Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Bilal Karakurt ve Abdurrahim Metin Kararı 2020/26165 B.

Anayasa Mahkemesi Bilal Karakurt ve Abdurrahim Metin Kararı 2020/26165 B.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan bireylerin, birinci derece yakınlarının vefatı hâlinde cenaze veya taziye törenlerine katılma haklarının hukuki sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Karar, en ağır salgın hastalık veya güvenlik tedbirlerinin uygulandığı olağanüstü dönemlerde dahi, idarenin mahpusların özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yapacağı müdahalelerde ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya uyması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mazeret izinlerinin genel, soyut ve basmakalıp gerekçelerle reddedilemeyeceğini hukuken tescillemiş; kamu makamlarının güvenlik veya halk sağlığı gibi meşru amaçlarla hareket ederken, bireyin hakkını en az kısıtlayacak alternatif çözümleri değerlendirme yükümlülüğü bulunduğunu şüpheye yer bırakmayacak biçimde hüküm altına almıştır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/26165
Karar Tarihi 17.09.2024
Taraf Bilal Karakurt ve Abdurrahim Metin
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Mahpusların cenaze izni hakkı makul şekilde değerlendirilmelidir.
  • gavel Salgın tedbirleri mutlak bir ret gerekçesi olarak kullanılamaz.
  • gavel Cenazeye katılım sağlanamıyorsa taziye alternatifi gözetilmelidir.
  • gavel Özel hayata müdahalede kamu yararıyla adil denge kurulmalıdır.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan bireylerin, birinci derece yakınlarının vefatı hâlinde cenaze veya taziye törenlerine katılma haklarının hukuki sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Karar, en ağır salgın hastalık veya güvenlik tedbirlerinin uygulandığı olağanüstü dönemlerde dahi, idarenin mahpusların özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yapacağı müdahalelerde ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya uyması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mazeret izinlerinin genel, soyut ve basmakalıp gerekçelerle reddedilemeyeceğini hukuken tescillemiş; kamu makamlarının güvenlik veya halk sağlığı gibi meşru amaçlarla hareket ederken, bireyin hakkını en az kısıtlayacak alternatif çözümleri değerlendirme yükümlülüğü bulunduğunu şüpheye yer bırakmayacak biçimde hüküm altına almıştır.

Uygulamada büyük bir emsal değeri taşıyan bu içtihat, ceza infaz kurumu idarelerinin ve infaz savcılıklarının mahpuslara yönelik mazeret izni taleplerini değerlendirirken her somut olayın kendi şartlarını özenle incelemesini zorunlu kılmaktadır. Mahkemelere ve idari mercilere düşen görev, ret kararlarında sadece "pandemi koşulları" veya "güvenlik riski" gibi şablon ifadeler kullanmak yerine; sosyal mesafe, maske veya özel izolasyon gibi tedbirlerin neden yetersiz kaldığını bilimsel ve somut verilerle gerekçelendirmektir. Karar, cenaze törenine doğrudan katılımın fiilen veya tıbben imkânsız olduğu durumlarda dahi, idarenin mahpusun acısını ailesiyle paylaşabileceği taziye ziyaretine imkân tanıması gerektiğine işaret ederek benzer uyuşmazlıklar için yol gösterici bağlayıcı bir temel oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Farklı ceza infaz kurumlarında mahpus statüsünde bulunan iki başvurucunun birinci derece yakınları (birinin babası, diğerinin annesi) vefat etmiştir. Başvurucular, en acı günlerinde ailelerinin yanında bulunarak destek olmak ve cenaze törenlerine katılmak amacıyla mazeret izni verilmesi için bulundukları yer Cumhuriyet Başsavcılıklarına resmi başvuruda bulunmuşlardır. Ancak idari makamlar, COVID-19 salgın hastalığını ve dünya genelinde virüsün yayılımını engellemeye yönelik alınan sıkı tedbirleri ile bulaş riskini gerekçe göstererek başvurucuların bu izin taleplerini doğrudan reddetmiştir.

Bunun üzerine başvurucular, idarenin verdiği ret kararlarına karşı infaz hâkimliklerine şikâyet yoluna başvurmuş, ancak hâkimlikler kurum kararı bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetleri esasa girmeden reddetmiştir. Ağır ceza mahkemelerine yapılan itiraz süreçlerinden de herhangi bir olumlu sonuç alamayan başvurucular, pandemi gerekçesiyle cezaevlerindeki diğer mahpusların hastane sevklerine veya farklı nakillerine izin verilirken kendilerine en temel insani hak olan cenaze izninin verilmemesinin son derece haksız bir uygulama olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradıkları ağır manevi zararın tazminini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan "özel hayatın ve aile hayatının korunması" ilkesini merkeze almıştır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik idari veya yargısal bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve hukuka uygun kabul edilebilmesi için, müdahalenin mutlaka kanuni bir dayanağının bulunması, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayan meşru bir amaca hizmet etmesi ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması zorunludur.

Somut uyuşmazlığın temel kanuni dayanağını oluşturan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.94 hükmü, hükümlü ve tutuklulara, ana, baba, eş, kardeş veya çocuklarının ölümü hâlinde mazeret izni verilebileceğini açıkça düzenlemektedir. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, yasa koyucunun bu düzenlemeyi getirirken güttüğü amaç sadece mahpusun salt defin işlemine katılması değildir; aynı zamanda definden sonra yapılan taziye ziyaretlerini kabul etmesine ve aile bireylerinin bir arada kalarak birbirlerine manevi destekte bulunmalarına imkân tanımaktır.

Hukuki sistematiğimizde, Anayasa'nın 19. maddesi gereği mahpusların ceza infaz kurumunda tutulmaları nedeniyle özel ve aile hayatlarına birtakım sınırlamalar getirilmesi olağan kabul edilmektedir. Ceza infaz kurumlarının güvenliğinin, düzeninin veya genel halk sağlığının sağlanması için idarenin takdir yetkisi geniş olmakla birlikte, bu yetki keyfi ve sınırsız bir biçimde kullanılamaz. İdarenin aldığı kısıtlayıcı tedbirler ile hükümlünün aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin kurulması şarttır. Eğer salgın hastalık gibi istisnai riskler nedeniyle mahpusun cenazeye katılımı imkân dâhilinde görülmüyorsa, kamusal makamların bu duruma ilişkin zorunluluk hâllerini soyut klişelerle değil, tamamen somut olgu ve olaylara dayalı olarak tatmin edici şekilde gerekçelendirmesi elzemdir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini incelerken başvuruya konu edilen Cumhuriyet Başsavcılığı ret kararlarını ölçülülük ve adil denge kriterleri çerçevesinde detaylı olarak değerlendirmiştir. Verilen ret kararlarında, dünyayı ve ülkeyi derinden etkileyen COVID-19 salgınının neden olduğu bulaş riskine ilişkin yalnızca genel ve soyut ifadelere yer verildiği, başvurucuların talebinin sosyal mesafe kuralları, izolasyon yöntemleri ve maske kullanımı gibi alternatif sağlık tedbirleri çerçevesinde karşılanıp karşılanamayacağına dair idarece hiçbir somut değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir. Dahası, yargılama makamları tarafından da başvurucuların haklı itirazları hakkında esasa ilişkin tatminkâr bir inceleme yapılmadan doğrudan idarenin kararlarına onama verilmiştir.

Yüksek Mahkeme, cenaze törenine doğrudan katılımın fiilen veya yüksek sağlık riskleri açısından mümkün olmadığı kanaatine varılsa bile, alternatif bir çözüm yöntemi olarak mahpusların en azından korunaklı şartlar altında aileleriyle bir araya gelerek acılarını paylaşabilecekleri taziyeye katılımlarının sağlanması ihtimalinin de idare tarafından tamamen göz ardı edildiğine dikkat çekmiştir. Kamusal makamlar, başvurucuların son derece insani olan bu talebini karşılamak adına durumun gerektirdiği özeni gösterdiklerini ve ilgili güvenlik veya sağlık personelinin görevlendirilmesi için alternatif yollar denediklerini ispatlayacak hiçbir veri ortaya koyamamıştır.

Mahpusların, özgürlüklerinden yoksun olmaları sebebiyle uzun süredir göremedikleri anne veya babalarının vefatından duydukları derin üzüntü ve onlara son görevlerini yerine getirememe gerçeğinin yarattığı ağır sarsıntı dikkate alındığında, yetkililerin sadece genel "salgın" ibaresiyle süreci reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Başsavcılık kararlarında gösterilen gerekçelerin, başvurucuların manevi çıkarları ile toplum sağlığının korunması yönündeki kamusal çıkarlar arasında adil bir denge kurmaya yetecek ikna edici ve yeterli unsurlara sahip olmadığı açıkça saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, idarenin ret işlemi şeklindeki müdahalesinin başvurucuların özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Cezaevindeki mahkumlar yakınının cenazesine gidebilir mi? expand_more
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun uyarınca, tutuklu veya hükümlülerin anne, baba, eş, kardeş veya çocuklarının vefatı hâlinde cenaze törenine katılmak için mazeret izni alma hakkı bulunmaktadır. Hukuki düzenlemelerde bu hak sadece defin işlemiyle sınırlı tutulmamış, mahpusun ailesiyle bir araya gelerek taziyeleri kabul etmesine ve manevi destek bulmasına olanak tanıyacak şekilde güvence altına alınmıştır.
Salgın hastalık bahanesiyle cenaze izni tamamen iptal edilebilir mi? expand_more
İdarenin olağanüstü salgın hastalık koşullarında dahi genel, soyut ve basmakalıp gerekçelerle cenaze iznini mutlak biçimde reddetmesi hukuka ve ölçülülük ilkesine aykırıdır. Karar merci konumundaki infaz savcılıkları veya cezaevi idareleri, ret kararı verirken sosyal mesafe, maske veya özel izolasyon gibi alternatif sağlık tedbirlerinin somut olayda neden yetersiz kaldığını bilimsel verilerle gerekçelendirmek zorundadır.
Hastalık riski nedeniyle cenazeye gidemezsem taziye hakkım var mı? expand_more
Evet, böyle bir hakkınız bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararına göre, olağanüstü sağlık veya güvenlik riskleri nedeniyle cenaze törenine doğrudan katılım fiilen imkânsız bulunsa dahi, idarenin bireyin hakkını en az kısıtlayacak alternatif çözümleri değerlendirme yükümlülüğü vardır. Bu bağlamda, kamusal makamlar mahpusun ailesiyle korunaklı şartlar altında bir araya gelerek acısını paylaşabileceği taziye ziyaretlerine mutlaka imkân tanımalıdır.
Savcılık sadece şablon ifadelerle cenaze iznimi reddederse ne olur? expand_more
Savcılıkların mazeret izni taleplerini detaylı bir değerlendirme yapmadan, sadece "pandemi koşulları" gibi matbu ve soyut şablon ifadeler kullanarak reddetmesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkının ihlalidir. Devlet yetkilileri her somut olayın kendi şartlarını özenle inceleyerek, mahpusun manevi çıkarları ile kamu sağlığı veya güvenliği arasında adil bir denge kurmak ve ret nedenlerini somut olgularla ispatlamakla yükümlüdür.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir