Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2025/614 E. | 2025/2910 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/614 E. 2025/2910 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/614
Karar No 2025/2910
Karar Tarihi 19.03.2025
Dava Türü İşçilik Alacağı ve Arabuluculuk İptali
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İşverenle husumetli olmak tanıklığa engel teşkil etmez.
  • Hukuki dinlenilme hakkı ispat hakkını da kapsar.
  • Yeterli kanaat oluşmadan tanık dinlemekten vazgeçilemez.
  • Tanık beyanları serbestçe takdir edilen hukuki delillerdir.

Bu karar hukuken, iş yargılamasında ispat faaliyeti yürütülürken mahkemelerin tanık dinleme usulüne dair çok net ve emredici bir sınır çizmektedir. Davacı işçinin gösterdiği tanıkların sırf işverenle kendi derdest davaları bulunduğu (husumetli oldukları) gerekçesiyle dinlenilmesinden vazgeçilmesi, temel bir anayasal hak olan hukuki dinlenilme hakkının açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Yüksek Mahkeme, usul hukukumuzdaki "tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yetinilmesi" kuralının, ancak dinlenen ilk tanıkların beyanlarıyla mahkemede tam ve yeterli bir kanaatin oluşması hâlinde, yargılamayı gereksiz yere uzatma kastını engellemek amacıyla uygulanabileceğini açıkça vurgulamıştır. İddiaların ispat edilemediği kanaatine varılan bir dosyada, kapıda bekleyen diğer tanıkların dinlenmemesi silahların eşitliği ilkesine doğrudan aykırıdır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Özellikle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) süreci, toplu işten çıkarmalar veya genel mobbing iddiaları gibi çok sayıda çalışanı aynı anda ilgilendiren seri davalarda, ilk derece mahkemeleri genellikle işverenle husumetli olan veya dava açmış diğer işçilerin tanıklığını reddetme eğilimindedir. Ancak bu yeni içtihat ile Yargıtay, işverenle davası olan bir kişinin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair usul hukukumuzda hiçbir yasal engel bulunmadığını kesin bir dille hüküm altına almıştır. Dolayısıyla bu karar, mahkemelerin dosya yükünü hafifletmek veya süreci hızlandırmak adına işçinin ispat hakkını kısıtlamasının önüne geçerek, çalışma hayatındaki uyuşmazlıklarda adil yargılanma hakkının eksiksiz tesis edilmesini sağlayacak güçlü bir emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen yasal düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanmış ve iddialarına göre davalı işveren tarafından çalıştırılmak istenmediği söylenerek emeklilik nedeniyle işten ayrılma dilekçesini imzalamaya mecbur bırakılmıştır. İşten çıkış süreci ihtiyari arabuluculuk yoluyla yürütülmüş ve işçiye kıdem ile ihbar tazminatları ödenmiştir. Ancak davacı işçi, bu süreçte iradesinin sistematik bir baskı ve mobbing ile sakatlandığını iddia etmektedir.

Ayrıca davacı, kendisiyle aynı durumda olup iş sözleşmesi sonlandırılan diğer bazı işçilere birkaç aylık ücret tutarında ek menfaatler sağlandığını, ancak kendisine ve içinde bulunduğu gruba bu ödemenin yapılmadığını belirterek işverenin eşit davranma borcuna aykırı hareket ettiğini ileri sürmüştür. Tüm bu nedenlerle davacı, irade fesadı gerekçesiyle imzalatılan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini, eksik ödendiğini iddia ettiği kıdem ve ihbar tazminatı farkları ile diğer işçilere verilen ek menfaat tutarının davalı şirketten tahsil edilmesini talep ederek dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralları, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı ekseninde şekillenmektedir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri şüphesiz ki hukuki dinlenilme hakkıdır. Bu evrensel hak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile usul hukukumuza doğrudan yansıtılmış olup, davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak açıklama yapma ve iddialarını ispat etme hakkını kesin bir şekilde güvence altına almaktadır. Silahların eşitliği ilkesi gereğince her iki taraf da delillerinin eşit şekilde toplanıp tartışılmasını mahkemeden talep etme hakkına sahiptir.

Öte yandan, uyuşmazlığın çözümünde kritik rol oynayan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü uyarınca mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalan tanıkların dinlenilmemesine karar verebilir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensiplerine göre bu maddenin yegâne amacı, davayı sırf uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen kötüniyetli tarafın çabalarını önlemektir. Haklı işçilik alacaklarına kavuşmak isteyen bir işçinin davasını nedensiz yere uzatma kastı olamayacağı göz önünde bulundurulmalı ve bu madde son derece dar yorumlanmalıdır.

Ayrıca, doktrinde ve yargı uygulamasında açıkça kabul edildiği üzere tanık delili takdiri bir delildir. Tanık ile davalı işveren arasında husumet, çıkar çatışması veya derdest bir dava bulunması, o kişinin tanık sıfatıyla dinlenmesine hukuken asla engel teşkil etmemektedir. Hâkim, tanık beyanlarını serbestçe takdir eder ve tanığın gerçeği söylemediğini diğer somut delillerle tespit ederse beyana itibar etmeyebilir; ancak bu durum kişiyi en baştan tanık olarak dinlememek için yasal bir gerekçe oluşturmaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda davacı işçi, işverenin eşit davranma borcuna aykırı eylemlerini, ihtiyari arabuluculuk sürecindeki irade fesadını ve işyerindeki psikolojik taciz (mobbing) iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeye on kişilik kapsamlı bir tanık listesi sunmuştur. Hatta duruşma günü bazı tanıklarını bizzat duruşma salonu kapısında hazır etmiştir. Ancak ilk derece mahkemesi, bu tanıklardan sadece ikisini dinleyerek yargılamayı sonlandırmış ve davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme, dinlenmeyen tanıkların bir kısmının işverenle seri davaları bulunduğu ve husumetli oldukları, bir kısmının ise arabuluculuk görüşmelerine bizzat şahitlik etmedikleri gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun m.241 uyarınca bu kişilerin dinlenmesinin dosyaya esaslı bir katkı sağlamayacağına kanaat getirmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesinin bu yaklaşımını incelemiş ve açıkça hukuka aykırı bularak eleştirmiştir. Yüksek Mahkeme tespitlerine göre, dinlenen iki tanığın davacı lehine beyanda bulunmasına rağmen mahkemenin "davacı iddialarının ispat edilemediği" gerekçesine dayanması, aslında uyuşmazlık hakkında iddia edildiği gibi yeterli bilginin edinilemediğini göstermektedir. Yeterli kanaate ulaşılamadığı hâlde, duruşma salonu dışında hazır bekleyen tanıkların dahi sırf işverenle davaları var denilerek dinlenmemesi, yargılamayı uzatma amacı gütmeyen davacının hukuki dinlenilme ve ispat hakkının ağır bir ihlalidir.

Bunun yanında Yargıtay, usul hukukumuzda davalı ile husumetli olan veya davası bulunan bir kişinin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair hiçbir kural bulunmadığını, hâkimin tanık beyanlarını serbestçe takdir etme ve değerlendirme yetkisine sahip olduğunu belirterek mahkemenin tanık reddi gerekçesini tamamen isabetsiz bulmuştur. Yargılamada silahların eşitliği ilkesi gereği, iddiaların aydınlatılması için yeterince kanaat oluşuncaya kadar diğer tanıkların da mutlaka dinlenmesi ve tüm dosya kapsamının yeniden değerlendirilerek oluşacak yeni sonuca göre karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi ve eksik inceleme nedenleriyle istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı ortadan kaldırarak ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: