Anasayfa Karar Bülteni AYM | Celal Kaya | BN. 2020/25779

Karar Bülteni

AYM Celal Kaya BN. 2020/25779

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü
Başvuru No 2020/25779
Karar Tarihi 17.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın temelidir.
  • Duruşmada dinlenmeyen tanık için geçerli neden sunulmalıdır.
  • Belirleyici delil olan tanık beyanı sorgulanabilmelidir.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı için dengeleyici güvence şarttır.

Bu karar, ceza yargılamalarında sanığın aleyhine olan tanıkları bizzat sorgulama veya sorgulatma hakkının, adil yargılanma hakkının ayrılmaz ve en temel bir parçası olduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulaması açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, sanığın bizzat duruşmada bulunmadığı veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi gibi teknolojik imkânlarla katılımının aktif olarak sağlanmadığı durumlarda istinabe yoluyla alınan tanık beyanlarının, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak kesinlikle kullanılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Yüksek Mahkeme, tanığın mahkemede hazır edilmemesi için yargı mercilerince mutlak surette geçerli bir nedenin gösterilmesi ve savunma tarafının maruz kaldığı bu ağır dezavantajları telafi edecek yeterli dengeleyici güvencelerin usulen sağlanması gerektiğini yerleşik bir içtihat hâline getirmiştir.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle terör örgütü üyeliği suçları gibi ağır ceza gerektiren ve spesifik delillere dayanan yargılamalarda ilk derece mahkemelerinin delil değerlendirme süreçlerine çok net bir standart getirmektedir. Mahkemeler, sadece istinabe mahkemelerinde veya hazırlık aşamasında alınan yazılı ifadeleri duruşmada sanığın yüzüne okumakla yetinemeyecek, sanığa söz konusu tanığa doğrudan soru sorma, onun ifadelerindeki muhtemel çelişkileri çürütme ve tanığın mimik ile tepkilerini gözlemleme hakkını fiilen tanımak zorunda kalacaktır. Aksi takdirde, elde edilen tanık beyanlarının güvenilirliği ve doğruluğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde test edilemeyeceğinden, sırf bu eksik ifadelere dayanılarak kurulan mahkûmiyet hükümleri hakkaniyete açıkça aykırı bulunarak bozma veya yeniden yargılama sebebi sayılmaya devam edecektir. Bu güçlü tutum, Türk hukuk sisteminde silahların eşitliği ilkesinin ceza yargılaması pratiğinde tam anlamıyla tesis edilmesine çok önemli bir güvence sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Celal Kaya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen silahlı terör örgütüne üye olma soruşturması kapsamında yargılanmıştır. Hazırlanan iddianamede, başvurucunun gizli haberleşme programı kullanıcısı olduğu ve geçmiş yıllarda örgüt sohbetlerine katıldığı ileri sürülmüştür. İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, başvurucu aleyhine beyanda bulunan tanıklardan biri olan E.İ., mahkeme huzurunda dinlenmemiş, istinabe yoluyla başka bir mahkemede ifade vermiştir. Başvurucu, aleyhine ifade veren bu tanığa mahkeme huzurunda doğrudan soru sorma ve onunla yüzleşme imkânı bulamamıştır.

Mahkeme, dijital iletişim kayıtlarına ve duruşmada sanık tarafından sorgulanamayan tanık beyanlarına dayanarak başvurucuyu dokuz yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucunun, tanığı usulüne uygun şekilde sorgulayamadığı gerekçesiyle kanun yollarına yaptığı tüm istinaf ve temyiz itirazları reddedilmiş, mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucu, aleyhine ifade veren tanığı duruşmada sorgulama imkânı tanınmadığı için adil yargılanma hakkının zedelendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut bir görünümü olan tanık sorgulama hakkına dayanmıştır. Ceza yargılamasında kural olarak sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkı mevcuttur. Sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması, hakkaniyete uygun ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından en temel güvencelerden biridir.

Yüksek Mahkeme, duruşma öncesinde veya duruşma haricinde elde edilen tanık beyanlarının doğrudan delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için katı bir üç aşamalı test uygulamaktadır. İlk olarak, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin veya uzaktan dinlenememesinin hukuken geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. İkinci olarak, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı titizlikle değerlendirilmelidir. Üçüncü olarak ise, sorgulama imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olması durumunda, savunma tarafının maruz kaldığı bu usuli zorlukları telafi edecek yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı incelenmelidir.

Ayrıca, mahkemenin yargı çevresi dışındaki tanıkların sanığın da onlara bizzat soru sormasına imkân sağlayacak ve sorulan sorulara verdikleri cevaplar hakkında kişisel izlenim edinme fırsatı elde edecek şekilde teknolojik vasıtalarla dinlenmesi, Yüksek Mahkeme tarafından en önemli telafi edici güvencelerden biri olarak kabul edilmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında delillerin doğrudan doğruyalığı ve sözlülüğü ilkesi de bu yüzleşmeyi emretmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun mahkûmiyetinde önemli bir rol oynayan tanık E.İ.nin duruşmada dinlenmemesinin geçerli ve haklı bir nedene dayanıp dayanmadığını detaylıca incelemiştir. Yerel mahkemenin, tanığın duruşmaya getirilmesinin zor olup olmadığıyla ilgili esasa dair hiçbir değerlendirme yapmadığı, sadece tanığın bulunduğu yerin yargı çevresi dışında olmasını istinabe yoluyla dinlenmesi için yeterli bir mazeret saydığı görülmüştür. Gerekçeli kararda veya duruşma tutanaklarında, tanığın ses ve görüntü nakli sağlayan sistemler aracılığıyla dahi dinlenilmemesinin hangi zorunlu nedene dayandığına dair hiçbir açıklama yapılmamış, bu durum kamu makamlarının gerekçelendirme yükümlülüğünü en baştan ihlal etmiştir.

İkinci aşamada, duruşmada bizzat sorgulanmayan söz konusu tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmiştir. Mahkeme, dosyada dijital verilerle ilgili kesin nitelikte bir tespit ve değerlendirme tutanağı bulunmamasına rağmen, iletişim kayıtlarına ve istinabe yoluyla alınan tanıkların sohbetlere katılma beyanlarına dayanarak cezanın alt sınırından dahi uzaklaşıp mahkûmiyet hükmü kurmuştur. İlgili yargısal uygulamalar dikkate alındığında, eksik dijital veriler karşısında, istinabe yoluyla savunmanın yokluğunda dinlenen tanık E.İ.nin soyut beyanının, mahkûmiyetin oluşmasında ve sanığın konumunun belirlenmesinde belirleyici nitelikte delil olduğu saptanmıştır.

Üçüncü ve son aşamada ise, savunmanın maruz kaldığı bu yargısal dezavantajı giderecek dengeleyici usuli güvencelerin mahkeme tarafından sağlanıp sağlanmadığı incelenmiştir. Başvurucu, tanık E.İ.nin istinabe mahkemesinde ne zaman dinleneceğinden haberdar edilmemiş, ses ve görüntü nakli yoluyla soru sorma hakkını kullanamamış ve tanığın tepkilerini gözlemleme fırsatından tamamen mahrum bırakılmıştır. Doğal olarak mahkeme heyeti de tanığın mimikleri ve tepkileri hakkında doğrudan bir izlenim edinememiştir. Hükme ulaşılırken dosyada birtakım başka delillere de dayanılmış olması, savunmanın karşılaştığı bu ağır zorlukları telafi etmeye yeterli bulunmamıştır. Güvenilirliği ve doğruluğu savunma tarafından test edilmemiş bir tanık beyanının belirleyici ölçüde hükme esas alınması, yargılamanın hakkaniyetini kökünden zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: