Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2021/6955 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/6955 BN.

Anayasa Mahkemesi | Hasan Hüseyin Topuk | 2021/6955 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü
Başvuru No 2021/6955
Karar Tarihi 22.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gözaltındaki yaralanmalar idarece tatminkâr şekilde açıklanmalıdır.
  • Orantısız güç kullanımı insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameledir.
  • Kötü muamele iddialarında derhâl etkili soruşturma başlatılmalıdır.
  • Soruşturmada olayı aydınlatacak tüm deliller eksiksiz toplanmalıdır.

Bu karar, devletin kendi gözetimi altında bulunan kişilerin vücut bütünlüğünü koruma ve onlara yönelik kötü muamele iddialarını titizlikle soruşturma yükümlülüğünü anayasal düzeyde teyit etmektedir. Gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin devletin tam kontrolü altında olduğu evrelerde meydana gelen her türlü yaralanmanın kaynağının, yetkili makamlar tarafından şüpheye mahal bırakmayacak ve objektif delillerle desteklenecek şekilde açıklanması gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır. İdarenin bu hususta tatmin edici, tutarlı ve mantıklı bir açıklama sunamaması, doğrudan Anayasa'nın güvence altına aldığı maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır.

Bu kararın benzer nitelikteki kolluk şiddeti, orantısız güç kullanımı veya gözaltında kötü muamele iddialarına dayalı davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür ve uygulamadaki hukuksuzlukların önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Soruşturma makamlarının, mağdurun resmî şikâyetini beklemeksizin adli raporları dikkate alarak resen harekete geçmesi, olayın aydınlatılmasını sağlayacak tüm bağımsız delilleri, bilhassa kamera kayıtları ve tarafsız tanık ifadelerini derhâl güvence altına alması gerektiği ilkesi ceza adalet sistemindeki standartları belirlemektedir. Eksik, özensiz ve sadece kolluk tutanaklarına itibar edilerek yürütülen yüzeysel soruşturmaların, kötü muamele yasağının usul boyutunu ihlal ettiği tespiti, savcılıkların bu tür iddialar karşısındaki reflekslerini daha şeffaf, hızlı ve hak arama hürriyetine uygun hâle getirmeye zorlamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Şikâyetçi olmak amacıyla polis merkezine giden başvurucu, burada görevli polis memurlarıyla yaşadığı tartışma sonucunda güç kullanılarak gözaltına alınmıştır. Gözaltı sürecinde polis memurlarının kendisine fiziksel ve sözlü şiddet uyguladığını, yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanmalar meydana geldiğini belirten başvurucu, ilgili memurlar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık, başvurucunun iddialarını destekleyen sağlık raporlarında yer alan darp bulgularına rağmen, sadece polis memurlarının ifadeleriyle yetinmiş, olay yerindeki kamera kayıtları ile olası tanık beyanlarını toplamayarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, itirazının da sulh ceza hâkimliği tarafından reddedilmesi üzerine, gözaltında darbedilmesi ve sorumlular hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi sebebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak ihlalin tespiti ile yeniden soruşturma yapılması ve tazminat taleplerinde bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 hükmünde düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını esas almıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında yer alan kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı kuralı, devletin en temel negatif ve pozitif yükümlülüklerinden birini oluşturur. Bu kural, istisnası olmayan mutlak bir hak olup demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez temel direklerinden biridir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, kendi tutum ve davranışları nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne derece hafif olursa olsun ilke olarak anayasal güvenceleri ihlal eder. Gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin kolluk kuvvetlerinin tam denetimi ve devleti temsil eden makamların kontrolü altında bulunduğu bir sırada her türlü bedensel yaralanma meydana gelmişse, bu duruma tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü tamamen yetkili makamlara aittir.

Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.5 hükmündeki devletin temel amaç ve görevleri ile bağlantılı olarak okunduğunda, devletin kötü muamele iddiaları karşısında etkili bir ceza soruşturması yürütme hususunda çok sıkı bir usuli yükümlülüğü bulunmaktadır. Şikâyet olmasa dahi, tıbbi raporlarla sabit olan açık belirtilerin varlığı hâlinde idari ve adli makamlarca ivedilikle harekete geçilmeli, bağımsız bir soruşturma mekanizması kurularak olayı aydınlatacak tüm objektif deliller, özellikle kamera kayıtları ve tanık beyanları eksiksiz toplanmalıdır. Soruşturma makamlarının makul bir özen göstermeden, aceleci bir tavırla veya temelden yoksun sonuçlara dayanarak dosyayı kapatması, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı düşmekte ve kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlali olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun polis merkezine şikâyetçi olmak maksadıyla sağlam bir şekilde girdiği ancak gözaltı süreci sonrasında alınan sağlık raporlarında vücudunun ve yüzünün çeşitli yerlerinde ödem, ekimoz, hematom ve çizikler bulunduğunun tıbbi olarak tespit edildiğini dikkate almıştır. İlgili soruşturma makamları tarafından, başvurucunun bu boyutlardaki yaralanmalarına neden olacak düzeyde bir zor kullanımını gerektiren fiilî bir tutumunun veya şiddet eyleminin olup olmadığına dair inandırıcı ve makul bir açıklama getirilmemiştir. Sadece polis merkezindeki görevlilerin hazırladığı tutanaklara ve polis memurlarının tek taraflı beyanlarına dayanılarak, yaralanmanın başvurucunun agresif tutumu ve taşkınlığı sonucu meydana gelmiş olabileceği şeklindeki varsayımsal değerlendirmeler, devletin tatminkâr açıklama yükümlülüğünü karşılamaktan çok uzak bulunmuştur. Bu sebeple insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiği açıkça saptanmıştır.

Usul boyutu yönünden yapılan incelemede ise savcılığın, adli raporda fiziki bulgular bariz biçimde yer almasına rağmen resen ve ivedilikle bir ceza soruşturması başlatmadığı görülmüştür. Olayın aydınlatılmasını sağlayacak tarafsız tanıkların tespiti için çaba gösterilmemiş, olay yerini gösteren kamera kayıtları celp edilerek incelenmemiş ve en önemlisi şüpheli polis memurlarının ifadeleri usulüne uygun şekilde şüpheli sıfatıyla alınmamıştır. Etkili bir ceza soruşturmasında mutlak surette bulunması gereken sürat, özen ve bağımsız delil toplama ilkelerinin hiçbirine riayet edilmeyerek temelden yoksun bir biçimde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, kötü muamele yasağının usul güvencelerini ortadan kaldırmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden soruşturma yapılmasına ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: