Karar Bülteni
AYM Cemil Elçi ve Diğerleri BN. 2018/10582
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2018/10582 |
| Karar Tarihi | 17.09.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Düşme / Başvurunun Reddi |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Depremzedelere konut verilmemesi mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Konut tahsisindeki aşırı gecikme orantısız bir külfettir.
- Başvurucunun ölümünün gizlenmesi başvuru hakkını kötüye kullanmaktır.
- Mirasçılarca takip edilmeyen başvurular düşme ile sonuçlanır.
Bu karar, tabii afetler sonrası hak sahibi olduğu tespit edilen vatandaşlara yönelik devletin pozitif yükümlülüklerini ve mülkiyet hakkı kapsamındaki meşru beklentinin sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Mahkeme, ilgili yasal mevzuat çerçevesinde depremzedelere konut tahsis edileceği yönünde oluşan beklentinin, mülkiyet hakkı kapsamında korunduğunu vurgulamıştır. Kırk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen hak sahiplerine kalıcı konut tahsis edilmemesi ve tapu kayıtlarının düzenlenmemesi, idarenin eylemsizliğinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu anlamına gelmektedir.
Kararın uygulamadaki en önemli emsal etkisi, idarenin afetzedelere yönelik taahhütlerini makul sürede yerine getirmemesinin ağır bir hak ihlali doğurduğunu açıkça ortaya koymasıdır. İdarenin ihmali veya gecikmesi nedeniyle hak sahiplerinin uzun yıllar mağdur edilmesi, yargısal denetimden kaçamayacak ve devletin tazmin veya yeniden yargılama yükümlülüğünü doğuracaktır. Ayrıca karar, usul hukuku bakımından da kritik bir emsal niteliği taşımaktadır. Bireysel başvuru sürecinde veya öncesinde başvurucunun vefatının mahkemeden gizlenerek vekâlet ilişkisinin sürdürülmeye çalışılması başvuru hakkının açıkça kötüye kullanılması olarak nitelendirilmiş ve ilgili avukat hakkında disiplin para cezasına hükmedilmiştir. Bu durum, vekillerin Anayasa Mahkemesini bilgilendirme yükümlülüğü ve dürüstlük kuralı konusunda son derece bağlayıcı bir standart belirlemektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, yaşanan bir deprem felaketinin ardından ilgili mevzuat uyarınca kalıcı konut tahsisi için yasal olarak hak sahibi olarak belirlenmiş depremzedelerdir. Ancak aradan kırk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, devlet tarafından kendilerine taahhüt edilen kalıcı konutların tahsisi yapılmamış ve tapu kayıtları oluşturulmamıştır. Bunun üzerine idareye karşı yasal yollara başvuran depremzedeler, hak sahibi oldukları konutların kendilerine teslim edilmemesinin haksız olduğunu ileri sürmüştür. İlgili idari ve yargısal süreçlerden olumlu bir sonuç alamayan başvurucular, en temel haklarından olan mülkiyet haklarının ihlal edildiği, kendilerine kalıcı konutlarının verilmediği ve bu uzun süreli mağduriyetin giderilmesi gerektiği şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Uyuşmazlığın temelinde, idarenin afetzedelere karşı kanuni yükümlülüklerini yerine getirmemesi yatmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak mülkiyet hakkının korunması ve usul hukukunun gerekleri üzerine inşa edilmiş yasal kuralları uygulamıştır. Uyuşmazlığın esasına uygulanan temel kural, depremzedelerin haklarını düzenleyen 7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun olarak öne çıkmaktadır. Bu kanun uyarınca hak sahibi olarak kabul edilen afetzedelerin, devletten kendilerine güvenli ve kalıcı konut tahsis edilmesine yönelik hukuken korunması gereken meşru bir beklentileri oluşmaktadır. Bu meşru beklenti, Anayasa'nın mülkiyet hakkını güvence altına alan ilgili hükümleri kapsamında idareye karşı güçlü bir hak iddiası doğurmaktadır.
Yargılama usulü bakımından ise Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun hükümleri işletilmiştir. 6216 sayılı Kanun m.51 ve İçtüzük kuralları uyarınca, başvurunun değerlendirilmesini etkileyecek hayati gelişmelerin, örneğin başvurucunun vefatının mahkemeden gizlenmesi ve yanıltıcı eylemlerde bulunulması, başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak tanımlanmaktadır. Bu tür eylemleri gerçekleştiren vekillere disiplin para cezası uygulanması yasal bir zorunluluktur.
Ayrıca, dava sürecinde vefat eden kişilerin hukuki statüleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.55 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.606 çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu kurallar gereği, bireysel başvuru devam ederken vefat eden bir başvurucunun davasının sürebilmesi için yasal mirasçılarının makul süre içinde mahkemeye başvurarak davayı takip etme iradelerini kesin olarak bildirmeleri şarttır. Mirasçıların bu iradeyi ortaya koymadığı durumlarda yerleşik içtihat prensipleri gereğince davanın düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucuları üç farklı hukuki kategoride değerlendirerek karara bağlamıştır. Birinci durumda, başvuruculardan birinin bireysel başvuru yapılmadan önce vefat ettiği tespit edilmiştir. Buna rağmen vekâlet ilişkisi kendiliğinden sona ermiş olan avukatın, kişinin ölümünü mahkemeden gizleyerek onun adına başvuru yapması ve süreci yürütmeye çalışması Anayasa Mahkemesini yanıltıcı bir eylem olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, başvuru hakkının açıkça kötüye kullanılması olarak nitelendirilmiş, ilgili başvuru reddedilmiş ve avukat hakkında disiplin para cezası uygulanmıştır.
İkinci durumda, başvuru yapıldıktan sonra yargılama süreci devam ederken vefat eden bir kısım başvurucuların durumları incelenmiştir. Mahkeme, bu gibi vefat durumlarında mirasçıların davayı takip iradelerini bildirmelerinin zorunlu olduğunu belirtmiş, yapılan tebligatlara rağmen mirasçıların başvuruyu devam ettirme talebinde bulunmadığını saptamıştır. İncelemenin devamını gerektiren kamusal bir neden de görülmediğinden, bu başvurucular yönünden davanın düşmesine karar verilmiştir.
Üçüncü ve esasa ilişkin durumda ise hayatta olan ve davayı takip eden diğer başvurucuların mülkiyet hakkı şikâyetleri değerlendirilmiştir. Başvurucuların depremzede olarak ilgili yasal mevzuat çerçevesinde konut edinme yönünde meşru bir beklentilerinin olduğu sabit görülmüştür. Ancak idare tarafından aradan kırk yılı aşkın bir uzun süre geçmesine rağmen başvuruculara ait konutların tapu kayıtlarının düzenlenip teslim edilmediği tespit edilmiştir. İdarenin bu uzun süreli eylemsizliği, kişilerin mülkiyet hakkından yararlanmalarını belirsiz bir şekilde ertelemiş ve mülk sahiplerine orantısız, aşırı bir külfet yüklemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Abdulhamit Yıldız yönünden başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle başvurunun reddine, vefat eden ve mirasçıları tarafından takip edilmeyen başvurucular yönünden başvurunun düşmesine, diğer başvurucular yönünden ise Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.