Karar Bülteni
AYM Salman Gözelyuz BN. 2023/4421
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/4421 |
| Karar Tarihi | 28.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Dosya kısıtlama kararı somut gerekçelere dayanmalıdır.
- Soyut gerekçelerle dosya erişimi kısıtlanamaz.
- Kısıtlama kararları savunma hakkını ölçüsüz zedelememelidir.
- Tutuklamaya itiraz için delillere erişim sağlanmalıdır.
- Dosyaya erişim yasağı kişi hürriyetini ihlal eder.
Bu karar, tutuklu şüphelilerin soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması hususunda adli makamların takdir yetkisinin sınırlarını çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması çerçevesinde, tutuklamaya itiraz hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi için şüpheli veya müdafiinin dosyada yer alan temel delillere erişiminin zorunlu olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Soruşturmanın amacını tehlikeye düşürme ihtimali gibi kanuni bir gerekçenin yalnızca soyut ve genel geçer ifadelerle karara yazılması yeterli görülmemiş, bu tehlikenin somut olayın özelliklerine göre nasıl gerçekleşeceğinin kararda açıkça tartışılması ve açıklanması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Emsal etkisi açısından bu içtihat, sulh ceza hâkimlikleri ve savcılıklar için dosya kısıtlama kararlarında şablon gerekçelerden kaçınma zorunluluğunu netleştirmektedir. Kişilerin hürriyetinden yoksun bırakıldığı durumlarda, kendilerine yöneltilen suçlamaların temelini oluşturan belgelere erişim hakkının kısıtlanması ancak istisnai ve kesinlikle gerekli durumlarda başvurulabilecek bir tedbirdir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan soyut kısıtlama kararlarının Anayasa'nın 19. maddesini ihlal edeceği açık bir şekilde ortaya konulmuş, böylece adil yargılanma güvenceleri ile soruşturmanın selametini koruma amacı arasında adil bir denge kurulmasının önemi pekiştirilmiştir. Bu husus, avukatların ve şüphelilerin savunma hakkının korunmasına yönelik güçlü bir güvence niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklanan bir gazetecinin, hakkındaki soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması etrafında şekillenmektedir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen terör soruşturması kapsamında başvurucu 25 Ekim 2022 tarihinde gözaltına alınmış ve akabinde sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanmıştır. Savcılık, soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği gerekçesiyle başvurucunun avukatının dosya içeriğini incelemesi ve örnek almasının kısıtlanmasını talep etmiş, bu talep de hâkimlikçe soyut bir gerekçeyle kabul edilmiştir.
Başvurucu, soruşturma dosyasına uygulanan kısıtlama kararı nedeniyle hakkındaki suçlamaları ve aleyhindeki delilleri tam olarak öğrenemediğini, bu yüzden tutuklama kararına karşı etkili bir şekilde itiraz edemediğini ve savunma hakkının elinden alındığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, tutuklamanın hukuki olmaması ve makul süreyi aşması gibi şikayetlerle birlikte asıl olarak dosyaya erişimin engellenmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınmıştır. Bu maddenin sekizinci fıkrası uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Bu süreçte silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uyulması, adil bir hukuki denetim mekanizması için zorunludur.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre tutuklu yargılamalarda, kişinin bir suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin devam etmesi, tutukluluk hâlinin devamının hukuka uygunluğu için olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu bağlamda tutuklu kişiye, kendisine karşı yöneltilen suçlamalara neden olan unsurlara itiraz etme yönünde gerçek bir fırsatın sunulması gerekmektedir. Bu gereklilik, doğal olarak şüphelinin veya müdafiinin soruşturma dosyasındaki belgelere erişebilmesini ifade etmektedir. Her ne kadar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 153 uyarınca, müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilse de, bu yetki sınırsız değildir.
Üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, kamu menfaatini gözetmek, adli makamların başvurdukları yöntemleri güvence altına almak, şüphelilerin delilleri karartmasını önlemek veya devlet sırrı niteliğindeki bilgileri korumak meşru amaçlar arasında sayılabilir. Ancak, dosyaya erişim hakkına getirilecek kısıtlama, bu amaçlar ışığında kesinlikle gerekli ve ölçülü olmak zorundadır. Soruşturma makamlarınca söz konusu kısıtlamanın neden zorunlu olduğunun yeterli bir gerekçeyle somutlaştırılması şarttır. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasının savunmaya getirdiği her türlü zorluğun yargılama makamlarınca yeterince telafi edilmesi, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine riayet edilmesi elzemdir. Bu ilkelere uyulmadan verilen kısıtlama kararları kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını zedeleyecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını detaylı olarak incelediğinde, ilk olarak tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluk süresinin makul süreyi aşması, tutukluluk itirazlarının geç incelenmesi ve sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız olmadığı yönündeki şikâyetleri değerlendirmiştir. Somut olayda başvurucu hakkında elde edilen tanık beyanları, mali analiz raporları ve diğer tespitler ışığında, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu ve tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin dayanağı olduğu anlaşıldığından, bu iddialar açıkça dayanaktan yoksun bulunmuş veya başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez nitelikte görülmüştür.
Bununla birlikte, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması yönünden yapılan değerlendirmede ifade edilen ilkeler ışığında farklı bir sonuca ulaşılmıştır. Olayda, Cumhuriyet savcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkimliği tarafından, sadece kanundaki soyut "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" ibaresi kullanılarak dosyada kısıtlama kararı verilmiştir. Ne savcılığın kısıtlama talebinde ne de hâkimliğin vermiş olduğu kararda, başvurucunun dosyaya erişiminin soruşturmanın amacını tehlikeye düşürme ihtimalinin somut olayda nasıl gerçekleşeceğine dair herhangi bir açıklama yapılmamış veya fiili bir somutlaştırmaya gidilmemiştir.
Bu durum, başvurucunun tutuklanmasını haklı göstermek için ileri sürülen iddia ve delillere karşı etkili bir şekilde itiraz etme, sağlıklı bir savunma hazırlama ve tutukluluğun hukuka aykırılığını yargı merci önünde aktif biçimde tartışmaya açma imkânını tamamen ortadan kaldırmıştır. Geçerli ve somutlaştırılmış bir gerekçe olmaksızın dosyaya erişim olanağından yoksun bırakılan başvurucunun, yargılama sürecinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinden faydalandırılamadığı net bir biçimde anlaşılmıştır. Soruşturmanın amacının tehlikeye düşeceği somut olgularla desteklenmeden ve sadece matbu ifadelerle verilen kısıtlama kararı, demokratik bir toplumda zorunlu ve ölçülü bir tedbir olarak değerlendirilemez.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyasına erişimin geçerli bir gerekçe olmaksızın kısıtlanması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.