Karar Bülteni
YARGITAY 4. HD 2016/104 E. 2016/3874 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 4. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/104 |
| Karar No | 2016/3874 |
| Karar Tarihi | 24.03.2016 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Gerçek kişiler idari yargıda dava edilemez.
- Kişisel kusura dayalı davalar adli yargıda görülür.
- Yargı yolu ve taraf sıfatı farklı kurumlardır.
- Önce yargı yolu, sonra taraf sıfatı incelenir.
Bu karar, kamu görevlilerinin ifa ettikleri görevler sırasında işledikleri iddia edilen kişisel kusurlara ve haksız fiillere (mobbing) karşı açılacak manevi tazminat davalarında, usul hukukunun temel taşlarından olan görevli yargı yolunun belirlenmesi açısından çok kritik bir anlam taşımaktadır. Yargıtay, kamu görevlisinin salt kişisel husumetle veya kasıtlı eylemleriyle verdiği iddia edilen zararlarda husumetin doğrudan o görevliye yöneltilebileceğini ve bu neviden davaların adli yargı mercilerinde (Asliye Hukuk Mahkemeleri) görülmesi gerektiğini son derece net bir biçimde ortaya koymuştur. Ayrıca, idari yargı sistematiğinde yalnızca devlet idaresi aleyhine dava açılabileceği açıkça vurgulanarak hukuki bir usul tartışmasına kesin bir nokta konulmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi ise oldukça büyüktür. Özellikle çeşitli kamu kurumlarında amir ve memur ilişkisinde sıkça karşılaşılan mobbing (psikolojik taciz) iddialarında, mağdurun doğrudan zararı veren amire tazminat davası yöneltmesi durumunda, mahkemelerin izlemesi gereken yol çizilmiştir. Uygulamada yerel mahkemelerin "hizmet kusuru" gerekçesiyle idari yargıyı adres göstererek hem görevsizlik hem de taraf sıfatı yokluğu kararlarını aynı anda vermelerinin ciddi bir usul hatası olduğu belirtilmiştir. Bu emsal karar, mobbing mağduru olan tüm kamu görevlilerinin doğrudan fail aleyhine adli yargıda hak arama özgürlüğünü pekiştiren çok güçlü bir içtihat niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir kamu kurumunda görev yapan polis memuru, emniyet teşkilatında kendi amiri konumunda bulunan şube müdürü aleyhine maddi ve manevi zararlarının giderilmesi talebiyle tazminat davası açmıştır. Davacı polis memuru, şube müdürü olarak görev yapan davalının yetkilerini kötüye kullanarak kendisine yönelik gerçekleştirdiği çeşitli haksız uygulamalarla sürekli bir psikolojik baskı (mobbing) süreci yarattığını ileri sürmektedir. Bu sistematik baskılar ve kişisel haksız eylemler neticesinde manevi olarak büyük bir zarara uğradığını ifade eden davacı, bu zararın fail tarafından tazmin edilmesini talep etmiştir. Davalı şube müdürü ise hakkındaki iddiaların tamamen asılsız olduğunu ileri sürerek açılan davanın esastan ve usulden reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Temel hukuki uyuşmazlık, kamu görevlisi olan bir amirin şahsi eylemleri nedeniyle uğranılan manevi zarar için açılan haksız fiil davasının adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görülmesi gerektiği hususunda düğümlenmektedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kuralları, öncelikle yargı yolu ve taraf sıfatı (husumet) kurumlarının birbirinden tamamen bağımsız usul hukuku müesseseleri olmasına dayanmaktadır. Usul hukukumuzun temel prensiplerine göre, bir mahkeme önüne gelen uyuşmazlıkta öncelikle davanın kendi görev alanına (yargı yoluna) girip girmediğini incelemekle yükümlüdür. Şayet mahkeme yargı yolu bakımından görevli olduğu sonucuna varırsa, ancak ondan sonra davada taraf sıfatının bulunup bulunmadığını değerlendirebilir. Davanın aynı anda hem yargı yolunun caiz olmaması hem de husumet (taraf sıfatı) yokluğu nedeniyle reddedilmesi usul kurallarına aykırıdır.
Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan bir diğer temel kural ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2 hükmüdür. İlgili kanun maddesi uyarınca, idari yargı yerlerinde açılacak idari eylem ve işlemlere karşı açılan iptal veya tam yargı davalarında husumet ancak ve ancak ilgili idare kurumuna yöneltilebilir. Bu emredici yasal düzenlemeye göre, gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişileri aleyhine idare mahkemelerinde dava açılması hukuken mümkün değildir.
Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri iddia edilen eylemler her ne kadar kural olarak hizmet kusuru sayılarak idare aleyhine dava açılmasını gerektirse de, iddiaların tamamen kişisel kusura, haksız fiile ve mobbinge (psikolojik tacize) dayanması halinde dava doğrudan zararı veren gerçek kişiye yöneltilebilir. Şahısların doğrudan kendi şahsi kusuruyla gerçekleştirdiği eylemlere karşı açılacak haksız fiil kaynaklı tazminat davalarında idari yargı değil, adli yargı mercileri görevlidir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre de mobbing iddialarında haksız fiil failine karşı açılan davalar adli yargıda görülmelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği görevsizlik ve taraf sıfatı yokluğu kararını detaylı bir biçimde incelemiştir. İlk derece mahkemesi, davalı şube müdürünün söz konusu eylemlerini yasalar kapsamında idarece kendisine verilen bir hizmeti yürütürken gerçekleştirdiğini, bu durumun bir hizmet kusuru oluşturduğunu ve davanın idareye karşı idari yargıda açılması gerektiğini belirterek görevsizlik kararı vermiştir. Aynı zamanda husumet yokluğundan dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.
Ancak Yargıtay, yerel mahkemenin bu yaklaşımını hem usul hukuku hem de maddi hukuk kuralları çerçevesinde hatalı bulmuştur. Yargıtay'ın tespitlerine göre yargı yolu ile taraf sıfatı birbirinden tamamen farklı hukuki müesseselerdir. Yerel mahkemenin öncelikle yargı yolunu gözetmesi, görevli olduğu kanaatine varırsa taraf sıfatını değerlendirmesi gerekirken, davanın aynı anda hem yargı yolu hem de husumetten reddine karar vermesi isabetsiz bir usul işlemidir.
Bununla birlikte, davacı polis memuru uyuşmazlık konusu olayda doğrudan doğruya bir idari işlemi veya idarenin kurumsal bir eylemini değil, gerçek kişi olan davalı şube müdürünün kişisel eylemlerini (mobbing) haksız fiil olarak nitelendirip zarara uğradığını iddia etmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2 hükmü gereğince idari yargı yerlerinde gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri aleyhine dava açılamayacağından, davacının iddialarının idari yargıda dinlenmesi kanunen mümkün değildir. Zarara neden olduğu ileri sürülen gerçek kişi şube müdürüne karşı yöneltilen manevi tazminat talepli haksız fiil davasının görüm ve çözüm yeri kesin olarak adli yargı mercileridir.
Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davanın çözüm yerinin adli yargı olduğuna karar vererek yerel mahkemenin kurduğu görevsizlik ve ret hükmünü bozmuştur.