Anasayfa Karar Bülteni AYM | Didem Baydar Ünsal | BN. 2021/28358

Karar Bülteni

AYM Didem Baydar Ünsal BN. 2021/28358

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/28358
Karar Tarihi 17.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız gözaltı tazminatında davanın esası beklenmez.
  • Koruma tedbirleri için tazminat davası bağımsızdır.
  • Mahkemeler esaslı iddiaları gerekçeli olarak karşılamalıdır.
  • Gerekçesiz ret kararları adil yargılanmayı zedeler.

Bu karar hukuken, haksız koruma tedbirlerine ve özellikle gözaltı sürelerinin aşılmasına dayalı olarak açılan maddi ve manevi tazminat davalarında, asıl ceza soruşturmasının veya kovuşturmasının sonuçlanmasının beklenmesine gerek olmadığına dair yerleşik Yargıtay içtihatlarının derece mahkemelerince dikkate alınması gerektiğini kuvvetli bir biçimde vurgulamaktadır. Kişilerin anayasal güvence altındaki kişi hürriyeti ve güvenliği haklarına yönelik haksız müdahalelerin tazmini talebiyle açılan davalarda, mahkemelerin davacının uyuşmazlığın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı hukuki argümanlarını incelemesi ve kararlarını detaylı bir şekilde gerekçelendirmesi anayasal bir zorunluluktur. İlgili uyuşmazlıkta, salt gözaltı süresinin uzatılması kararı olmaksızın fazladan tutulma nedeniyle tazminat talep edilebilmesi için kişinin yargılandığı davada beraat veya takipsizlik kararı aranmayacağı yönündeki kökleşmiş Yargıtay kararları açıkça ileri sürülmüş olmasına rağmen, derece mahkemelerinin bu hususu hiç tartışmadan yalnızca "soruşturmanın devam ettiği" gerekçesiyle davayı reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, haksız yakalama veya gözaltı sürelerinin kanuna aykırı biçimde aşılması gibi koruma tedbirlerinden kaynaklanan tazminat taleplerinin, asıl ceza davasının nihai sonucuna bağlanamayacağı yönündeki usul kuralını pekiştirmesidir. Uygulamadaki önemi ise, mahkemelerin ret kararı verirken davanın taraflarınca sunulan emsal Yargıtay kararlarını ve davanın sonucunu doğrudan değiştirecek düzeydeki hukuki iddiaları cevapsız bırakamayacağını göstermesidir. Aksi takdirde, anayasal bir hak olan gerekçeli karar hakkı doğrudan ihlal edilmiş sayılacak ve yargılamanın yenilenmesi gündeme gelecektir. Bu durum, yargı organlarının vatandaşların hak arama hürriyetine yanıt verirken daha şeffaf, ikna edici ve hukuki denetime elverişli gerekçeler oluşturmalarını mecbur kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, bir cemevinde düzenlenen cenaze töreninde gerçekleşen polis müdahalesi ve ardından yaşanan gözaltı süreciyle başlamıştır. Avukat olan başvurucu, müvekkilinin cenaze işlemleri için bulunduğu cemevinde çıkan olaylar sırasında emniyet güçlerince gözaltına alınmıştır. Dört günlük resmî gözaltı süresi sona erip adliyeye sevk edildiğinde, gözaltı süresinin uzatılmasına yönelik herhangi bir mahkeme kararı bulunmamasına rağmen, savcılık sorgusu öncesinde yaklaşık altı buçuk saat boyunca haksız yere tutulmaya devam edildiğini iddia etmiştir. Sulh ceza hâkimliğindeki sorgusu sonucunda adli kontrol şartıyla serbest bırakılan başvurucu, fazladan tutulduğu bu altı buçuk saatlik sürenin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle yirmi bin Türk Lirası manevi tazminat talebiyle ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. Ağır ceza mahkemesi ise başvurucu hakkındaki asıl ceza soruşturmasının hâlen devam ettiğini ve henüz bir karar verilmediğini öne sürerek tazminat davasını usulden reddetmiştir. Uyuşmazlık, asıl ceza davası bitmeden koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istenip istenemeyeceği ve mahkemenin ret gerekçesinin yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğunu güvence altına almaktadır. Bu anayasal hakkın en önemli ve vazgeçilmez unsurlarından biri şüphesiz ki gerekçeli karar hakkıdır. Bununla bağlantılı olarak Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği açık ve emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir.

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ilgilendiren koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemleri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmektedir. Anılan kanun maddesi uyarınca, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya gözaltı süresi içinde kanuni süreler aşılarak hâkim önüne çıkarılmayan kişiler, bu haksız uygulamalar nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten talep etme hakkına sahiptirler.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarına (özellikle Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararlarına) göre, 5271 sayılı Kanun m.141 kapsamında salt gözaltı süresinin aşılması veya kanuna aykırı yakalama yapılması gibi nedenlerle açılacak tazminat davalarında, kişi hakkındaki asıl ceza davasının veya soruşturmasının esastan sonuçlanmasına hiçbir şekilde gerek bulunmamaktadır. Kanunda açıkça belirtilen gözaltı süresi içinde kişinin hâkim önüne çıkarılıp çıkarılmadığının tespiti, asıl davanın esasıyla ve kişinin suçlu olup olmadığıyla ilgili değildir. Bu nedenle söz konusu tazminat taleplerinin incelenmesi için yargılama sonucunda mahkûmiyet veya beraat gibi bir nihai karar beklenmesi hukuken zorunlu bir şart olarak öngörülmemiştir.

Gerekçeli karar hakkı bağlamında, yargılama makamlarının taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki tüm iddia ve savunmaları dikkatle incelemesi, bu hususlara makul ve tatmin edici bir gerekçeyle yanıt vermesi şarttır. Uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların mahkemelerce bütünüyle cevapsız bırakılması, adil yargılanma hakkının ve mahkemeye erişim güvencesinin zedelenmesi anlamına gelir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tazminat davası süreci ile derece mahkemelerinin verdiği ret kararlarını detaylı bir şekilde hukuki denetime tabi tutmuştur. Başvurucu, haksız gözaltı tedbiri uygulandığı iddiasıyla ağır ceza mahkemesinde tazminat davası açarken, asıl ceza davasının sonuçlanmasına gerek olmadığına dair kökleşmiş Yargıtay içtihatlarını açıkça dilekçesinde sunarak davasını temellendirmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, iddia edilen gözaltının hukukiliği veya kanuni gözaltı süresinin aşılıp aşılmadığı konusunda dosyada hiçbir somut değerlendirme yapmadan, sadece başvurucu hakkındaki asıl ceza soruşturmasının hâlen devam etmekte olduğunu ana gerekçe göstererek davayı reddetme yoluna gitmiştir.

Başvurucunun bu karara karşı yaptığı istinaf başvurusu da bölge adliye mahkemesi tarafından, ilk derece mahkemesinin kararında isabetsizlik bulunmadığı şeklindeki tamamen şablon ve genel bir gerekçeyle reddedilmiştir. Oysa başvurucu, tazminat talebinin esastan incelenebilmesi için asıl davada verilecek beraat veya takipsizlik kararının beklenmesinin hukuken zorunlu olmadığına ilişkin çok net iddialarını istinaf dilekçesinde de ısrarla vurgulamış ve mahkemelerin dikkatine sunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamında yargılama makamlarının, tarafların davanın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki hukuki argümanlarını ve sundukları emsal yargı kararlarını büyük bir titizlikle incelemekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Somut olayda ağır ceza mahkemesinin, iddia edilen gözaltı süresinin yasal sınırları aşıp aşmadığını hiç araştırmaksızın ve başvurucunun açıkça ileri sürdüğü spesifik Yargıtay kararlarına neden itibar edilmediğini tartışmaksızın verdiği ret kararı, gerekçelendirme yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ve usuli güvencelerin ihlal edildiğini açıkça göstermektedir. Esaslı iddiaların mahkemelerce bütünüyle cevapsız bırakılmış olması, yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların mahkemelerce karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: