Anasayfa Karar Bülteni AYM | Barış Kılıç | BN. 2020/14777

Karar Bülteni

AYM Barış Kılıç BN. 2020/14777

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/14777
Karar Tarihi 17.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahpusların süreli yayınlara ulaşma hakkı engellenemez.
  • Yayın kısıtlamalarında soyut gerekçelere dayanılamaz.
  • Müdahaleler zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.
  • Kurum güvenliği ile ifade özgürlüğü dengelenmelidir.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında barındırılan tutuklu ve hükümlülerin haber ve fikir alma özgürlüklerinin, idarenin keyfî, somut delillerden yoksun ve tamamen soyut değerlendirmeleriyle sınırlandırılamayacağını hukuken güvence altına alması bakımından son derece önemlidir. Anayasa Mahkemesi, tıpkı dışarıdaki bireyler gibi mahpusların da temel anayasal haklardan yararlandığını vurgulayarak, kişinin kendi bütçesiyle ücretini ödeyerek satın aldığı ulusal bir gazetenin kuruma alınmaması işleminin ifade özgürlüğüne yönelik çok net bir müdahale olduğunu tespit etmiştir. İdarenin, süreli yayınlara yönelik bu tür yasaklamaları uygularken yalnızca kamu düzeni ve kurum güvenliği gibi meşru amaçlara genel bir atıf yapması tek başına yeterli görülmemektedir. Söz konusu kısıtlayıcı müdahalenin, mutlaka demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya uygun olması zorunlu tutulmuştur.

Uygulamadaki önemi bakımından bu ihlal kararı, ceza infaz kurumu eğitim kurullarının herhangi bir yayını kısıtlama kararı alırken, yayının içindeki tam olarak hangi spesifik haber, fotoğraf veya yazının kurum güvenliğini ne şekilde tehlikeye düşürdüğünü somut delillerle ortaya koymak zorunda olduğunu göstermektedir. İdarelerin, genel ve soyut gerekçeler üreterek yayınları otomatik olarak engelleme pratikleri açıkça hukuka aykırı bulunmuş, bu tür idari işlemlerin titiz bir yargı denetiminden geçmesi gerektiği ve bilhassa infaz hâkimliklerinin kararları incelerken bu somutlaştırmayı titizlikle araması gerektiği ilke hâline getirilmiştir. Karar, aynı hukuki durumdaki tüm mahpuslara tamamen eşit ve öngörülebilir uygulamalar yapılması noktasında emsal teşkil etmekte olup infaz kurumlarındaki yayın kabul komisyonlarının kararlarında idari keyfîliğin kesin olarak önüne geçilmesini sağlayacak önemli bir rehber niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, ceza infaz kurumunda terör suçundan hükümlü olarak bulunan başvurucu ile cezaevi idaresi arasında yaşanmıştır. Başvurucu, ücretini ödeyerek cezaevi idaresi aracılığıyla satın aldığı ulusal bir gazetenin çeşitli nüshalarının kendisine verilmemesi üzerine idareye karşı hukuki süreç başlatmıştır. Ceza infaz kurumu eğitim kurulu, söz konusu gazetedeki haber ve yazıların kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü, isyana ve şiddete teşvik ettiğini belirterek gazetenin başvurucuya teslimini engellemiştir. Ancak kurul, hangi haber veya yazının bu olumsuz nitelikte olduğunu somutlaştırmadan, tamamen genel bir yasaklama kararı almıştır. Başvurucu, bu soyut kararlara karşı infaz hâkimliği ile ağır ceza mahkemesine yaptığı itirazlardan olumlu bir sonuç alamayınca, haber alma ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesinden ihlalin tespiti ile manevi zararlarının giderilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 26. maddesi kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğüne dayanmıştır. İfade özgürlüğü, herkes için geçerli olup demokratik ve çoğulcu toplumun işleyişi için zorunlu temellerinden birini oluşturur. Hükümlü ve tutukluların süreli veya süresiz yayınlara hiçbir engele takılmadan ulaşabilmesi de bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut bir yansıması olarak ifade özgürlüğünün mutlak koruması altındadır. Mahkemeye göre, bir ceza infaz kurumunda tutulan kişinin kendi kısıtlı maddi imkânlarıyla edindiği ulusal bir süreli yayının teslim edilmemesi, doğrudan haber veya fikir alma özgürlüğüne yapılmış ağır bir müdahaledir.

Bu tür bir müdahalenin hukuki zemini ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 62 çerçevesinde şekillenmektedir. Anılan kanuni düzenleme, ceza infaz kurumlarının düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile mahpusların ıslahı ve suçun önlenmesi amaçlarıyla bazı yayınların mahpuslara verilmesini kısıtlama yetkisi tanımaktadır. Bu kısıtlama, Anayasa'nın 13. maddesi bağlamında şeklî bir kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşısa da müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de sıkı bir şekilde uygun olması anayasal bir şarttır.

Yerleşik anayasal içtihat prensipleri gereğince, temel hak ve özgürlüklere yönelik bir kısıtlamanın demokratik toplumda gerekli sayılabilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve kişinin haklarına yapılan müdahalenin orantılı olması aranır. Her ne kadar ceza infaz kurumlarında güvenliğin sağlanması ve disiplinin tesisi idarenin takdir yetkisinde olsa da idarelerin keyfîlikten tamamen uzak, açık, şeffaf ve istikrarlı idari uygulamalar geliştirmesi gerekmektedir. Genel geçer ve soyut değerlendirmelerle yayınların engellenmesi, hukuk devleti ilkesinin tüm vatandaşlara sunduğu öngörülebilirlik güvencesiyle bağdaşmaz. İdarenin, incelenen yayındaki hangi eylem, kelime veya ifadenin kurum düzenini tehlikeye soktuğunu açıkça ortaya koyma yükümlülüğü bulunmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucuya, önceden ücretini ödeyerek satın aldığı ulusal bir gazetenin çeşitli nüshalarının kurum idaresi tarafından verilmemesi eylemini titizlikle incelemiştir. Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu; söz konusu süreli yayında kamu kurumları ile çalışanları hakkında asılsız haberlere yer verildiğini, örgütsel dayanışmayı artırıcı ibarelerin bulunduğunu, ayaklanmaya ve şiddete çağrı niteliğinde yazılar ihtiva ettiğini ileri sürerek söz konusu gazetenin mahpusa teslim edilmemesine karar vermiştir. Ancak dosyaya sunulan kurul kararında, yasaklamaya konu edilen yayında yer alan hangi somut haber ya da yazının tam olarak bu olumsuz nitelikte olduğuna dair hiçbir net belirleme yapılmamış, tamamen soyut ve genel geçer ifadelere dayanılarak yayının tamamı engellenmiştir.

Anayasa Mahkemesi, özgürlüklerinden yoksun bırakılmış kişilerin ifade özgürlüğü ile ceza infaz kurumu güvenliğinin sağlanması arasındaki hassas dengenin kurulmasında idareye ve kararları denetleyen derece mahkemelerine son derece hayati görevler düştüğünü hatırlatmıştır. Derece mahkemeleri konumunda olan infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesinin de idarenin bu eksik ve soyut gerekçeli yasaklama kararını detaylı bir yargısal denetimden geçirmeden, sadece şeklî bir incelemeyle usul ve yasaya uygun bularak şikâyetleri kolayca reddetmeleri Anayasa'nın adil yargılanma ve ifade özgürlüğü için aradığı yüksek güvenceleri karşılamaktan çok uzak bulunmuştur.

Yüksek Mahkeme, ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülere süreli yayınların teslim edilip edilmemesi konusunda yaşanabilecek keyfîliği engelleyecek, aynı hukuki durumda bulunanlara aynı uygulamanın yapılmasını sağlayacak, açık, yol gösterici ve istikrarlı idari uygulamaları garanti edecek kurumsal bir mekanizmanın bulunmadığına dikkat çekmiştir. Gerekçesiz ve soyut tehlike değerlendirmeleriyle mahpusların anayasal haber ve fikir alma özgürlüklerine yapılan bu haksız müdahale, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bulunmuştur. Müdahalenin orantısız olduğu ve demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edildiğinden, başvurucunun Anayasa'da güvence altına alınan ifade özgürlüğünün açıkça ihlal edildiğine kanaat getirilmiştir. İfade özgürlüğüne yönelik bu durumun, derece mahkemelerince telafi edilemeyecek, doğrudan idari düzenlemeleri gerektiren bir yapısal sorundan kaynaklandığı değerlendirilerek yargılamanın yenilenmesi yerine ihlalin sonuçlarının giderimi için manevi tazminata hükmedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: