Anasayfa Karar Bülteni AYM | Süleyman Uçar | BN. 2021/43757

Karar Bülteni

AYM Süleyman Uçar BN. 2021/43757

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/43757
Karar Tarihi 17.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Esaslı iddialar mahkemelerce mutlaka gerekçeli karşılanmalıdır.
  • Suç tarihi ile kanunun yürürlüğü değerlendirilmelidir.
  • Sonucu değiştirebilecek itirazların suskuyla geçiştirilmesi ihlaldir.
  • Derece mahkemeleri iddialara makul yanıtlar sunmalıdır.

Bu karar, ceza yargılamalarında sanıkların ileri sürdüğü ve davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikteki temel itirazların, derece mahkemeleri tarafından titizlikle dikkate alınması ve makul bir gerekçe ile karşılanması gerektiği yönünde oldukça önemli bir hukuki anlam taşımaktadır. Somut olayda, isnat edilen fiilin işlendiği iddia edilen tarih ile bu fiili suç sayıp yaptırıma bağlayan kanuni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki kronolojik uyumsuzluğa yönelik savunmanın mahkemelerce tümüyle cevapsız bırakılması, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Yargı yetkisinin kullanımı, mutlak surette kararların denetlenebilir olmasını sağlayacak sağlam ve tutarlı gerekçelere dayanmalıdır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, suçta ve cezada kanunilik ilkesine temas eden savunmaların yargılama mercileri tarafından asla görmezden gelinemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle kanunların zaman bakımından uygulanması ve mütemadi suçlarda suç tarihinin saptanması gibi teknik ceza hukuku meselelerinde ileri sürülen esaslı iddialar, mahkûmiyet gerekçesinde açıkça tartışılmak ve çürütülmek zorundadır. Anayasa Mahkemesi, bu iddialara makul yanıt verilmemesinin hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini derinden zedeleyeceğini belirterek, mahkemelerin takdir yetkisinin gerekçelendirme yükümlülüğü ile sınırlandırıldığını bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulamış, ceza adalet sisteminde usul güvencelerinin önemini pekiştirmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Süleyman Uçar'ın yetkilisi olduğu inşaat şantiyesinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerince yapılan denetimde hayati tehlike arz eden eksiklikler tespit edilmiş ve işin durdurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra yapılan denetimlerde, mühürlenen inşaatın tamamlandığı görülmüş ve başvurucu hakkında işin durdurulmasına aykırılık suçundan ceza davası açılmıştır. Başvurucu ve avukatı, mühürleme işleminin yapıldığı tarih olan 15 Nisan 2015 itibarıyla eylemin gerçekleştiğini, ancak söz konusu eylemi suç sayarak hapis cezası öngören yasal düzenlemenin 23 Nisan 2015 tarihinde yürürlüğe girdiğini, bu nedenle geçmişe dönük olarak cezalandırılamayacağını savunmuştur. Ancak yerel mahkeme bu önemli savunmayı hiç tartışmadan sanığa hapis cezası vermiş, istinaf mahkemesi de itirazı reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, haklı itirazlarının gerekçesiz bırakıldığı ve haksız yere cezalandırıldığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde özellikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile Anayasa'nın 141. maddesinde yer alan mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunluluğuna dayanmaktadır. Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve verilen kararların üst mercilerce veya bireylerce denetlenebilir olmasını amaçlamaktadır. Bu sayede adaletin tesis edildiği topluma gösterilmiş olur.

Bu bağlamda, mahkemelerin yargılama sırasında ileri sürülen her türlü soyut iddia ve savunmaya ayrıntılı bir şekilde yanıt verme zorunluluğu bulunmasa da, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmalara makul ve tatmin edici bir gerekçe ile yanıt verilmesi anayasal bir zorunluluktur. Eğer mahkeme, davanın esasına etki edecek, suçun oluşumunu ya da cezanın tatbikini ortadan kaldırabilecek önemli bir savunmayı tamamen cevapsız bırakırsa, bu durum gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali anlamına gelir.

Ayrıca uyuşmazlığın temelini oluşturan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.25 kapsamında işin durdurulması müeyyidesi yer almakta olup, bu karara aykırı hareket edenlere hapis cezası öngören sekizinci fıkra, 6645 sayılı Kanun m.2 ile eklenmiş ve yasanın yayım tarihi olan 23 Nisan 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ceza hukukunun evrensel prensiplerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği, bir fiilin işlendiği tarihte kanunda açıkça suç olarak tanımlanmamış olması halinde kişiye ceza verilemez. Yargılama mercilerinin, eylem tarihi ile kanunun yürürlük tarihi arasındaki bu uyuşmazlığı kararlarında tartışması şarttır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkındaki ceza yargılaması sürecini ve derece mahkemelerinin kararlarını detaylı bir şekilde incelemiştir. Somut olayda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından başvurucuya ait inşaat işyerinde 15 Ekim 2014 ve 29 Mayıs 2015 tarihlerinde çeşitli tutanaklar düzenlenmiş, ayrıca 15 Nisan 2015 tarihinde de doğrudan mühürleme işlemi yapılmıştır. Başvurucu ve müdafii, yargılamanın tüm aşamalarında ısrarla üzerine atılı suçun kesintisiz (mütemadi) bir suç olduğunu, suç tarihinin inşaatın mühürlendiği 15 Nisan 2015 tarihi olduğunu, ancak bu eyleme hapis cezası öngören yasal düzenlemenin (sekizinci fıkranın) 23 Nisan 2015 tarihinde yürürlüğe girdiğini savunmuştur.

Bu bağlamda başvurucu, eylemin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olmayan bir ceza normuyla yargılandığını belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik oldukça esaslı ve davanın kaderini doğrudan tayin edebilecek nitelikte güçlü bir iddia ortaya atmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf ret kararı incelendiğinde, başvurucunun bu kritik iddialarının hiçbir şekilde tartışılmadığı, mahkemelerin bu konuya yönelik ayrı ve açık bir değerlendirme yapmadığı tespit edilmiştir. Derece mahkemeleri, sadece son denetim tutanağının tarihi olan 29 Mayıs 2015'i esas alarak şekli bir yaklaşımla mahkûmiyet hükmü kurmuş ve sanığın kanunun zaman bakımından uygulanmasına yönelik itirazlarını tamamen cevapsız bırakmıştır.

Bu eksiklik, yargılamanın adil bir şekilde yürütüldüğüne dair inancı sarsan niteliktedir. Yargı mercilerinin, sanığın suç işlediği tarihte yürürlükte olmayan bir kanunla cezalandırılamayacağı yönündeki temel savunmasını gerekçeli kararında hiç karşılamaması, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkını doğrudan zedelemiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: