Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Fidanlar Orman Ürünleri | BN. 2021/42912

Karar Bülteni

AYM Fidanlar Orman Ürünleri BN. 2021/42912

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/42912
Karar Tarihi 22.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gerekçesi açıklanmayan hüküm tefhim edilmiş sayılamaz.
  • Gerekçeli karar tebliğ edilmeden istinaf süresi başlamaz.
  • Kısa karardan itibaren süre başlatılması öngörülemezdir.

Bu karar, hukuk sistemimizde adil yargılanma hakkının en önemli sacayaklarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın her aşamasında ve özellikle kanun yollarına başvuru süreçlerinde ne denli titizlikle korunması gerektiğini hukuken çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. İlk derece mahkemelerinin duruşma sırasında verdikleri kısa kararlarda (tefhim aşamasında) davanın esasına ve sonucuna etki eden maddi ve hukuki gerekçeleri açıklamamaları durumunda, kanun yoluna başvuru süresinin salt bu tefhim tarihinden itibaren başlatılamayacağı kesin bir anayasal ilke olarak benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesi, gerekçesi henüz yazılmamış ve taraflara bütün unsullarıyla bildirilmemiş bir mahkeme kararına karşı, dava taraflarının etkili bir kanun yolu başvurusu (istinaf veya temyiz) yapmalarının fiilen ve hukuken beklenemeyeceğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Gerekçeyi bilmeyen bir tarafın, kararın neden hatalı olduğunu ve hangi yönlerden bozulması gerektiğini ileri süremeyeceği, bu nedenle kanun yolu süresinin mutlaka gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlatılması gerektiği ifade edilmektedir.

Benzer davalarda emsal etkisi açısından bu karar, Türk yargı sistemindeki uygulamalara yön verecek temel bir mihenk taşı niteliği taşımaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve mağduriyetlere yol açan "kısa kararın tefhimiyle başlayan süreler" sorununa karşı bu karar, vatandaşların adalete ve mahkemeye erişim hakkının en güçlü teminatlarından biridir. Mahkemelerin duruşma sonunda sadece kısa karar ile yetinip asıl gerekçeyi daha sonra yazmaları durumunda, yasal sürelerin tefhim tarihinden başlatılarak süre aşımı nedeniyle ret kararı verilmesi uygulamasının ağır bir hak ihlali doğurduğu artık tartışmasız şekilde netleşmiştir. Bu emsal içtihat, usul kurallarının aşırı şekilci bir yaklaşımla ve katı bir şekilde yorumlanarak bireylerin anayasal dava haklarının ellerinden alınmasını kesin olarak engellemektedir. Bundan böyle istinaf ve temyiz mercileri, kanun yolu sürelerini hesaplarken ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin duruşmada ana hatlarıyla açıklanıp açıklanmadığını denetlemek zorunda kalacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu sıfatını taşıyan Fidanlar Orman Ürünleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., taraf olduğu hukuki bir davada Bolvadin İcra Hukuk Mahkemesi tarafından aleyhine verilen karara karşı bir üst mahkeme olan istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ancak dosyayı inceleyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, yasal istinaf başvuru süresinin, ilk derece mahkemesi kararının duruşmada tarafların yüze karşı okunduğu (tefhim edildiği) tarihten itibaren işlemeye başladığını belirterek, başvurucu şirketin istinaf talebini süre aşımı gerekçesiyle usulden reddetmiştir. Başvurucu şirket ise, duruşmada sadece kararın kısa hükmünün okunduğunu, davanın esasına ilişkin gerekçenin açıklanmadığını ve gerekçeyi bilmeden sağlıklı bir istinaf başvuru dilekçesi hazırlanmasının imkânsız olduğunu savunarak dava açmıştır. Temel uyuşmazlık, mahkeme gerekçesinin açıklanmadığı kısa kararın tefhiminin yasal kanun yolu başvuru süresini başlatıp başlatmayacağı ve bu yöndeki aşırı şekilci mahkeme uygulamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu uyuşmazlığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 hükmünde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu temel hakkın en önemli unsuru olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında derinlemesine değerlendirmiştir.

Mahkemeye erişim hakkı, bireylerin sivil hak ve yükümlülükleriyle ilgili iddia ve savunmalarını etkili bir şekilde ve usulüne uygun olarak yargı mercileri önüne taşıyabilmelerini güvence altına almaktadır. Mahkemeye erişim hakkı yalnızca ilk derece mahkemesinde dava açma hakkını değil, yasal olarak öngörülmüşse istinaf ve temyiz gibi kanun yollarına başvurma hakkını da doğrudan içermektedir. Kanun yoluna başvuru için öngörülen yasal süreler, yargılamaların makul sürede bitirilmesi ve hukuki belirlilik ilkesinin sağlanması açısından bir gereklilik olmakla birlikte, bu sürelerin mahkemeler tarafından uygulanmasında kişilere aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklenmemesi, hakkın özünün zedelenmemesi gerekir.

Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre; yargı mercileri tarafından verilen mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının vazgeçilmez temel güvencelerinden biridir. Gerekçesi açıklanmamış bir hükmün, yalnızca kısa kararın okunması suretiyle tefhim edilmiş (usulüne uygun bildirilmiş) sayılması hukuken mümkün kabul edilemez. Bir yargısal karara karşı kanun yoluna başvuracak olan kişinin, mahkemenin hangi hukuki ve maddi gerekçelere dayanarak aleyhine karar verdiğini tam ve eksiksiz olarak bilmesi, etkili bir savunma yapabilmesi için zorunludur. Karar gerekçesini bilmeyen bir başvurucudan, mahkemenin kısa kararı okundu diye kanun yoluna başvuru süresini geçirmemesini ve detaylı bir itiraz dilekçesi sunmasını beklemek, adil yargılanma ilkelerine aykırıdır. Bu tür uygulamalar, usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını tamamen işlevsiz kılacak ve hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde katı yorumlanması anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucu şirketin taraf olduğu davada Bolvadin İcra Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararın sadece kısa hükmünün duruşma sırasında açıklandığını, kararın dayandığı asıl maddi ve hukuki gerekçelerin ise duruşma esnasında tefhim edilmediğini açıkça tespit etmiştir.

Yüksek Mahkeme, gerekçesi açıklanmayan ve taraflara sunulmayan bir karara karşı istinaf başvuru süresinin başlatılmasının, bireylerin adil ve etkili bir kanun yolu incelemesi talep etme haklarını fiilen ve hukuken imkânsız hale getirdiğini saptamıştır. Başvurucu şirketin sadece kısa kararla birlikte kararın asıl gerekçesini öğrenemediği, dolayısıyla mahkeme kararının hangi yönlerden hukuka aykırı olduğunu bilmeyen başvurucudan kısa kararın tefhiminden (okunmasından) itibaren istinaf kanun yoluna başvurmasını beklemenin ona çok ağır ve katlanılamaz bir külfet yüklediği kararda özellikle vurgulanmıştır. Gerekçeyi bilmeden yazılacak bir istinaf dilekçesinin, başvurucunun iddialarını yeterince savunamamasına ve hak kayıplarına yol açacağı sabittir.

Somut olayı istinaf mercii olarak inceleyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin, olayın kendine has koşullarını göz ardı ederek istinaf kanun yolu süresini, ilk derece mahkemesinin kararının gerekçesi henüz açıklanmadan ve yazılmadan yapıldığı tefhim tarihinden itibaren başlatmasına ilişkin hukuki yorumunun bireyler açısından tamamen öngörülemez nitelikte olduğu saptanmıştır. İstinaf mahkemesinin bu aşırı şekilci ve katı yorumu nedeniyle başvurucunun yasal istinaf talebinin süre aşımından usulden reddedilmesi, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin kanun yolu süreleriyle hedeflenen meşru amaçla son derece orantısız olduğu sonucunu doğurmuştur. Son tahlilde, yargısal mercilerin usul kurallarını bu şekilde dar yorumlayarak uygulaması neticesinde mahkemeye erişim hakkına yapılan bu ağır müdahalenin ölçülü olmadığı ve demokratik bir toplumda kabul edilemez olduğu değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, istinaf süresinin gerekçesi açıklanmayan kararın tefhim edildiği tarihten başlatılarak istinaf talebinin süre aşımından reddedilmesi nedeniyle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine hükmetmiş ve yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: