Anasayfa Karar Bülteni AYM | V.A. ve Diğerleri | BN. 2024/23272

Karar Bülteni

AYM V.A. ve Diğerleri BN. 2024/23272

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2024/23272
Karar Tarihi 18.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız gözaltı tazminatı makul düzeyde olmalıdır.
  • Tazminat miktarı emsal kararların gerisinde kalamaz.
  • Manevi tazminat hesabında güncel ölçütler gözetilmelidir.

Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde haksız yere yakalanan, gözaltına alınan veya tutuklanan kişilerin beraat ya da takipsizlik kararı sonrasında açtıkları tazminat davalarında hükmedilecek bedellerin asgari sınırlarını belirlemesi bakımından son derece büyük bir hukuki anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, haksız koruma tedbirlerine karşı açılan tazminat davalarında derece mahkemelerinin takdir yetkisi bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin sınırsız olmadığını ve keyfî şekilde kullanılamayacağını açıkça vurgulamıştır. Hükmedilen tazminat miktarının, Anayasa Mahkemesinin benzer ihlaller için yıllar itibarıyla belirlediği emsal bedellerin çok gerisinde kalması durumunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının zedeleneceği net bir şekilde ortaya konulmuştur.

Uygulamada özellikle ağır ceza mahkemelerinin haksız koruma tedbirlerine karşı açılan davalarda sembolik ve son derece düşük miktarlara hükmetmesi, uzun süredir mağdurların hak arama süreçlerini zedeleyen ve yeni ihlallere yol açan yaygın bir sorundur. Yüksek Mahkemenin verdiği bu emsal karar ile derece mahkemelerinin, manevi tazminat hesaplaması yaparken Anayasa Mahkemesi tarafından tutulma yılına göre belirlenen asgari, ortalama ve azami tazminat ölçütlerini dikkate alma zorunluluğu hukuken pekiştirilmiştir. Haksız tutuklama veya gözaltı uygulamaları nedeniyle açılan davalarda vatandaşların özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları sebebiyle uğradıkları manevi zararın gerçek ve adil bir biçimde telafi edilebilmesi adına, yargı makamlarının güncel ve adil emsal bedeller üzerinden hüküm kurması gerektiği bu kararla güçlü bir biçimde güvence altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Vatandaşlar, geçmişte haklarında yürütülen çeşitli ceza soruşturmaları ve kovuşturmaları kapsamında yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi hürriyeti kısıtlayıcı koruma tedbirlerine maruz kalmışlardır. Yargılamalar neticesinde bu kişiler hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek adli süreçler lehlerine sonuçlanmıştır. Bunun üzerine vatandaşlar, haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları gerekçesiyle devletten zararlarının giderilmesini talep ederek ağır ceza mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davaları açmışlardır.

Ağır ceza mahkemeleri tarafından vatandaşlar lehine belirli bir miktar manevi tazminata hükmedilmiş olsa da, mahkemelerin takdir ettiği bu miktarların uğranılan zararı karşılamaktan çok uzak, sembolik ve yetersiz olduğu ileri sürülmüştür. Vatandaşlar, hak kazandıkları yetersiz tazminat kararları sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini güvence altına alan 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükümlerini temel inceleme alanı olarak belirlemiştir. İlgili kanun maddesi uyarınca, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya haklarında beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişilerin uğradıkları maddi ve manevi her türlü zararlarının devlet tarafından tazmin edileceği yasal bir hak olarak hüküm altına alınmıştır.

Yüksek Mahkeme, bu tür başvurularda yerleşik içtihadı olan yerleşik emsal kararlara atıf yaparak, 5271 sayılı Kanun m. 141 kapsamında açılan tazminat davalarının doğrudan Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında ele alınması gerektiğini vurgulamıştır. Ağır ceza mahkemelerince bu yasal düzenlemeye dayanılarak tazminat ödenmesine karar verilmesi durumunda, koruma tedbirinin hukuka aykırılığı zaten kanun gereği kabul edilmiş sayılmaktadır. Bu aşamadan sonra Anayasa Mahkemesinin yapacağı denetim, davanın esasına yönelik değil, yalnızca ödenmesine hükmedilen tazminat miktarının hakkaniyete uygun ve yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ağır ceza mahkemelerinin ödenecek tazminat miktarını belirlerken somut olayın kendine özgü şartlarına göre belli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Meydana gelen ihlalle orantılı olmayan, mağduriyeti gidermekten uzak ve önemsiz miktarda bir tazminata hükmedilmesi Anayasa'nın ihlali anlamına gelir. Manevi tazminat tutarı belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirine neden olan olayın oluş şekli, tutulma süresi ve tedbirin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler bütüncül bir şekilde değerlendirilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvurudaki iddiaları incelerken ilk olarak derece mahkemelerinin maddi tazminat taleplerine ilişkin kararlarını değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, maddi zararın fiilî azalma veya yoksun kalınan kâr şeklinde ortaya çıkabileceğini, ancak ihlal ile zarar arasında illiyet bağının bulunmasının şart olduğunu belirtmiştir. Maddi tazminatın belirlenmesinde davayı gören ağır ceza mahkemelerinin delilleri takdir etme açısından daha iyi bir konumda olduğu vurgulanarak, mahkemelerin ret veya kabul kararlarında açık bir keyfîlik ya da bariz bir takdir hatası saptanmadığından maddi tazminat yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir.

Ancak manevi tazminat yönünden yapılan incelemede Yüksek Mahkeme çok daha farklı bir tablo ile karşılaşmıştır. Ağır ceza mahkemeleri tarafından başvurucular lehine çeşitli miktarlarda manevi tazminatlara hükmedilmiş olsa da, bu bedellerin haksız özgürlük kısıtlamasının yarattığı tahribatı onarmaktan uzak olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme kararında, haksız gözaltı ve tutuklamalara yönelik olarak yıllara göre belirlenmiş asgari günlük tazminat tarifelerine yer verilmiştir. Örneğin, 2016 yılı için bir gün gözaltı bedelinin asgari 300 TL, 2020-2021 yılları için 600 TL, 2024 yılı için ise asgari 2.970 TL olması gerektiği, tutuklama tedbirlerinde ise tutulma süresine göre asgari, ortalama ve azami limitlerin bulunduğu açıkça ifade edilmiştir.

Derece mahkemelerinin takdir ettiği manevi tazminat miktarlarının, Anayasa Mahkemesinin benzer ihlal iddiaları için saptadığı ve kararda detaylıca listelenen emsal tazminat miktarlarına göre kayda değer ölçüde düşük kaldığı görülmüştür. Bu denli düşük miktarların, başvurucuların haksız yere hürriyetlerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle yaşadıkları elem ve ızdırabı telafi etmede yetersiz kaldığı anlaşılmıştır. Somut olayın şartları, koruma tedbirlerinin süresi ve mağduriyetlerin boyutu dikkate alındığında, adil olmayan bu tazminat bedellerinin Anayasa'nın güvence altına aldığı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, haksız yakalama ve gözaltına alma işlemlerinden doğan manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli tazminata hükmedilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: