Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/25328 E. 2019/21386 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/25328 |
| Karar No | 2019/21386 |
| Karar Tarihi | 25.11.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Fazla çalışma iddiasının ispat yükü işçiye aittir.
- İhtirazi kayıtsız imzalı bordro kesin delil niteliğindedir.
- Husumetli tanık beyanlarına dayanılarak alacak hesabı yapılamaz.
- İmzalı bordronun aksi ancak yazılı delille ispatlanır.
Bu karar, işçilik alacakları davalarında fazla mesai ücretinin ispatı ve mahkeme önünde dinlenen tanık beyanlarının değerlendirilmesi açısından kritik bir hukuki çerçeve çizmektedir. Yargıtay, işverenle husumeti bulunan, yani işverene karşı kendi davası devam eden işçi tanıklarının beyanlarının tarafsız olamayacağı gerekçesiyle tek başına hükme esas alınamayacağını kesin bir dille vurgulamaktadır. Fazla mesai alacağının varlığını kanıtlama yükümlülüğü tamamen işçinin üzerindedir. İhtirazi kayıt içermeyen ve işçi tarafından özgür iradeyle imzalanmış ücret bordrolarının, sahteliği ispat edilene kadar mahkemelerce kesin delil sayılacağı ve bu belgelerin aksinin sadece ve ancak eşdeğer güçte yazılı belgelerle kanıtlanabileceği net bir biçimde ortaya konmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle ispat yükünün doğru dağılımında ve tanık güvenilirliğinin titizlikle ölçülmesinde kendini somut olarak göstermektedir. İşçi, fazla çalışma iddiasını yazılı bir belge sunarak ispatlayamıyorsa tanık deliline dayanabilir; ancak işverenle arasında menfaat çatışması ve derdest davası olan husumetli tanıkların abartılı beyanlarının, husumetsiz işveren tanıklarının beyanlarına tercih edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamadaki önemi ise, yerel mahkemelerin ve bilirkişilerin rapor hazırlarken tamamen tarafsız tanık beyanlarını esas almasını zorunlu kılmasıdır. Bu sayede, haksız kazanç taleplerinin ve gerçeğe aykırı şişirilmiş mesai hesaplamalarının kesin olarak önüne geçilmekte, iş hukukunda ispat güvenliği ve adalete olan inanç pekiştirilerek hukuki öngörülebilirlik güvence altına alınmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işverene ait unlu mamuller üreten işyerinde pişirici ustası pozisyonunda yaklaşık altı yıl boyunca aralıksız olarak çalışmıştır. İş ilişkisi devam ettiği sırada sürekli olarak günde on saatten fazla çalıştığını, fazla mesai ücretlerinin yasalara uygun ödenmediğini, hak ettiği yıllık izinlerinin düzenli olarak kullandırılmadığını ve resmi tatiller ile milli bayramlarda çalışmasına rağmen ücretlerinin verilmediğini iddia etmiştir. Ayrıca, çalışma sürecinde işveren yetkilileri tarafından kendisine sürekli olarak psikolojik baskı ve yıldırma uygulandığını belirterek, tüm bu haksızlıklar sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini dile getirmiştir. Davacı, bu gerekçelerle kıdem tazminatı ile ödenmeyen diğer işçilik alacaklarının ve manevi tazminatın davalıdan tahsil edilmesini talep ederek mahkemeye başvurmuştur. Davalı işveren ise işçinin kendi isteğiyle haksız şekilde işi bıraktığını, tüm mesai ücretlerinin banka hesabı üzerinden ödendiğini savunarak davanın tümden reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığın çözümünde fazla çalışma alacağının ispat kurallarına ve yargılama usulündeki kesin sürelere sıkı sıkıya dayanmıştır. Mahkemenin dayandığı en temel kural, genel ispat hukuku gereği fazla mesai iddiasında bulunan işçinin bu iddiasını somut delillerle kanıtlama yükümlülüğüdür. İşçinin kendi imzasını taşıyan ve herhangi bir ihtirazi kayıt (çekince) içermeyen aylık ücret bordroları, mahkemeler nezdinde sahteliği ispat edilinceye kadar maddi gerçeği yansıtan kesin delil niteliği taşımaktadır. Yüksek Mahkemenin istikrar kazanmış yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, ihtirazı kayıtsız imzalanmış bordroların aksinin iddia edilmesi halinde, bu durumun sözlü delillerle değil, ancak eşdeğer güçte geçerli yazılı bir belge ile ispatlanması zorunludur.
Fazla çalışmanın veya resmi tatil mesailerinin yazılı belgelerle, işyeri giriş çıkış kayıtlarıyla ya da iç yazışmalarla kanıtlanamaması durumunda ise tanık beyanlarına başvurulması hukuka uygundur. Ancak, yerleşik içtihat prensipleri gereğince, işverenle husumeti bulunan, yani işverene karşı kendi alacak davası devam eden işçi tanıklarının anlatımlarına tek başına itibar edilemez. Husumetli tanık anlatımlarının, işyerindeki çalışma düzenini yakından bilen ve husumeti bulunmayan diğer tanık beyanlarıyla örtüşmesi şartı aranmaktadır. Bunun yanı sıra, temyiz aşamasında yasal usul sürelerine uyulması gerektiği, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m.432 ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.5 uyarınca, tebliğden itibaren sekiz günlük yasal temyiz süresi geçirildikten sonra yapılan başvuruların veya verilen kesin süre içinde harcı eksiksiz yatırılmayan taleplerin süre aşımı nedeniyle kesin olarak reddedileceği kuralı, davanın usul hukuku boyutundaki temel dayanağı olmuştur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Yargıtay incelemesi, tarafların karşılıklı temyiz itirazları üzerinden gerçekleştirilmiş ve hem usul hukuku hem de maddi hukuk yönünden davayı etkileyecek oldukça önemli tespitlerde bulunulmuştur. İlk olarak davacı işçinin temyiz başvurusu usul yönünden mercek altına alınmış; yerel mahkemenin gerekçeli kararının işçi vekiline 10 Mayıs tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen, zorunlu temyiz harcının ancak 23 Mayıs tarihinde yatırıldığı ve yasadaki sekiz günlük kesin temyiz süresinin aşıldığı net bir biçimde saptanmıştır. Bu açık usul hatası nedeniyle, davacı işçinin temyiz talebi süre aşımından dolayı esasa girilmeden doğrudan reddedilmiştir.
Davalı işverenin temyiz itirazları incelendiğinde ise, yerel mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda fazla mesai hesabı yapılırken çok ciddi bir hukuki değerlendirme hatası yapıldığı tespit edilmiştir. Yerel mahkeme, işverene karşı kendi işçilik alacakları davaları olan ve açıkça husumetli oldukları anlaşılan davacı tanıklarının, işçinin haftada tam on beş saat fazla mesai yaptığı yönündeki oldukça iddialı beyanlarını esas alarak yüklü bir hesaplama yapmıştır. Ancak Yargıtay, işverenle husumetli olan tanıkların beyanlarının tamamen tarafsız kabul edilemeyeceğini ve salt bu beyanlara dayanılarak fazla çalışma alacağının hüküm altına alınamayacağını vurgulamıştır. Dosyada mevcut olan ve çelişki barındırmayan davalı tanıklarının yeminli beyanlarına göre, davacı işçinin haftanın altı günü gece vardiyasında 22:00 ile 07:30 saatleri arasında çalıştığı ve zorunlu bir saatlik ara dinlenme düşüldüğünde haftalık mesaisinin yalnızca altı saat fazla çalışma içerdiği anlaşılmaktadır.
Yüksek Mahkeme, işverenin sunduğu tanıkların tutarlı beyanları ortadayken, husumetli davacı tanıklarının fahiş beyanlarına dayanılarak yüksek miktarda fazla mesai ücretine hükmedilmesini adil bulmamış ve açık bir bozma nedeni saymıştır. Gerçek fazla mesainin, davalı tanıklarının beyanlarına göre ve haftalık altı saat üzerinden hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, husumetli tanık beyanlarına göre fahiş fazla çalışma hesabı yapılmasını hukuka aykırı bularak yerel mahkeme kararını davalı işveren lehine bozmuştur.