Karar Bülteni
AYM Tuna Can Kırbaş BN. 2023/30553
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/30553 |
| Karar Tarihi | 27.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Maddi olgu ve değer yargısı ayrımı gözetilmelidir.
- İfade özgürlüğü demokratik toplumun zorunlu temelidir.
- Sözlerin bağlamı değerlendirmede dikkate alınmak zorundadır.
- Sert eleştiriler doğrudan hakaret suçu oluşturmayabilir.
Bu karar, sosyal medya üzerinden yürütülen tartışmalarda sarf edilen ve sert eleştiri niteliği taşıyan ifadelerin, ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarlarının korunması hakkı arasındaki adil denge gözetilerek nasıl incelenmesi gerektiği yönünden büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamalarında özellikle hakaret suçu isnadı söz konusu olduğunda, kullanılan ifadelerin bir maddi olgu isnadı mı yoksa bir değer yargısı mı olduğunun mahkemelerce titizlikle ayrılmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır. Somut olayda istinaf mahkemesinin, bağlamı gereği açıkça değer yargısı niteliğinde olan kelimeleri doğrudan bir olgu isnadı olarak nitelendirmesi ve buna bağlı olarak cezai yaptırım uygulaması, ifade özgürlüğüne yönelik orantısız ve ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Benzer davalar açısından bu içtihat, sosyal medya platformlarındaki karşılıklı siyasi ve toplumsal tartışmalarda kullanılan sert, kaba veya incitici ifadelerin doğrudan hakaret suçu bağlamında cezalandırılamayacağına dair güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Mahkemelerin, ifadeyi kullanan kişinin kastını, eleştirinin hedefini, sözlerin söylendiği spesifik bağlamı ve karşı tarafın bu sözlere aynı platformda cevap verme imkânını dar kalıplara sıkışmadan bir bütün olarak ele alması gerekmektedir. Karar, alt derece mahkemelerine, ifade özgürlüğünü sınırlarken çok daha özenli, detaylı ve anayasal dengeleme kriterlerini karşılayan gerekçeler oluşturmaları yönünde açık, bağlayıcı ve yol gösterici bir rehber niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşanan olaylara ilişkin olarak sosyal medya hesabından askeri öğrencilerin durumuna dair eleştirel bir paylaşım yapmıştır. Bu paylaşımın altına yorum yazan ve kendisiyle daha önceden tanışıklığı bulunan bir sosyal medya kullanıcısı ile başvurucu arasında siyasi görüş ayrılıklarına dayanan karşılıklı bir tartışma yaşanmıştır. Tartışma esnasında başvurucu, muhatabına yönelik "pabucumun ajanı" ile "gaddar ve hainsiniz" ifadelerini kullanmıştır.
Kullanılan bu ifadeler üzerine karşı taraf, onur ve saygınlığının zedelendiği gerekçesiyle şikâyetçi olmuş ve başvurucu hakkında hakaret suçundan ceza davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, kelimelerin sözlük anlamlarını irdeleyerek kaba söz niteliğinde olduklarını belirlemiş ve beraat kararı vermiş olsa da, itiraz mercii konumundaki istinaf mahkemesi bu sözleri olgu isnadı olarak kabul edip başvurucuyu adli para cezasına mahkûm etmiştir. Başvurucu, sarf ettiği sözlerin muhatabın şahsını doğrudan hedef almadığını, eleştirisinin savunduğu zihniyete yönelik olduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleleri incelerken Anayasa'nın 26. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurulması gerektiğini belirtmektedir. Bu müdahalelerin temel yasal dayanağı olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.125 kapsamında düzenlenen hakaret suçu, kişilerin onur, şeref ve saygınlığını korumayı amaçlamaktadır. Ancak bu koruma sağlanırken, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesi yargı mercilerince mutlaka gözetilmelidir.
İfade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasında dengeleme yapılırken yerleşik içtihat prensipleri gereği bazı evrensel ölçütler dikkate alınmalıdır. Bu ölçütler; ifadeleri kimin dile getirdiği, hedef alınan kişinin kimliği ve katlanması gereken eleştiri sınırı, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, şikâyetçinin yöneltilen ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı ve sözlerin kullanıldığı bağlamdan kopartılıp kopartılmadığıdır.
Bunun yanı sıra doktrinde ve Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında büyük önem taşıyan bir diğer hukuki kural, dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması mı yoksa bir değer yargısı mı olduğunun kesin sınırlarla ayrılmasıdır. Maddi olguların somut delillerle ispatlanabilmesi mümkünken, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamak hukuken ve mantıken imkânsızdır. Bu nedenle, mahkemelerin ceza yaptırımı uygularken kullanılan ifadelerin gelişim bağlamını titizlikle incelemesi ve değer yargısı niteliğindeki sert eleştirileri salt olgu isnadı olarak değerlendirmekten kaçınması anayasal bir gerekliliktir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle taraflar arasındaki tartışmanın bağlamını ve kullanılan ifadelerin hukuki niteliğini derinlemesine incelemiştir. Başvurucunun sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımın ardından gelişen karşılıklı ve gerilimli diyalogda sarf ettiği "gaddar" ve "hain" şeklindeki ifadelerin, şikâyetçinin şahsına yönelik gerçekleştirilmiş somut bir maddi olgu isnadı olmadığı saptanmıştır. Aksine, bu kelimelerin başvurucunun savunduğu görüşlere karşıt bir pozisyon alan zihniyete yönelik söylenmiş bir "değer yargısı" olduğu tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesi uyuşmazlığı incelerken, söz konusu kelimelerin Türk Dil Kurumu nezdindeki anlamlarına bakarak bu sözlerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyuta ulaşmayan, yalnızca rahatsız edici ve kaba söz niteliğinde olduğuna hükmetmiş ve isabetli bir beraat kararı kurmuştur. Ancak istinaf aşamasında bölge adliye mahkemesi, bu sözleri bağlamından kopararak haksız bir şekilde maddi olgu isnadı olarak yorumlamış ve başvurucuyu adli para cezasına mahkûm etmiştir. Yüksek Mahkeme, bölge adliye mahkemesinin bu değerlendirmesini yaparken çatışan haklar arasında kurulması gereken adil anayasal dengeyi sağlamadığını, taraflar arasındaki hararetli tartışmanın bağlamını bütünüyle göz ardı ettiğini ve verilen mahkûmiyet kararının anayasal standartları karşılayan ilgili ve yeterli bir gerekçeden yoksun olduğunu belirlemiştir.
Özellikle sosyal medya platformlarında siyasi ve toplumsal konularda yürütülen hararetli tartışmalarda, kişilerin karşılıklı olarak birbirlerinin görüşlerine yönelik sert eleştirilerde bulunmalarının olağan olduğu; bu tür değer yargısı içeren kaba ifadelerin hemen hakaret suçu kapsamında cezai yaptırıma tabi tutulmasının bireyler üzerinde caydırıcı etki yaratacağı ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığı vurgulanmıştır. İstinaf merciinin kararı, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması için gerekli olan zorunlu toplumsal ihtiyaç ve orantılılık ölçütlerini karşılayamamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin adil dengeyi kuramaması ve müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmaması sebepleriyle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.