Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2025/6641 E. | 2025/8203 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/6641 E. 2025/8203 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/6641
Karar No 2025/8203
Karar Tarihi 22.10.2025
Dava Türü İşçilik Alacakları
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Hâkim tarafların talep sonuçlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır.
  • Tarafların bildirmediği vakıalar mahkemece kendiliğinden incelenemez.
  • Bilirkişi raporu iddiayı aşacak şekilde hükme esas alınamaz.
  • Fazla çalışma süresi davacının talebini aşamaz.

Bu karar, hukuk yargılamasının en temel sacayaklarından biri olan taleple bağlılık ilkesinin iş hukuku pratiğindeki önemini son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca mahkemelerin, tarafların çizdiği sınırların ötesine geçerek karar vermesi açık bir usul ihlalidir. İşçilik alacakları davalarında sıklıkla karşılaşılan durumların başında, bilirkişilerin dosya kapsamındaki tanık beyanlarından veya diğer delillerden yola çıkarak davacının bizzat kendi dava dilekçesindeki beyanından daha geniş kapsamlı hesaplamalar yapması gelmektedir. Yargıtay bu kararında, söz konusu genişletici tespitler işçi lehine dahi olsa, davacının kendi dilekçesinde somutlaştırdığı zaman veya miktar sınırının hiçbir koşulda aşılamayacağını güçlü bir şekilde vurgulamaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu içtihat, iş davalarında dava dilekçelerinin ne kadar titizlikle, özenle ve daraltıcı ifadelerden kaçınarak hazırlanması gerektiğini meslektaşlarımıza hatırlatmaktadır. Özellikle fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi dönemsel hesaplama gerektiren işçilik alacaklarında, davacının beyan ettiği çalışma süreleri ile bilirkişinin tespitleri arasında bir çelişki meydana geldiğinde, mutlak surette davacının talebinin üst sınır olarak kabul edilmesi gerektiği perçinlenmiştir. Uygulamada ilk derece mahkemelerinin salt bilirkişi raporuna dayanarak, dava dilekçesindeki maddi vakıa sınırlarını göz ardı etmesinin kesin ve net bir bozma sebebi olacağı, tüm alt derece mahkemelerine ve hukuk dünyasına açık bir dille aktarılmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, uzun yıllar müdür yardımcısı sıfatıyla görev yaptığı bankadaki işinden, yöneticisi tarafından kendisine sözlü şiddet ve psikolojik taciz (mobbing) uygulanması ile fazla mesai ücretlerinin eksiksiz ödenmemesi sebeplerine dayanarak iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia etmiş ve davalı şirkete karşı dava açmıştır. Bu doğrultuda davacı taraf, ödenmeyen kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücreti alacaklarının davalı bankadan tahsilini talep etmiştir. Davalı banka ise davacının mobbing iddialarının hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığını, davacının işten ayrılma asıl sebebinin başka bir yerde yeni bir iş bulması olduğunu ve iddia edildiği gibi ödenmemiş bir fazla çalışma ücreti alacağı bulunmadığını savunarak açılan davanın bütünüyle reddini talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temelini; davacının iş sözleşmesini fesihte haklı bir nedeninin bulunup bulunmadığı, bu feshin sonucunda kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı ve ödenmemiş fazla çalışma ücreti alacağının bulunup bulunmadığı ile bu alacağın usule uygun olarak nasıl hesaplanması gerektiği hususları oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki somut uyuşmazlığı çözerken özellikle medeni usul hukukunun bel kemiği sayılan ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan yargılamaya hâkim olan ilkelere dayanmıştır. Bu kapsamda uyuşmazlığın çözüm merkezinde yer alan ilk ve en önemli kural, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.25 hükmünde düzenlenen "Taraflarca getirilme ilkesi"dir. Bu amir kurala göre; kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi kesinlikle bulunamaz. Davanın sınırlarının çizilmesi ve dava malzemelerinin mahkemeye sunulması bütünüyle tarafların inisiyatifinde olan bir husustur.

Bununla doğrudan bağlantılı olarak karara yön veren diğer temel ve mutlak kural ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.26 hükmünde yer alan "Taleple bağlılık ilkesi"dir. Kanun koyucu bu maddede, hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla sıkı sıkıya bağlı olduğunu, ondan fazlasına veya tamamen başka bir şeye karar veremeyeceğini emredici bir dille ifade etmiştir. İlgili madde uyarınca mahkeme, ancak duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebilme takdirine sahiptir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, hukuk yargılamasında iddia ve savunmaların sınırları tarafların iradesi ile çizilir. Bir işçi alacağı davasında, davacı ne kadarlık bir süre için alacak talebinde bulunduğunu veya hangi belirli tarihler arasında fazla çalışma yaptığını dilekçesinde açıkça beyan etmişse, davanın görüldüğü mahkeme bu beyanla mutlak surette bağlıdır. Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarında tanık anlatımları, mesai çizelgeleri veya diğer delillerden yola çıkılarak davacının iddiasını aşar nitelikte, daha uzun bir süre veya daha yüksek bir miktar tespiti yapılmış olsa dahi, mahkeme davacının kendi iddiasını ve çizdiği sınırları resen genişletemez. Doktrinde de sıklıkla vurgulandığı üzere, hâkimin tarafların talebiyle ve sunduğu vakıalarla bağlı kalması, medeni yargılamada tasarruf ilkesinin doğal bir yansımasıdır ve adil yargılanma hakkının temel hukuki güvencelerinden birini teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi aşamalarının ardından dosyanın intikal ettiği Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan detaylı incelemede, dosyaya sunulan deliller, alınan bilirkişi raporu ve bilhassa davanın hukuki sınırlarını çizen dava dilekçesindeki iddialar büyük bir titizlikle değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkemece yapılan incelemede, davalı vekilinin kararın gerekçesiz olduğu, davacının kötü niyetli davrandığı veya mobbing iddialarının yersiz olduğu şeklindeki pek çok temyiz itirazı yerinde görülmeyerek reddedilmiş olmakla birlikte, davacı işçinin fazla çalışma ücreti alacağının hesaplanma yöntemi ve süresi açısından ciddi bir hukuka aykırılık durumu tespit edilmiştir.

Davacı işçi, davayı açarken mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde, 2017 yılı içerisinde sadece iki ay kadar saat 21.00'e kadar çalıştığı yönünde sınırları belirli ve son derece açık bir maddi vakıa beyanında bulunmuştur. Buna karşılık, İlk Derece Mahkemesi tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının söz konusu çalışma saatleri değerlendirilirken bu açık beyan tamamen göz ardı edilmiştir. Bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada, davacının beyan ettiği iki aylık sürenin aksine, 01.04.2017 ile 30.10.2017 tarihleri arasındaki yaklaşık yedi aylık uzun bir dönem boyunca haftanın dört günü 09.00-21.00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilmiş ve buna dayalı olarak oldukça genişletilmiş bir fazla çalışma ücreti hesabı ortaya çıkarılmıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, mahkemenin önündeki maddi vakıa ile sıkı sıkıya bağlı kalması gerektiğini, talep sınırlarının aşılamayacağını vurgulamıştır. Davacının kendi iddiası 2017 yılındaki iki aylık bir dönemi kapsarken, mahkemenin yedi aylık bir dönem üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar ederek hüküm kurması, hukuki usul kurallarıyla kesinlikle bağdaşmamaktadır. Fazla çalışma süresinin, davacının talebini ve dilekçesinde şahsen belirttiği olayları aşacak şekilde bilirkişi tarafından belirlenmesi ve mahkemenin de bu tespite uyarak karar vermesi açık bir usul ihlalidir. Hâkimin tarafların getirdiği vakıalar ve talep sonuçları ile bağlı olduğu kuralının bu şekilde çiğnenmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde hesaplama yapan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bularak kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: