Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2022/798 BN.

Karar Bülteni

AYM 2022/798 BN.

Anayasa Mahkemesi | Cevat Baycan ve diğerleri | 2022/798 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/798
Karar Tarihi 22.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • HAGB kararları yeterli ve somut gerekçe içermelidir.
  • İtiraz mercileri HAGB başvurularında esastan inceleme yapmalıdır.
  • HAGB itirazlarında soyut ve basmakalıp ret kararı verilemez.
  • Sanığın usuli güvenceleri HAGB sürecinde mutlaka korunmalıdır.

Bu karar, ceza yargılaması sistemimizde oldukça sık bir şekilde uygulanan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumunun, sanıkların temel hakları ve adil yargılanma güvenceleri bağlamında yarattığı ciddi ihlalleri tüm çıplaklığıyla somutlaştırması açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, HAGB kararlarının verilme sürecindeki usule ilişkin eksiklikleri ve özellikle kararlara karşı başvurulan itiraz kanun yolunun etkisizliğini bir kez daha çok net bir şekilde vurgulayarak, yüzeysel ve sadece şeklî bir incelemenin sanığın hak arama hürriyetini derinden kısıtladığına hükmetmiştir. Karar, yerel mahkemelerin gerekçeli karar hakkına titizlikle riayet etmesi ve itiraz mercilerinin salt yasal şartların varlığını denetlemekle yetinmemesi gerektiğini değişmez hukuki bir zorunluluk olarak teyit etmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi çok boyutlu olarak değerlendirildiğinde, bu karar HAGB uygulamalarının mevcut anayasal güvencelerle ne derece uyumsuz olduğunu gösteren güçlü, bağlayıcı bir içtihat niteliğindedir. Anayasa Mahkemesi'nin daha önce vermiş olduğu ve HAGB kurumunu topyekûn iptal eden emsal nitelikteki norm denetimi kararlarıyla paralel bir çizgide ilerleyen bu başvuru, yargı sistemimizdeki uygulamaya dair yapısal sorunları gözler önüne sermektedir. Bundan sonraki hukuki süreçte, ceza mahkemelerinin ve itiraz mercilerinin HAGB kararları verirken sanıkların sunduğu delilleri yüzeysel olarak değerlendiremeyeceği ve savunma hakkını tamamen kısıtlayan kalıplaşmış, soyut ret gerekçelerinden kesinlikle kaçınması gerektiği, tüm uygulayıcılar için tartışılmaz bir standart hâline gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Cevat Baycan ve diğer başvurucular hakkında farklı mahkemelerde çeşitli suçlardan dolayı ceza davaları açılmış ve bu yargılamalar sonucunda yerel mahkemeler tarafından mahkûmiyet kararı verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Başvurucular, haklarındaki bu yargılamalar sırasında kendilerine isnat edilen suçların sabit olup olmadığının detaylıca araştırılmadığını, tanık dinletme, ek inceleme yapılması ve delil sunma yönündeki haklı taleplerinin herhangi bir gerekçe dahi gösterilmeden reddedildiğini belirterek verilen HAGB kararlarına yasal süresi içerisinde itiraz etmişlerdir. Ancak bu itirazları incelemekle görevli olan üst mahkemeler, kararların sadece şeklî şartlara uygun olup olmadığına bakarak, dosyaları esastan derinlemesine incelemeden, basmakalıp ve tamamen soyut gerekçelerle itirazları kesin olarak reddetmişlerdir. Bunun üzerine başvurucular, hem yerel mahkemelerin eksik incelemeyle karar vermesi hem de itiraz makamlarının etkili bir adli denetim yapmaması nedeniyle hak arama yollarının etkisiz kaldığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi mevcut uyuşmazlığı hukuki yönden değerlendirirken, öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde çok açık biçimde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231 kapsamında yer alan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumunun pratikteki uygulanış biçimini mercek altına almıştır.

Yüksek Mahkeme, olay ve olguları somut başvuru ile büyük benzerlik taşıyan önceki yerleşik içtihadı olan Atilla Yazar ve diğerleri kararına detaylı şekilde atıfta bulunarak, HAGB kurumunun sanıkların sahip olduğu usuli güvenceleri tamamen ortadan kaldıran hatalı yapısına dikkat çekmiştir. Özellikle sanıklardan HAGB'yi kabul edip etmediklerine dair irade beyanlarının alınması sırasındaki usul güvencesi eksiklikleri ve yerel mahkemelerin verdikleri kararlarında yalnızca ilgili kanun hükümlerinin veya sanıklara isnat edilen söz ya da davranışların mekanik tekrarından ibaret ilgisiz gerekçelere yer vermesi, yargılamada silahların eşitliği ilkesine açıkça aykırı bulunmuştur. İddia makamı karşısında her aşamada dezavantajlı duruma düşürülen savunma makamının, müdafi yardımından ve savunma için gerekli olan makul zaman ve kolaylıktan yeterince faydalanamaması adil yargılanma adına temel bir anayasal sorun olarak tespit edilmiştir.

Bununla birlikte, 5271 sayılı Kanun m. 231'in (12) numaralı fıkrası uyarınca yapılan HAGB itirazlarının, görevli merciler tarafından dosya üzerinden yeknesak biçimde ve yalnızca şeklî şartlar yönünden incelenmesi sert bir dille eleştirilmiştir. İtiraz mercilerinin, davayla doğrudan ilgili hususları, iddia ve delilleri dikkate almadan, çatışan hukuki menfaatleri dengelemeden sadece matbu bir cümleden ibaret gerekçelerle ret kararı vermesi, etkili bir hukuki denetim yolunun sistemde fiilen bulunmadığını göstermektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, bu derin yapısal sorunlar nedeniyle daha önce hem itiraz kanun yolunu düzenleyen kuralı hem de HAGB kurumunu bütünüyle öngören tüm kanun hükümlerini Anayasa'ya açıkça aykırı bularak iptal etmiştir. Bu anayasal prensipler, somut olaydaki hak ihlallerinin temel dayanağıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu olan somut olayları incelerken derece mahkemelerinin yargılama ve itiraz aşamalarında izledikleri eksik usulleri titizlikle değerlendirmiştir. Başvurucular hakkındaki yargılamalarda mahkûmiyet kararı verildikten sonra uygulanan HAGB kararlarının, yeterli ve ikna edici en ufak bir gerekçe barındırmadığı, suçlamaların sübutuna ilişkin temel maddi itirazların mahkemelerce cevapsız bırakıldığı saptanmıştır. Başvurucuların masumiyetlerini kanıtlamak amacıyla dosyaya sunduğu bilgi, belge veya teknik raporlar göz ardı edilmiş; yargılamanın nihai sonucunu etkileyebilecek nitelikteki araştırma yapılması ve gösterilen tanıkların dinlenmesi yönündeki talepler ilk derece mahkemeleri tarafından dikkate alınmadan varsayımlar üzerinden cezalandırma yoluna gidilmiştir.

Tüm bu yargısal eksiklikler nedeniyle başvurucular kanuni haklarını kullanarak bir üst makama itirazda bulunmuş olsalar da, itiraz mercilerinin sergilediği tutum anayasal güvenceleri ve mevcut mağduriyeti gidermekte tamamen yetersiz kalmıştır. İtiraz mahkemeleri, başvurucuların esasa, usule ve delillere yönelik somut argümanlarını ayrıntılı şekilde tartışmak yerine, dosya üzerinden son derece yeknesak bir inceleme yaparak yalnızca kanunda belirtilen HAGB kararı verilmesinin şeklî şartlarının oluşup oluşmadığına odaklanmıştır. Mahkemelerin benimsediği bu basmakalıp inceleme yöntemi, bireylerin maruz kaldığı hukuka aykırılık iddialarının esaslı ve doyurucu bir şekilde denetlenmesini engellemiş, itiraz müessesesini pratikte tamamen işlevsiz ve etkisiz bir hâle getirmiştir.

Yüksek Mahkeme, daha önce HAGB kurumu hakkında verdiği emsal ihlal ve kanun iptali kararlarında ortaya koyduğu yüksek anayasal standartların somut olayda da birebir geçerli olduğunu ve uygulanması gerektiğini vurgulamıştır. Derece mahkemelerinin eksik ve soyut uygulamalarının, adil yargılanmanın temel taşları olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini derinden zedelediği, adil yargılanma hakkının sağladığı yasal güvenceleri tamamen etkisiz kıldığı tartışmasız biçimde anlaşılmıştır. İtiraz mekanizmasının temel haklara yapılan müdahaleleri adil bir dengeyle giderme kapasitesine sahip olmadığı açıkça saptanmıştır. Bu ağır ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla ilgili yerel mahkemelerce yeniden yargılama işlemlerinin bir an evvel başlatılması ve anayasal ilkelere uygun yeni bir karar verilmesi gerektiği hususunda yasal zorunluluk bulunduğu karara bağlanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: