Karar Bülteni
AYM Saner Kadı BN. 2020/20525
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/20525 |
| Karar Tarihi | 27.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Göreve iade edilenlerin tazminat hakkı engellenemez.
- Hukuka aykırı tedbirler için yargı yolu açıktır.
- İptal edilen kanun hükmü ret gerekçesi yapılamaz.
- Devlet, zararları gidermek için etkili yol sunmalıdır.
Bu karar, Olağanüstü Hâl (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla görevine iade edilen kamu görevlilerinin, görevden uzak kaldıkları dönemde uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini hususunda kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden ihraç edilip daha sonra iade edilen kişilerin tazminat talep edemeyeceğine dair kısıtlayıcı kanun hükmünün daha önceden Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiğini hatırlatarak, bu kişilerin yargı yoluna başvurma hakkının kesinlikle ellerinden alınamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Karar hukuken, haksız idari tedbir uygulanan bireylere devletin etkili bir giderim mekanizması sunma pozitif yükümlülüğünün altını kalın çizgilerle çizmektedir.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, OHAL komisyonu kararı ile görevine dönen on binlerce kamu görevlisinin açtığı veya açacağı tazminat davaları için doğrudan emsal teşkil etmektedir. İdare mahkemelerinin, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen sınırlayıcı kanun hükümlerine dayanarak tazminat taleplerini esastan incelemeden reddetmesinin hukuka aykırı olduğu kesin olarak tescillenmiştir. Böylelikle, idarenin haksız işlemleri nedeniyle mağduriyet yaşayan bireylerin maddi ve manevi zararlarının yargı mercilerince esastan incelenerek karşılanmasının önü tamamen açılmış, hukuk devleti ilkesinin en temel gereği olan etkili başvuru mekanizmalarının işlerliği güvence altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir lisede müdür başyardımcısı olarak görev yapmakta olan başvurucu, olağanüstü hâl döneminde çıkarılan 686 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edilmiştir. Daha sonra hakkında yürütülen ceza soruşturmasında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Ardından OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla yeniden kamu görevine iade edilmiştir.
Başvurucu, görevden uzak kaldığı dönemde mahrum kaldığı mali ve sosyal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle Millî Eğitim Bakanlığına başvurmuş ancak bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, ödenmeyen ek ders ve takviye kursu ücretleri gibi maddi zararları ile yaşadığı haksız ihraç sürecinden kaynaklanan manevi zararlarının idareden tazmini için tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesinin, kanundaki kısıtlayıcı maddeyi gerekçe göstererek manevi tazminat talebini doğrudan reddetmesi ve bu kararın istinaf aşamasında da benimsenmesi üzerine uyuşmazlık, temel hakların ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu başvuruyu Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı çerçevesinde derinlemesine incelemiştir. Uyuşmazlığın temelini oluşturan ve idare mahkemesince başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine gerekçe yapılan temel kural, 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasının son cümlesidir. Söz konusu kural, göreve iade edilenlerin kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacaklarını öngörmekteydi.
Ancak Anayasa Mahkemesi, daha önce vermiş olduğu 30/6/2022 tarihli iptal kararıyla söz konusu sınırlayıcı kuralı Anayasa'nın 40. maddesinde yer alan etkili başvuru hakkına açıkça aykırı bularak hukuk sisteminden çıkarmıştır. İptal kararının temel felsefesi, kamu makamlarının hukuka aykırı fiilleri nedeniyle maddi ve manevi yönden zarara uğradığını iddia eden bireylere, bu zararlarının giderilmesi için idari ve yargısal mercilere başvurma imkânının tanınmasının anayasal hukuk devletinin bir zorunluluğu olmasıdır.
Yerleşik anayasa yargısı içtihat prensiplerine göre, hukuka aykırı bir tedbir işlemi nedeniyle zarara uğrayan kişilerin tazminat talep etme hakkının yasal bir düzenlemeyle tamamen ve peşinen engellenmesi, devletin bireyin maddi ve manevi varlığına yönelik müdahalelere karşı etkili giderim mekanizması sağlama şeklindeki pozitif yükümlülüğüyle açıkça çelişmektedir. Hukuk devleti ilkesi bağlamında, haksızlığa uğradığı sonradan anlaşılarak idari bir kararla görevine iade edilen kamu görevlilerine, geçmişte uğradıkları zararları yargı önünde tartışma ve bunların telafisini isteme fırsatı sunulması, anayasal hak arama hürriyetinin vazgeçilmez bir unsurudur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, başvurucu OHAL Komisyonu kararı ile görevine iade edildikten sonra, asılsız iddialarla görevden ayrı kaldığı dönemde uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararlarının karşılanması amacıyla idari yargıda tam yargı davası açmıştır. Ancak ilk derece mahkemesi ve kararı inceleyen istinaf mercii, 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kamu görevine iade edilenlerin ihraç edilmelerinden dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacaklarına dair kuralı mutlak ve aşılmaz bir engel olarak kabul etmiş, başvurucunun manevi tazminat talebini iddiaların esasına dahi girmeksizin reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, ilgili idare mahkemelerinin ret kararında dayandıkları bu kısıtlayıcı kanun hükmünün zaten daha önceden Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiğini özellikle vurgulamıştır. Yüksek Mahkemenin değerlendirmelerine göre, görevine iade edilen kişilerin manevi tazminat talep etme hakkının yasal düzeyde kategorik olarak engellenmesi, bireylerin maruz kaldıkları haksız ve ölçüsüz idari işlemler nedeniyle doğan mağduriyetlerini giderme fırsatını tamamen ortadan kaldırmaktadır. İdare mahkemelerinin, başvurucunun yaşadığı manevi zararları tazmin gayesiyle açtığı bu davada, Anayasa Mahkemesince etkili başvuru hakkına aykırı olduğu tescillenmiş ve iptal edilmiş bir kuralı gerekçe göstererek ret kararı vermesi, başvurucuya anayasal düzeyde etkili bir giderim imkânının sağlanmadığını her türlü şüpheden uzak biçimde açıkça ortaya koymuştur.
Başvurucunun ihraç edildiği dönemde toplumda haksız yere suçlu gibi algılanması, hakkında ithamlarla ceza soruşturması yürütülmesi ve bunlara bağlı olarak ailevi ve sosyal yaşamının ciddi şekilde olumsuz etkilenmesi gibi son derece önemli hususların yargı mercileri önünde tartışılamaması, bireyin maddi ve manevi varlığının korunmasına yönelik anayasal yükümlülüklerin devlet tarafından yerine getirilmediğini göstermektedir. Bu bağlamda, kamu makamlarının doğrudan hukuka aykırı uygulamaları nedeniyle zarara uğradığını iddia eden ve sonrasında aklanan kişilere, mahkemeler önünde dava açma ve zararlarını tazmin etme imkânı verilmemesi anayasal düzen bağlamında kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.