Anasayfa Karar Bülteni AYM | Erhan Arslan | BN. 2022/74624

Karar Bülteni

AYM Erhan Arslan BN. 2022/74624

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/74624
Karar Tarihi 27.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Evlenme hakkı anayasal güvence altındadır.
  • Boşanma davaları makul sürede sonuçlandırılmalıdır.
  • Makul süreyi aşan yargılama evlenme hakkını ihlal eder.
  • Devletin evliliği sonlandırmada pozitif yükümlülüğü bulunur.

Bu karar, evlilik birliğinin sonlandırılmasına yönelik açılan davaların makul sürede bitirilmemesinin, kişilerin yeni bir aile kurma iradelerine yönelik ağır bir müdahale olduğunu hukuken tescillemektedir. Anayasa Mahkemesi, evlenme hakkını anayasal koruma alanı içinde değerlendirerek, bireylerin özel hayatlarını yeniden düzenleyebilmeleri için devletin yargısal süreçleri ivedilikle tamamlama yükümlülüğüne güçlü bir vurgu yapmaktadır.

Verilen bu karar uyarınca, evliliğin iptali veya boşanma davalarının usulî nedenlerle yıllarca sürüncemede bırakılması, sadece makul sürede yargılanma ilkesini zedelemekle kalmamaktadır. Aynı zamanda, kişinin yasal sadakat yükümlülüğü sebebiyle yeni bir hayat kuramaması, doğrudan en temel medeni haklardan biri olan evlenme hakkının ağır bir ihlali olarak değerlendirilmektedir.

Benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda ve davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Özellikle aile mahkemelerinde on yılı aşan, çeşitli nedenlerle uzun uzadıya devam eden ve kanun yollarında defalarca bozularak kesinleşemeyen davalar açısından, idarenin ve yargı mercilerinin ağır bir manevi tazminat sorumluluğu doğacaktır.

Kararın uygulamadaki önemi ise, derece mahkemelerinin bu tür davalarda usul ekonomisini ve hızlı yargılama ilkelerini çok daha titiz bir şekilde uygulamasını kesin bir dille zorunlu kılmasıdır. Aksi takdirde, davanın uzaması sebebiyle tarafların evlenme hakkının özünün zedelenmesi gerekçesiyle devletin bireysel başvurular sonucunda sürekli tazminat ödemek durumunda kalması kaçınılmazdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Erhan Arslan, 2002 yılında evlendiği ve 2003 yılında müşterek bir çocuk sahibi olduğu eşine karşı, 2004 yılında evliliğin iptali talebiyle dava açmıştır. Davanın temel gerekçesi olarak, eşinin evlenmeden önce de mevcut olan akıl hastalığının bulunduğu ve bu nedenle evliliğin mutlak butlanla batıl olduğu ileri sürülmüştür.

Söz konusu yargılama sürecinde, eşin fiil ehliyetini haiz olup olmadığına dair Adli Tıp Kurumundan defalarca rapor alınmış, yerel mahkeme kararları ile Yargıtay bozma ilamları arasında dosya yıllarca gidip gelmiştir. Yargılama süreci, dilekçenin verildiği tarihten tam on sekiz yıl sonra, ancak 2022 yılında evliliğin iptali kararının kesinleşmesiyle son bulmuştur. Başvurucu, on sekiz yıl süren bu uzun dava nedeniyle başka biriyle evlenemediğini, gençlik yıllarının geçtiğini ve yeni bir aile kurma imkânından mahrum bırakıldığını belirterek, evlenme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı incelerken temel hukuki dayanak olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 (Özel hayatın gizliliği ve korunması) ve Anayasa m.41 (Ailenin korunması ve çocuk hakları) hükümlerini merkeze almıştır. Her ne kadar Anayasa metninde doğrudan doğruya "evlenme hakkı" ismiyle bağımsız bir madde bulunmasa da, Yüksek Mahkeme yerleşik içtihatlarında bu hakkın söz konusu anayasal normların koruma alanı içinde mündemiç olduğunu tereddütsüz şekilde kabul etmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesinde ise evlenme hakkı açıkça ve özel olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler, belirli şartları taşıyan bireylerin kanunlara uygun şekilde aile kurabilmeleri için devlete gerekli hukuki koşulları sağlama ve kolaylık gösterme ödevini yüklemektedir. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, mevcut evliliğin sona ermesiyle kişinin yeniden evlenmesi mümkündür. Ancak Türk hukuk sisteminde, boşanma veya evliliğin iptali davaları süresince eşlerin birbirlerine karşı olan sadakat yükümlülüğü katı bir şekilde devam ettiğinden, kişilerin resmi olarak evlilik birliği sonlanmadan yeni bir aile kurmaları hukuken mümkün olmamaktadır.

Bu doğrultuda doktrinde ve anayasal yargılamada kabul edilen temel kural şudur: Devlet, bireylerin özel ve aile hayatlarını diledikleri gibi düzenleyebilmeleri, yeni kararlar alabilmeleri için boşanma ve evliliğin iptali davalarını makul bir sürede sonlandırmakla yükümlüdür. Bu tür davalara ilişkin sürecin hakkın özünü zedelemeyecek şekilde uygun bir zaman aralığında etkili çarelerle tamamlanması, evlenme hakkının usule ilişkin en önemli pozitif yükümlülüklerinden biridir. Davanın orantısız şekilde uzun sürmesi, kişiyi fiilen evlenemez ve aile kuramaz bir duruma sokarak evlenme hakkının özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale niteliği taşır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun 2004 yılında açtığı mutlak butlan nedeniyle evliliğin iptali davasının, onama ve karar düzeltme süreçlerinden de geçerek ancak 9 Haziran 2022 tarihinde kesinleştiğini tespit etmiştir. İki dereceli bir yargılama sisteminde bu sürecin yaklaşık on sekiz yıl sürmüş olması, yargılamanın olağanüstü derecede uzadığını, makul sürenin kabul edilemez bir biçimde aşıldığını açıkça göstermektedir.

Dosya kapsamında yapılan detaylı değerlendirmede, ilk derece mahkemesinin 2006 yılındaki ret kararının Yargıtay tarafından 2008 yılında bozulduğu, ardından Adli Tıp Kurumu raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla defalarca yeni incelemeler yapıldığı anlaşılmıştır. 2014 yılında davanın kabulüne karar verilmiş olsa da rapor yetersizliğinden 2015 yılında tekrar bozma yoluna gidilmiş, nihayetinde son yargılamanın 20 celse sürerek 2022'de sonlandığı belirlenmiştir. Yargılamanın bu denli uzamasında başvurucuya atfedilebilecek herhangi bir kusur veya dahl bulunmadığı net bir şekilde saptanmıştır.

Mahkeme, yargılama sürecinin bir bütün hâlinde değerlendirilmesi sonucunda, başvurucunun yeniden evlenebilmesi için aşması zorunlu olan yasal yargısal prosedürün, makul süreyi katbekat aşacak şekilde işlemesinin kişiyi on sekiz yıl boyunca belirsizlik içinde bıraktığını vurgulamıştır. Yargılama makamlarının, somut olayın koşullarında başvurucunun evlenme ve yeniden aile kurma hakkını zedelemeyecek şekilde hareket etmeleri ve gerekli özen yükümlülüğünü göstermeleri gerekirken, sürecin makul sürede tamamlanmaması doğrudan hakkın amacına ve özüne telafisi imkansız zararlar vermiştir.

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, devletin aile kurma ve evlilik kurumunu gerçekleştirme konusundaki pozitif usuli yükümlülüklerinin açıkça ihlal edildiğini tespit etmiştir. Kişinin, yasal engeller nedeniyle başka bir evlilik yapamaması ve yaşamının büyük bir bölümünü kapsayan uzun bir dönemde hukuki bir arafta bırakılması özel hayata saygı hakkıyla bağdaşmaz. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan evlenme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: