Anasayfa Karar Bülteni AYM | Osman Alphan | BN. 2019/34170

Karar Bülteni

AYM Osman Alphan BN. 2019/34170

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2019/34170
Karar Tarihi 17.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Şüphe feshi objektif vakıalarla mutlaka desteklenmelidir.
  • İşe iadede mahkeme kendiliğinden araştırma yapmalıdır.
  • Feshin son çare olması prensibi titizlikle gözetilmelidir.
  • Davanın esası incelenmeden şeklî ret kararı verilemez.
  • Karar hakkı uyuşmazlığın esastan incelenmesini gerektirir.

Bu karar, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda, özellikle olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe giren yasal düzenlemelere dayanılarak gerçekleştirilen işten çıkarmaların hukuki denetimi açısından büyük bir yapısal önem taşımaktadır. Mahkemelerin, idarenin veya işverenin sunduğu soyut gerekçelere veya yasal düzenlemelerin yalnızca genel lafzına dayanarak işe iade davalarını reddetmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu bu ihlal kararıyla bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkının en önemli ve somut unsurlarından biri olan karar hakkının, bireylerin mahkeme önüne getirdikleri uyuşmazlıkların esastan ve derinlemesine incelenmesini teminat altına aldığını açıkça belirtmiştir. Bir davanın açılması ve yürütülmesi, yalnızca usulden ibaret bürokratik bir sürecin işletilmesi değil, uyuşmazlığın maddi, fiilî ve hukuki boyutlarıyla tam anlamıyla çözüme kavuşturulması amacını taşır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar iş hukukundaki şüphe feshi kurumunun sınırlarını anayasal güvenceler ışığında net bir şekilde çizmektedir. İşverenin işçiye yönelik terör örgütü iltisakı, irtibatı gibi son derece ağır iddialara dayanan şüphe feshi işlemlerinde, salt soyut istihbari bilgilere, genel idari talimatlara veya matbu kanun hükmünde kararname hükümlerine dayanılamayacağı kesin olarak hüküm altına alınmıştır. Mahkemelerin, usul hukukundaki genel taraflarca hazırlama ilkesiyle yetinmeyerek, şüphenin işçinin şahsında haklı, somut ve objektif temellere dayanıp dayanmadığını kendiliğinden araştırma ilkesi çerçevesinde resen araştırması gerektiği ortaya konmuştur. Uygulamada, iş mahkemelerinin şüphe feshine dayalı işten çıkarmalarda daha titiz bir delil değerlendirmesi yapmasını ve iddiaların mutlak surette somut olaylarla desteklenmesini zorunlu kılan bu içtihat, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin çalışma hayatındaki yansımasını güçlendirecek oldukça etkili bir emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Osman Alphan, Diyarbakır Kayapınar Belediyesi bünyesinde çeşitli alt işveren şirketler nezdinde işçi statüsünde aralıksız olarak çalışmaktayken, millî güvenliği tehdit eden yapılarla veya terör örgütleriyle irtibatlı ya da iltisaklı olabileceği iddiaları üzerine 28 Şubat 2017 tarihinde iş sözleşmesi feshedilmiştir. Başvurucu, iş sözleşmesinin feshinin hiçbir somut bilgi, belge veya kanıta dayanmadığını, işten çıkarma süreci öncesinde veya sırasında savunmasının dahi alınmadığını ve kendisine yöneltilen iddiaların tamamen asılsız olduğunu ileri sürerek işe iade davası açmıştır.

Yargılama sürecinde başvurucu, yasa dışı herhangi bir örgütle bağının, irtibatının veya iltisakının kesinlikle bulunmadığını, hakkında yürütülen herhangi bir idari soruşturma ya da adli kovuşturma olmaksızın iş akdinin tamamen keyfî bir biçimde ve haksız yere sonlandırıldığını iddia etmiştir. Davalı idare statüsündeki belediye ve alt işveren şirket ise savunmalarında iş akdinin olağanüstü hâl döneminde çıkarılan yasal düzenlemelere dayanılarak sonlandırıldığını belirtmiştir. İlk derece mahkemesinin davanın esasına, sunulan delillere ve iddiaların somutluğuna girmeden, sadece yasal mevzuata ve genel geçer içtihatlara atıf yaparak davayı doğrudan reddetmesi ve istinaf başvurusunun da bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmesi üzerine uyuşmazlık çıkmıştır. Başvurucu, mahkemelerin uyuşmazlığın esasını irdelememesi ve gerçek bir yargısal denetim yapmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ve bu anayasal hakkın ayrılmaz bir parçası olan mahkeme hakkı ile karar hakkı unsurlarını temel inceleme konusu yapmıştır. Adil yargılanma hakkı, hiçbir mahkemenin görev ve yetkisi içindeki bir davaya bakmaktan, iddiaları incelemekten ve uyuşmazlığı karara bağlamaktan kaçınamayacağını öngörür. Karar hakkı ise, bireylerin mahkeme önüne getirdikleri uyuşmazlığın esası hakkında bir nihai sonuca ulaşılmasını ve uyuşmazlık konusu esaslı taleplerin yalnızca şeklî gerekçelerle değil, hukuki denetimden geçirilerek maddi gerçekliğe uygun biçimde karara bağlanmasını gerektirir. Aksi hâlde, bireylerin mahkemeye erişim ve dava açma hakkı tamamen anlamsız ve işlevsiz hâle gelmektedir.

İş sözleşmesinin feshi ve iş güvencesi bağlamında 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 hükümleri uyuşmazlığın maddi hukuk yönünden merkezinde yer almaktadır. İşveren tarafından belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshinde, geçerli ve somut bir neden gösterilmesi kanuni bir zorunluluktur. Geçerli neden, kural olarak işçinin yetersizliğinden, olumsuz davranışlarından veya işyerinin ekonomik ve teknolojik gereklerinden kaynaklanabilir. Özellikle işçinin davranışlarının iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi ve iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından objektif ve makul ölçülerde beklenemez hâle gelmesi şarttır. İş hukukunda istisnai bir kurum olan şüphe feshi, işçinin şahsına yönelik ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif vakıalarla desteklenen, makul bir şüphenin varlığını zorunlu kılar.

Yargıtay içtihatları uyarınca, şüphe feshi kapsamında açılacak işe iade davalarında usul hukukundaki klasik taraflarca hazırlama ilkesine katı bir şekilde üstünlük tanınamaz. Bu tür davalarda, istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesi uygulanmalıdır. Derece mahkemelerinin, tarafların ileri sürdüğü iddialar veya ortaya koyduğu yetersiz tespitlerden bağımsız olarak resen derinlemesine araştırma yapması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek şekilde feshe konu şüphenin haklılığını denetlemesi ve feshin son çare olması ilkesinin gözetilip gözetilmediğini ayrıntılı olarak incelemesi anayasal ve yasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iş sözleşmesinin, terör örgütleriyle irtibatlı olduğu yönündeki tamamen soyut, temelsiz ve somutlaştırılmamış bir şüpheye dayanılarak sonlandırıldığını, derece mahkemelerinin ise bu iddiaların gerçekliğini ve doğruluğunu usulünce araştırmadan davanın reddine karar verdiğini tespit etmiştir. İşveren tarafından yargılama dosyasına sunulan bilgi ve belgelerde, başvurucunun terör örgütüyle hangi somut fiiller, eylemler veya vakıalar üzerinden irtibatlı kabul edildiğine, iddia edilen yapı ile bağının ne şekilde kurulduğuna veya işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin tam olarak hangi fiilî sebeple onarılamaz biçimde çöktüğüne dair hiçbir objektif delil veya tutanak ortaya konulmamıştır.

İlk derece mahkemesi, işverenin fesih gerekçesine temel oluşturan şüphenin haklılığını, başvurucunun durumunu kişiselleştirerek ve olaya özgü inceleme yaparak değerlendirmek yerine, yalnızca olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe giren kanun hükmünde kararnamelerin matbu lafzına ve genel nitelikteki Yargıtay kararlarına atıf yapmakla yetinmiştir. İş hukukunda şüphe feshi davalarında uygulanması mutlak surette zorunlu olan kendiliğinden araştırma ilkesi gereği yerine getirilmemiş, başvurucu ile yasa dışı yapılar arasındaki bağlantıyı gösteren kişisel, somut ve güncel sebepler yargılamanın hiçbir aşamasında kararda ayrıntılı bir şekilde tartışılmamıştır. Mahkeme, adeta şekilci ve kaçıngan bir yaklaşımla davaya konu idari ve fiilî tasarrufun esasını incelemekten imtina etmiş, uyuşmazlığa gerçek anlamda hukuki bir çözüm getirmemiştir.

Bölge adliye mahkemesi de istinaf incelemesi aşamasında ilk derece mahkemesinin bu ağır usuli ve esasa ilişkin eksikliklerini gidermemiş, yerel mahkemenin eksik araştırmaya dayalı hatalı değerlendirmesini onaylayarak hukuka aykırı yargılama sürecini kesinleştirmiştir. Uyuşmazlığın en esaslı unsuru olan güven ilişkisinin sarsılmasına neden olan olay ve olgulara dair hiçbir somut hukuki araştırma yapılmaması, anayasal güvence altındaki hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin derinden zedelenmesine yol açmıştır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinden beklenen asli görevin, tarafların çatışan menfaatlerini adil biçimde dengelemek, feshin son çare olması prensibinin işveren tarafından gözetilip gözetilmediğini resen araştırmak ve başvurucuyu davanın reddi sonucuna götüren sebepleri net, açık ve tatmin edici bir gerekçeyle yargı kararına yansıtmak olduğunu vurgulamıştır. Oysa somut davada uyuşmazlığın esası karara bağlanmamış, başvuranın iddiaları bütünüyle cevapsız bırakılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: