Karar Bülteni
AYM T.T. BN. 2022/56987
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/56987 |
| Karar Tarihi | 27.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Belirleyici tanık mahkemede sanık tarafından sorgulanmalıdır.
- Sanığın bulunmadığı istinabe beyanı tek delil olamaz.
- Sorgulanmayan tanık beyanı yargılamanın hakkaniyetini zedeler.
- Tanık beyanını dengeleyici yeterli usuli güvenceler sağlanmalıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının en temel yapı taşlarından biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve doğrudan doğruyalık ilkesinin önemini son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, bir ceza davasında mahkûmiyete temel oluşturan en önemli delilin bir tanık beyanı olması durumunda, söz konusu tanığın mutlaka sanığın huzurunda veya sanığa soru sorma imkânı verecek teknolojik yöntemlerle (SEGBİS gibi) dinlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Mahkemelerin sadece usuli kolaylık sağlamak amacıyla, sanığın katılımı olmaksızın başka bir şehirdeki mahkeme aracılığıyla (istinabe yoluyla) alınan beyanlara dayanarak hüküm kurması, savunma hakkının özüne yönelik ağır bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında, bu kararın özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar gibi tanık beyanlarının davanın seyrini bütünüyle değiştirebildiği dosyalarda mahkemelerin yaklaşımını doğrudan etkileyeceği açıktır. Yerel mahkemeler, davanın sonucuna etki edecek belirleyici tanıkları dinlerken istinabe yöntemini kural olarak değil, ancak istisnai ve zorunlu hâllerde kullanmak durumundadır. Eğer bir tanık mahkeme huzuruna getirilemiyorsa, sanığın bu tanığı sorgulamasını ve beyanlarının güvenilirliğini test etmesini sağlayacak yeterli karşı dengeleyici usuli güvenceler mutlaka sağlanmalıdır. Aksi bir uygulama, yargılamanın bütünüyle hakkaniyete aykırı hâle gelmesine ve verilen mahkûmiyet kararlarının üst mahkemelerden veya Anayasa Mahkemesinden dönmesine yol açacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvuruya konu uyuşmazlık, bir eğlence mekânında müdür olarak görev yapan başvurucunun, aynı işyerinde çalışan bir kadın çalışana yönelik nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı ceza davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, mağdur ile aralarındaki yakınlaşmanın tamamen rızaya dayalı olduğunu savunurken; mağdur, iş çıkışı alkol aldıkları sırada başvurucunun kendisini bir odaya kilitleyerek zorla cinsel saldırıda bulunduğunu iddia etmiştir.
Yargılama aşamasında, olay gecesi mekânda bulunan diğer çalışanlar tanık olarak dinlenmiş ve mağdurun kendi kendine düşüp yaralandığını, tarafların ayrı bir odaya geçmediklerini beyan etmişlerdir. Ancak başka bir şehirde bulunan ve olayın kilit tanığı konumunda olan bir diğer çalışan, istinabe (başka mahkeme aracılığıyla ifade alma) yoluyla dinlenmiş ve mağdurun zorla duvara yaslandığını, ağlayarak odadan çıktığını, boğazında ve dizlerinde kızarıklıklar olduğunu ifade etmiştir. Yerel mahkeme, sanığın veya avukatının huzurunda dinlenmeyen bu kilit tanığın beyanlarını, mağdurun ifadeleri ve basit yaralanmaları gösteren adli rapor ile birlikte değerlendirerek başvurucuyu ağır hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu ise, kendisine 10 yıl hapis cezası verilmesinde en belirleyici role sahip olan bu tanığa soru sorma ve onun güvenilirliğini mahkeme huzurunda test etme imkânından mahrum bırakıldığı gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, ceza yargılamalarında iddia makamının sunduğu delillerin tartışılmasına ve sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme hakkına sahip olmasına büyük önem atfetmektedir. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 201 uyarınca, sanık veya müdafiinin duruşmada dinlenen tanıklara doğrudan soru yöneltme hakkı bulunmaktadır.
Doğrudan doğruyalık ilkesinin bir yansıması olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210, olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması hâlinde, bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesini emreder. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın duruşmada okunması, tanığın bizzat dinlenmesi yerine geçemez. Ayrıca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 217 gereğince hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Tanıkların istinabe yoluyla dinlenmesini düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 180, teknik imkânların elverdiği durumlarda Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi eşzamanlı sesli ve görüntülü iletişim araçlarının kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın mahkeme huzurunda veya SEGBİS vasıtasıyla sorgulama imkânı bulamadığı bir tanığın beyanının mahkûmiyete esas alınması durumunda üç aşamalı bir test uygulanmaktadır:
- Tanığın mahkemede hazır edilmemesi veya SEGBİS ile dinlenmemesi geçerli ve haklı bir nedene dayanmakta mıdır?
- Sorgulama imkânı tanınmayan tanığın beyanı, mahkûmiyet kararının dayandığı tek veya "belirleyici" nitelikte bir delil midir?
- Eğer tanık beyanı tek veya belirleyici delil ise, savunma makamının bu kilit tanığı sorgulayamamasından kaynaklanan dezavantajlı durumu telafi edecek, yeterli düzeyde "karşı dengeleyici güvenceler" yargılama sürecinde sağlanmış mıdır?
Bu üç aşamalı testin koşullarını sağlamayan yargılamalarda elde edilen mahkûmiyet hükümleri, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin yargılama sürecini ve mahkûmiyet hükmünün dayandığı delil yapısını titizlikle incelemiştir. Dosya kapsamında, mağdurun iç çamaşırında başvurucuya ait genetik materyallerin bulunduğu bir DNA raporu ve mağdurun vücudunun çeşitli yerlerinde basit sıyrıklar ile morarmalar tespit eden bir adli muayene raporu bulunmaktadır. Başvurucu ise baştan itibaren cinsel birlikteliği kabul etmiş, ancak bunun rızaya dayalı olduğunu savunmuştur. Olay gecesi barda bulunan ve mahkeme huzurunda dinlenen diğer tanıklar, mağdurun aşırı alkollü olduğunu, kendi kendine düştüğünü ve tarafların yalnız kalarak ayrı bir odaya geçmediklerini beyan etmişlerdir.
Bu noktada, olayın zorla (cebir kullanılarak) gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun aydınlatılmasında İstinabe Mahkemesince dinlenen tanık M.K.'nın beyanları büyük önem kazanmıştır. Tanık M.K., başvurucunun mağduru zorla duvara yasladığını, onu odaya soktuğunu ve mağdurun ağlayarak dışarı çıktığını, boynunda kızarıklıklar gördüğünü ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi, huzurda dinlenen diğer tanıkların mağdurun düşerek yaralandığı yönündeki ifadeleri ve başvurucunun rızaya dayalı birliktelik savunması karşısında; adli raporu ve mağdurun iddialarını destekleyen M.K.'nın beyanlarının mahkûmiyet hükmü için "belirleyici" (kilit) delil konumunda olduğunu tespit etmiştir.
İlk derece mahkemesi, belirleyici nitelikteki bu tanığı başvurucunun hazır bulunduğu bir celsede veya SEGBİS gibi anlık tepkilerin ölçülebileceği eşzamanlı bir bağlantı yoluyla dinlememiş, buna dair geçerli bir hukuki mazeret de sunmamıştır. İstinabe mahkemesinde alınan yazılı beyanın duruşmada sadece okunmasıyla yetinilmesi, başvurucuya tanığın güvenilirliğini test etme, ona çapraz sorular yöneltme ve mahkeme heyetinin tanığın vücut dili ile tepkilerini gözlemleme imkânını tamamen ortadan kaldırmıştır. Anayasa Mahkemesi, sanığın bu belirleyici tanığı sorgulayamamasından doğan dezavantajını telafi edecek başkaca güçlü usuli güvencelerin de yargılama sürecinde sağlanmadığını belirtmiştir. Bu durum, yargılamanın bütünselliği içinde adaleti zedelemiş ve çelişmeli yargılama ilkesini işlemez hâle getirmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve cinsel saldırı suçu yönünden ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için başvuruyu kabul etmiştir.