Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ruhsar Kesenli | BN. 2020/18989

Karar Bülteni

AYM Ruhsar Kesenli BN. 2020/18989

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/18989
Karar Tarihi 10.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gerekçesiz karar tefhimi süreyi başlatmaz.
  • Kısa karar tefhimiyle kanun yolu süresi işlemez.
  • Gerekçeli karar tebliği hak arama hürriyetidir.
  • Hatalı süre hesabı mahkemeye erişimi engeller.

Bu karar, mahkemelerin verdikleri kararlara karşı kanun yolu başvuru sürelerinin ne zaman başlayacağı hususunda son derece önemli bir hukuki güvenceyi teyit etmektedir. Karara göre, mahkemelerce duruşma sırasında tefhim edilen yani tarafların yüzüne okunan kısa kararda, hükmün hukuki ve maddi gerekçeleri açıklanmamışsa, kanun yoluna başvuru süresi işlemeye başlamaz. Hukuken bir kararın tefhim edilmiş sayılabilmesi için, kararın gerekçesinin de tarafların bilgisine sunulması zorunludur. Aksi hâlde, gerekçesini bilmediği bir karara karşı itiraz veya temyiz dilekçesi hazırlamak zorunda bırakılan vatandaşların mahkemeye erişim hakkı ağır bir şekilde zedelenmiş olur.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlü olan bu karar, özellikle hukuk ve icra mahkemelerinde sıkça karşılaşılan kısa kararın tefhimiyle sürenin başlatılması uygulamasına karşı kesin bir sınır çizmektedir. Yargıtay veya istinaf mercilerinin, ilk derece mahkemesinin gerekçesiz kısa kararına dayanarak kanun yolu başvurusunu süre aşımından reddetmesi, artık açık bir hak ihlali sebebi olarak kabul edilecektir. Uygulamada, tarafların kanun yoluna etkili bir şekilde başvurabilmesi ve argümanlarını sağlıklı bir zeminde kurabilmesi için gerekçeli kararın tebliği veya tefhimi şarttır. Yargı mercilerinin kanun yolu sürelerini hesaplarken aşırı şekilci yorumlardan kaçınması gerektiği bir kez daha içtihat hâline getirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, tarafı olduğu bir icra takibi sürecinde İstanbul 22. İcra Hukuk Mahkemesinde itirazın kaldırılması talebiyle dava açmıştır. Mahkeme yargılamayı tamamlayarak kısa kararını duruşmada tefhim etmiş (okumuş), ancak kararın gerekçesini o esnada açıklamamıştır. Gerekçeli kararın yazılmasının ardından başvurucu temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Ancak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, temyiz başvuru süresinin kısa kararın tefhim edildiği tarihten itibaren başladığını belirterek, başvurucunun temyiz talebini süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucu bu ret kararına karşı karar düzeltme yoluna gitmiş, bu talebi de reddedilince Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, gerekçesini bilmediği bir karara karşı kanun yolu süresinin başlatılmasının hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını engellediğini iddia ederek ihlal kararı verilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan "mahkemeye erişim hakkı" çerçevesinde incelemiştir. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma yapma özgürlüğünün temel bir unsurudur. Bu hakkın etkin bir şekilde kullanılabilmesi, mahkeme kararlarına karşı öngörülen kanun yollarına başvurabilme imkânının açık ve öngörülebilir olmasına bağlıdır.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, gerekçesi açıklanmamış bir hükmün hukuken tefhim edilmiş bir hüküm olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Hukuk sistemimizde kanun yoluna başvurma süresi, kural olarak kararın gerekçesiyle birlikte taraflara tebliğ veya tefhim edilmesiyle işlemeye başlar. Gerekçeli karar tebliğ ya da tefhim edilmeden kanun yoluna başvurma süresinin başlatılması, tarafların mahkemeye erişim hakkına ağır bir müdahale teşkil eder.

Hukuk davalarında taraf olan bireyler, mahkeme kararının hangi maddi olgulara ve hukuki sebeplere dayandığını bilmeden etkili bir kanun yolu başvuru dilekçesi hazırlayamazlar. Gerekçesini bilmediği bir karara karşı kısa kararın tefhiminden itibaren kanun yoluna başvurmasını beklemek, ilgiliye aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklemektedir. Aynı zamanda kanun yolu incelemesini yapacak olan üst mercinin de, kararın hangi gerekçelere dayandığını görmeden hukuka uygunluk denetimi yapması sağlıklı bir şekilde gerçekleşemez. Bu temel hukuk kuralları çerçevesinde yargı mercilerinin yasal süreleri hesaplarken hakkın özünü zedelemeyecek ölçülü bir yaklaşım sergilemeleri anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelediğinde, ilk derece mahkemesinin karar duruşmasında sadece kısa kararı açıkladığını, kararın dayandığı hukuki ve maddi gerekçelerin bu aşamada başvurucuya bildirilmediğini tespit etmiştir. Başvurucu, uyuşmazlığın esasına ilişkin mahkeme kanaatinin hangi temellere dayandığını ancak gerekçeli kararın yazılıp kendisine tebliğ edilmesinden sonra öğrenebilmiştir.

Yargıtay ilgili dairesinin, kanun yoluna başvuru süresini gerekçeli kararın tebliğinden değil de gerekçesiz kısa kararın tefhim tarihinden başlatarak temyiz talebini süre aşımından reddetmesi, mahkemeye erişim hakkına yönelik aşırı şekilci bir yorum olarak değerlendirilmiştir. Kararın gerekçesini bilmeyen başvurucudan, süresi içinde etkili bir istinaf veya temyiz dilekçesi hazırlamasını beklemenin, hak arama özgürlüğünü anlamsız kılacak derecede ağır bir külfet olduğu vurgulanmıştır. Yargıtayın bu katı yorumu, kanun yoluna başvuru hakkını fiilen kullanılamaz hâle getirerek, kişilerin adalete ulaşmasında aşılmaz bir engel yaratmıştır.

Ayrıca, başvurucunun yargılamanın makul sürede tamamlanmadığına ilişkin şikâyeti de Anayasa Mahkemesince incelenmiştir. Mahkeme, 7499 sayılı Kanun ile yapılan yeni düzenlemeler kapsamında, makul sürede yargılanma hakkı ihlallerine karşı Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ihdas edildiğini hatırlatmıştır. Bu bağlamda, doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan bu şikâyet, başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, gerekçeli karar tebliğ edilmeden kanun yolu süresinin başlatılmasının başvurucuya orantısız bir külfet yüklediğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: