Karar Bülteni
AYM Songül Köse BN. 2022/78183
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2022/78183 |
| Karar Tarihi | 27.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Dosya kısıtlama kararı somut gerekçelere dayanmalıdır.
- Kısıtlama ancak kesin zorunluluk hâllerinde mümkündür.
- Tutuklu, suçlamanın temel delillerine erişebilmelidir.
- Soyut ifadelerle savunma hakkı sınırlandırılamaz.
Bu karar, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutuklu şüphelilerin soruşturma dosyasına erişim hakkının sınırlarını ve idarenin bu konudaki yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, soruşturmanın gizliliği gerekçesiyle müdafiin dosyaya erişiminin kısıtlanmasının istisnai bir durum olduğunu ve mutlak surette somut, ikna edici ve yeterli gerekçelere dayanması gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Yalnızca kanun lafzının tekrar edilerek "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" şeklindeki soyut ve matbu ifadelerle kısıtlama kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. Özgürlüğü kısıtlanan bireyin, durumunu adli makamlar önünde tartışabilmesi ancak dosyaya asgari düzeyde erişimle mümkündür.
Uygulamada kolluk ve savcılık makamlarının, özellikle terör suçlarına yönelik tutuklu yargılamalarda sıklıkla başvurduğu dosya gizliliği kararlarının rutin bir işlem hâline gelmemesi gerektiği bu kararla açıkça teyit edilmiştir. Benzer davalarda emsal teşkil edecek olan bu hüküm, tutuklamaya itiraz hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi için şüphelinin ve müdafiinin suçlamalara temel oluşturan delillere erişiminin hayati önem taşıdığını göstermektedir. Şüpheliye, isnat edilen fiillere ve tutuklama nedenlerine karşı koyabilmesi için gerçek bir fırsat sunulması, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin vazgeçilmez bir unsurudur.
Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, sulh ceza hâkimliklerinin kısıtlama taleplerini incelerken daha titiz bir adli denetim yapmalarını zorunlu kılmaktadır. Soruşturma makamlarının matbu taleplerinin doğrudan kabul edilmesi yerine, somut olayın özelliklerine göre kısıtlamanın ne gibi bir tehlike yaratacağının hâkimlik kararlarında tek tek açıklanması gerekmektedir. İdarenin ve yargı mercilerinin bu dengeyi kuramaması, tutukluluk tedbirinin meşruiyetini zedelemektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış ve akabinde sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanmıştır. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçe gösterilerek sulh ceza hâkimliği tarafından başvurucunun müdafiinin dosya içeriğini incelemesi ve dosyadaki belgelerden örnek alması kısıtlanmıştır.
Başvurucu, kısıtlama kararına karşı itirazda bulunmuş ancak bu itirazı hakkında herhangi bir karar verilmemiştir. Kendisine yöneltilen suçlamaların kesin dayanaklarını ve bu suçlamalara dayanak gösterilen delilleri öğrenemeyen başvurucu, tutukluluk kararına karşı etkili bir şekilde itiraz edemediğinden ve savunma hakkının kısıtlandığından şikâyetçi olmuştur. İlerleyen süreçte hakkında açılan kamu davasında beraat eden başvurucu, soruşturma evresindeki kısıtlama kararı, haksız gözaltı ve tutuklama ile bilgilendirilme hakkının ihlali iddialarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile yakından ilişkili olan "tutulan kişinin yargı merciine başvuru hakkını" merkeze almıştır. Bu fıkra uyarınca, hürriyeti kısıtlanan her birey, makul bir sürede durumu hakkında karar verilmesini ve kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde derhâl serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Bu süreçte adil yargılanma hakkının tüm temel güvencelerinin eksiksiz sağlanması beklenmese de, tutmanın koşullarına uygun yargısal güvencelerin sağlanması şarttır.
Tutuklu yürütülen yargılamalarda, kişinin bir suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin devam etmesi tutukluluk hâlinin hukuka uygunluğunun yegâne ve temel şartıdır. Bu nedenle, tutuklu kişiye yöneltilen suçlamalara itiraz etme yönünde gerçek ve etkili bir fırsat sunulması zorunludur. Bu durum, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 153 çerçevesinde kişinin veya müdafiinin soruşturma dosyasındaki belgelere ve delillere asgari düzeyde erişimini gerektirmektedir. Ancak bu erişim hakkı mutlak ve sınırsız değildir. 5271 sayılı Kanun m. 153/2 uyarınca, müdafiin dosya içeriğini inceleme yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik hâle gelen içtihatlarına göre, dosyaya erişim hakkına getirilecek kısıtlamanın; üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, kamu menfaatini gözetmek, delillerin karartılmasını engellemek veya devletin gizli kalması gereken bilgilerini korumak gibi meşru amaçlar ışığında "kesinlikle gerekli" olması gerekmektedir. Soruşturma makamları, kısıtlamanın gerekliliğini yeterli ve somut bir gerekçeyle ortaya koymak zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelerken öncelikle gözaltı süresinin makul olmaması, tutuklamanın hukuki bulunmaması ve suç isnadıyla ilgili bilgilendirme yapılmamasına ilişkin şikâyetleri usul yönünden değerlendirmiştir. Başvurucunun yargılama sonucunda beraat etmiş olması ve bu kararın kesinleşmesi sebebiyle, bu iddialar yönünden 5271 sayılı Kanun m. 141 kapsamında öngörülen tazminat davası açma imkânının, tüketilmesi gereken ilk ve etkili bir hukuk yolu olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle söz konusu iddialar, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması şikâyeti yönünden yapılan esasa ilişkin incelemede ise, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkimliği tarafından 5271 sayılı Kanun m. 153/2 uyarınca kısıtlılık kararı verildiği saptanmıştır. Anayasa Mahkemesi, kanun gereği kısıtlama kararı verilebilmesi için soruşturmanın amacını tehlikeye düşme ihtimalinin somut olgularla ortaya konulması gerektiğine dikkat çekmiştir.
Somut olay dosyası incelendiğinde, gerek Cumhuriyet başsavcılığının kısıtlama talebinde gerekse de sulh ceza hâkimliğinin kabul kararında, soruşturmanın amacının tehlikeye düşmesi ihtimalinin nasıl ve ne şekilde gerçekleşeceğine dair hiçbir somutlaştırma yapılmadığı görülmüştür. Kararda, başvurucunun veya müdafiinin belgelere erişiminin söz konusu ceza soruşturmasının amacını spesifik olarak nasıl tehlikeye düşürebileceğinin yargı mercilerince açıklanmadığı kuvvetle vurgulanmıştır. Yalnızca kanun metninin tekrarı niteliğinde olan ileri sürülen genel ve soyut ifadelerin, kısıtlamanın zorunluluğunu haklı göstermekten tamamen uzak olduğu belirlenmiştir. Geçerli, mantıklı ve yeterli bir gerekçe olmaksızın dosyaya erişim olanağından yoksun bırakılan başvurucunun, tutuklanmasını haklı göstermek için iddia makamı tarafından ileri sürülen gerekçelere tatmin edici ve etkili bir şekilde itiraz etme imkânı elinden alınmıştır. Bu durum, yargılama sürecindeki silahların eşitliği ilkesini derinden sarsmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.