ve zararların hakkaniyete uygun şekilde tazmin edilmesini talep etmektedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen Anayasa m.19 ile koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemini düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükümlerine dayanmıştır. Yerleşik içtihat prensipleri gereği, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanan durumlarda, kişilere önceden uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirleri sonradan hukuka aykırı hâle gelmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya sonrasında beraat eden kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceğini emretmektedir. Mahkeme, hükmedilen manevi tazminat miktarının yeterli olup olmadığını denetlerken kişinin sosyal ve mesleki konumu, atılı suçun niteliği, tedbirin süresi ve kişi üzerindeki psikolojik etkilerini dikkate almaktadır. Derece mahkemelerinin takdir yetkisi bulunmakla birlikte, meydana gelen ihlalle orantılı olmayan, sembolik veya aşırı düşük tazminatlar Anayasa m.19'un dokuzuncu fıkrasına doğrudan aykırılık teşkil etmektedir.
Ayrıca Mahkeme, Anayasa m.26 (İfade Özgürlüğü) ve Anayasa m.34 (Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı) bağlamında önemli bir kural koymuştur. Uygulanan haksız koruma tedbiri, kişinin ifade özgürlüğü veya barışçıl toplantı hakkı kapsamındaki eylemleri nedeniyle gerçekleşmişse, mahkemelerin tazminat miktarını tayin ederken bu anayasal haklara yapılan müdahaleyi de tazminatın belirlenmesinde mutlaka hesaba katması gerekir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucular lehine ağır ceza mahkemelerince hükmedilen maddi tazminat miktarlarının, olayın koşullarına göre açık bir takdir hatası içermediğini ve makul olduğunu tespit etmiştir. Ancak manevi tazminat talepleri yönünden yapılan incelemede, derece mahkemelerince hükmedilen tutarların, Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesine hükmettiği asgari tazminat miktarlarına göre kayda değer ölçüde düşük kaldığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, gözaltı ve tutuklama tedbirleri açısından Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği kabul edilmiştir.
Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri, ev araması ve el koyma gibi diğer koruma tedbirlerine yönelik şikâyetler ise bireysel başvuru süresinin aşılması, olağan yasal başvuru yollarının tüketilmemesi ve açıkça dayanaktan yoksunluk gibi usule ilişkin nedenlerle kabul edilemez bulunmuştur. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlal iddiaları yönünden de, yeni yasal düzenlemeler uyarınca öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Öte yandan Yüksek Mahkeme, bazı başvurucuların ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemleri ve barışçıl toplantılara katılmaları sebebiyle haksız tedbirlere maruz kaldıkları yönündeki iddialarını haklı bulmuştur. Beraat kararı sonrası açılan tazminat davalarında ceza mahkemelerinin, uygulanan koruma tedbirinin ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarına yönelik bir müdahale niteliği taşıdığını göz ardı etmesi ve tazminat miktarını belirlerken bu ihlali hesaba katmaması eleştirilmiş, bu durumun mahkeme gerekçelerini yetersiz kıldığı tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve toplantı özgürlüklerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.