Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Burhan Özmüş Kararı 2020/25022 B.

Anayasa Mahkemesi Burhan Özmüş Kararı 2020/25022 B.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında mahpuslara yönelik güç kullanımının sınırlarını ve devletin bu konudaki negatif ve pozitif yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koyması bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin güç kullanabilmesi için bu müdahalenin kesin bir zorunluluk teşkil etmesi gerektiğini ve kişilerin devlet kontrolü altında bulunduğu sırada meydana gelen yaralanmaların yetkili makamlar tarafından makul, tatmin edici ve inandırıcı bir biçimde açıklanmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.
search

Anayasa Mahkemesi
Burhan Özmüş Kararı 2020/25022 B.

6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/25022
Karar Tarihi 17.09.2024
Taraf Burhan Özmüş
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Devlet kontrolündeki yaralanmalar inandırıcı şekilde açıklanmalıdır.
Kamu görevlilerinin güç kullanımı kesinlikle zorunlu olmalıdır.
Kötü muamele iddiaları bağımsız ve etkili soruşturulmalıdır.
İdarece hazırlanan iç raporlar bağımsız soruşturma sayılamaz.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında mahpuslara yönelik güç kullanımının sınırlarını ve devletin bu konudaki negatif ve pozitif yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koyması bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin güç kullanabilmesi için bu müdahalenin kesin bir zorunluluk teşkil etmesi gerektiğini ve kişilerin devlet kontrolü altında bulunduğu sırada meydana gelen yaralanmaların yetkili makamlar tarafından makul, tatmin edici ve inandırıcı bir biçimde açıklanmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar infaz koruma memurlarının zor kullanma yetkisinin yasal sınırlarını çizmesi ve bu sınırların aşılması durumunda yürütülecek idari ile adli soruşturmaların niteliğine dair temel standartları belirlemesi yönüyle uygulamada yol gösterici olacaktır. Özellikle, olaylara karışan personelin bağlı olduğu kurum tarafından hazırlanan raporlara dayanılarak savcılık soruşturmalarının kapatılamayacağı, tüm delilleri kapsayan bağımsız ve etkili bir ceza soruşturmasının yürütülmesinin şart olduğu netleştirilmiştir. Bu durum, savcılıkların cezaevi içi şiddet ve kötü muamele iddialarına yaklaşımında çok daha titiz ve derinlemesine bir adli inceleme yapmalarını zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İzmir 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucu, ailesiyle yaptığı bir haftalık telefon görüşmesi sırasında sesini yükselttiği gerekçesiyle infaz koruma memurları tarafından uyarılmıştır. Uyarı sonrası memurlarla tartışmaya giren başvurucu, kendi iddialarına göre görevli personeller tarafından yere yatırılarak darbedilmiş, elleri arkadan kelepçelenerek zorla süngerli odaya götürülmüş ve burada bir süre bekletilmiştir. Meydana gelen olay sonrasında kurum doktoru tarafından hazırlanan adli raporda başvurucunun kulağında ve dizinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralanmalar tespit edilmiştir. Başvurucu, kendisine fiziksel şiddet uygulayan infaz koruma memurları ile olaya göz yuman kurum müdürü hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık, personelin başvurucuyu sakinleştirmek için zor kullanma sınırları içinde hareket ettiğini belirterek takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu, haksız yere şiddet gördüğünü ve olayın bağımsız ve etkili bir şekilde soruşturulmadığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile kötü muamele yasağı ilkelerine dayanmıştır. Bu yasak, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden biri olup, hiçbir istisnası bulunmayan mutlak bir haktır.

Mahkeme, somut uyuşmazlıkta güç kullanımının yasal çerçevesini çizen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik m.10 hükmüne atıf yapmıştır. Bu kurala göre, infaz ve koruma memurları ancak kurumun güvenliğini bozan isyan, firara teşebbüs, saldırı, kanuna veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif direnme gibi istisnai olayların varlığı hâlinde zor kullanabilirler. Zor kullanma yetkisinin doğabilmesi için müdahalenin kesin olarak gerekli olması ve uygulanan gücün aşırıya kaçmadan, kişinin tutumuyla tamamen orantılı şekilde kullanılması şarttır.

Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, bir kişinin cezaevi gibi devletin tam gözetimi ve kontrolü altında bulunduğu bir sırada yaralanması hâlinde, yetkili makamlar bu yaralanmanın tam olarak nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür. Kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülecek ceza soruşturmalarının Anayasa'nın 17. maddesinin usul boyutuna uygun olabilmesi için, soruşturmayı yürüten makamların olaya karışan kurum ve kişilerden tamamen bağımsız olması, olayı aydınlatacak tüm delillerin makul bir süratle ve özenle toplanması zorunludur. Olayın aydınlatılabilmesi için yetkililerin aceleci ve yüzeysel sonuçlara dayanmaktan kaçınmaları, kullanılan gücün gerçekten gerekli ve orantılı olup olmadığını soruşturma kararlarında mutlaka tartışmaları gerekmektedir. İdarenin kendi personeli tarafından hazırlanan iç raporlar, bağımsız bir adli soruşturmanın ve hukuki denetimin yerini tutamaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucuya karşı kullanılan fiziksel gücün zorunlu olup olmadığını değerlendirmiştir. Olay günü tutulan tutanaklarda başvurucunun saldırgan tavırlar sergilediği belirtilmişse de, bu tavrın tam olarak ne olduğu açıklanmamış, yasal bir emre karşı aktif veya pasif bir direniş gösterdiğine dair somut bir kanıt sunulmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkında sadece hakaret ve tehdit suçlarından disiplin cezası verilmiş, memura direnme suçundan herhangi bir hukuki işlem yapılmamıştır. Bu durum, başvurucuya karşı fiziksel güç kullanılmasının kesin bir zorunluluk teşkil etmediğini göstermektedir. Bu nedenle, kullanılan gücün orantılılığı tartışılmasına dahi gerek görülmeden, olayın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele boyutuna ulaştığı tespit edilmiştir.

Soruşturma süreci incelendiğinde ise savcılığın olayları aydınlatmak için usulüne uygun ve yeterli çabayı göstermediği anlaşılmıştır. Pandemi koşulları bahane edilerek başvurucunun tanıkları ve olaya karışan diğer infaz koruma memurları dinlenmemiştir. Dahası, savcılık olay anına ait kamera kayıtlarını bağımsız bir şekilde bizzat incelemek yerine, doğrudan ceza infaz kurumunun kendi personeli tarafından hazırlanan görüntü inceleme tutanaklarına dayanarak sonuca gitmiştir. Savcılığın verdiği takipsizlik kararında, memurların zor kullanma yetkisinin doğup doğmadığı, kullanılan gücün başvurucunun eylemleriyle orantılı olup olmadığı hususunda hiçbir detaylı hukuki değerlendirme yapılmamıştır.

Soruşturmanın fiilî bağımsızlığının zedelenmesi ve olayı aydınlatacak temel adımların eksik bırakılması nedeniyle devletin kötü muamele iddialarını etkili bir şekilde soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Cezaevindeki gardiyanlar mahkûmlara istedikleri gibi zor kullanabilir mi? expand_more
Hayır, infaz ve koruma memurlarının zor kullanma yetkisi istisnai durumlara tabidir. Bu personelin fiziksel müdahalede bulunabilmesi için kurumun güvenliğini bozan isyan, firara teşebbüs, saldırı veya kanuni bir emre karşı aktif ya da pasif direnme gibi olayların varlığı sebebiyle müdahalenin kesin bir zorunluluk teşkil etmesi gerekir. Ayrıca uygulanan gücün aşırıya kaçmadan, kişinin tutumuyla tamamen orantılı şekilde kullanılması şarttır. Olası bir zor kullanma durumunda bunun yasal sınırları aşması, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali sonucunu doğurur.
Cezaevindeyken darbedilip yaralanırsam devletin sorumluluğu nedir? expand_more
Bir kişi cezaevi gibi devletin tam gözetimi ve kontrolü altında bulunduğu bir sırada yaralanırsa, yetkili makamlar bu yaralanmanın tam olarak nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür. Devlet, meydana gelen kötü muamele iddialarını aydınlatabilmek için tüm delillerin makul bir süratle ve özenle toplandığı, bağımsız ve etkili bir ceza soruşturması yürütmek zorundadır. Bu açıklamalar tatmin edici şekilde yapılamazsa Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ihlal edilmiş sayılır.
Savcılık sadece cezaevi yönetiminin tutanağına bakıp dosyayı kapatabilir mi? expand_more
Kesinlikle kapatamaz. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarına göre, idarenin kendi personeli tarafından hazırlanan iç raporlar ve tutanaklar, bağımsız bir adli soruşturmanın ve hukuki denetimin yerini tutamaz. Savcılık, şikayete konu olay anına ait kamera kayıtlarını bağımsız bir şekilde bizzat incelemeli ve olayı aydınlatacak tanıkları dinlemelidir. Sadece personelin bağlı olduğu kurum tarafından hazırlanan tutanaklara veya görüntü inceleme raporlarına dayanılarak verilen takipsizlik kararları, etkili soruşturma yükümlülüğünün açık bir ihlalidir.
Şikayetimde savcı şahitlerimi dinlemeden takipsizlik verirse ne olur? expand_more
Savcılığın olayları aydınlatmak için gerekli çabayı göstermemesi, örneğin salgın hastalık gibi bahanelerle tanıkları dinlememesi veya delilleri bizzat toplamaması soruşturmanın usulüne uygun yürütülmediğini gösterir. Savcıların aceleci ve yüzeysel sonuçlara dayanmaktan kaçınmaları, kullanılan gücün gerçekten gerekli ve orantılı olup olmadığını soruşturma kararlarında mutlaka tartışmaları gerekmektedir. Temel adımları eksik bırakılan bu tür bir soruşturma süreci, devletin anayasal bir görevi olan olayları etkili ve bağımsız şekilde soruşturma yükümlülüğünün ihlali anlamına gelecektir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir