Karar Bülteni
AYM Ömer Faruk Eminağaoğlu BN. 2023/102741
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/102741 |
| Karar Tarihi | 28.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Siyasetçilerin eleştiriye tahammül yükümlülüğü daha geniştir.
- İfadeler kullanıldığı bağlamdan kopartılarak değerlendirilemez.
- Değer yargısı niteliğindeki siyasi eleştiriler cezalandırılamaz.
- Şok edici ve rahatsız edici sözler korunur.
Bu karar, sosyal medya üzerinden siyasetçilere yöneltilen sert eleştirilerin ve değer yargısı niteliğindeki söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında ne denli geniş bir korumadan yararlandığını hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, somut olayda bir siyasetçiye yönelik kullanılan "FETÖCU" şeklindeki ifadenin, o kişinin geçmişteki beyanları ve siyasi geçmişiyle bağlantılı bir değer yargısı olarak kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Karar, yerel mahkemelerin yalnızca ifadenin sözlük anlamına odaklanarak bağlamı ve arka planı göz ardı etmesinin ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geleceğini tescil etmektedir.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Özellikle siyasilerin veya kamuoyunca tanınan kişilerin, geçmiş eylem veya söylemlerine atfen yapılan abartılı, sarsıcı ve hatta kaba nitelikteki eleştirilere karşı sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha fazla hoşgörü göstermek zorunda oldukları ilkesi bu karar ile bir kez daha pekiştirilmiştir. Uygulamada, hakaret suçlamasıyla yürütülen ceza yargılamalarında derece mahkemelerine önemli bir mesaj verilmektedir: Mahkemeler, bir ifadenin hakaret olup olmadığını değerlendirirken söz konusu ifadenin kim tarafından, kime karşı ve hangi tartışma bağlamında dile getirildiğini detaylı biçimde incelemeli, siyasi ifade ve eleştirileri salt incitici oldukları gerekçesiyle cezalandırma yoluna gitmemelidir. Aksi takdirde, bu tür adli yaptırımlar demokratik toplum düzeninin vazgeçilmezi olan ifade özgürlüğü üzerinde ağır ve caydırıcı bir etki yaratacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlığın temeli, başvurucu Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşım nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılmasına dayanmaktadır. Başvurucu, Twitter isimli sosyal medya platformunda, kamuoyunda tanınan iki siyasetçiyi kastederek "Bu FETÖCUlar niye dışarda... Açıklayan var mı..." şeklinde bir paylaşımda bulunmuştur. Söz konusu paylaşımda adı geçen siyasiler, bu ifadelerle kendilerine haksız yere hakaret edildiğini belirterek başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
Soruşturma aşamasında şikâyetçilerden birinin şikâyetinden vazgeçmesi üzerine onun yönünden kamu davası düşürülmüş, ancak diğer siyasetçi yönünden yargılamaya devam edilmiştir. İlk derece mahkemesi, bir kişiye doğrudan terör örgütü üyesi demenin onu aşağılayıcı nitelikte olduğu ve şikâyetçinin bu yönde herhangi bir mahkûmiyet hükmünün bulunmadığı gerekçesiyle ifadenin eleştiri sınırlarını aştığına kanaat getirmiştir. Bunun sonucunda başvurucuya basit yargılama usulü neticesinde 1.740 TL adli para cezası verilmiştir. Başvurucu, bu kararın haksız olduğunu, paylaşılan ifadelerin siyasi bir eleştiri niteliği taşıdığını ve suç teşkil etmediğini savunarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu incelerken birtakım evrensel hukuk kurallarına ve anayasal ilkelere dayanmıştır. Başvurucunun cezalandırılmasına dayanak teşkil eden temel kural, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.125 metninde düzenlenen hakaret suçudur. Ancak bu yasal kural uygulanırken Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan şeref ve itibar hakkının korunması arasında son derece hassas ve adil bir denge kurulması zorunludur.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, demokratik bir toplumun ilerlemesi ve bireylerin gelişimi için ifade özgürlüğü yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu özgürlük yalnızca zararsız, makul veya hoşa giden fikirleri değil; devleti veya toplumun bir kesimini şok eden, inciten, rahatsız eden düşünce ve ifadeleri de koruma altına almaktadır. İfade özgürlüğünün sınırları belirlenirken ihtilaflı sözlerin kim tarafından söylendiği, hangi ortamda dile getirildiği ve kime yöneltildiği büyük önem taşımaktadır.
Hedef alınan kişinin siyasetçi veya kamuya mal olmuş bir kişi olması durumunda, bu kişilerin eylem ve söylemlerinin kamuoyu tarafından daha yakından takip edildiği kabul edilir. Bu nedenle siyasetçilerin, sıradan vatandaşlara kıyasla kendilerine yöneltilen sert eleştirilere çok daha geniş bir hoşgörü ve tahammül gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrıca, hukuki değerlendirme yapılırken sarf edilen sözlerin tek başına ve sadece sözlük anlamıyla değil, olayın bütünselliği içinde ve kullanıldıkları tartışma bağlamı dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir. Maddi bir olgunun ispatlanması veya kanıtlanması her zaman mümkünken, siyasi veya toplumsal tartışmalarda ileri sürülen "değer yargılarının" kanıtlanması beklenemez. Değer yargısı niteliğindeki sert eleştirilerin cezalandırılması, toplumdaki demokratik tartışma ortamı üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratarak ifade özgürlüğünün özüne zarar verecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle söz konusu ifadelerin hangi ortamda ve kimlere yönelik olarak kullanıldığını kapsamlı bir şekilde değerlendirmiştir. Başvurucunun sosyal medya üzerinden kullandığı "FETÖCU" nitelendirmesinin yöneltildiği kişinin Türkiye çapında tanınmış, tecrübeli bir siyasetçi olması, uyuşmazlığın çözümünde en kritik rolü oynamıştır. Mahkeme, siyasetçilerin geçmiş eylem ve açıklamalarının halkın ile seçmenlerin sıkı denetimi altında olduğunu ve bu kişilerin görevlerinin doğası gereği sert eleştirilere katlanma eşiklerinin sıradan insanlardan çok daha yüksek olması gerektiğini vurgulamıştır.
Olayın arka planında, şikâyetçi olan siyasetçinin 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde söz konusu örgüt ve lideri hakkında kamuoyuna ve basına yansıyan olumlu değerlendirmeler içeren beyanlarının bulunduğu görülmektedir. Başvurucunun, tam olarak bu geçmiş beyanlara ve söz konusu kişinin siyasi çizgisine atıfta bulunarak söz konusu ifadeleri kullandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kullanılan bu ifadenin ceza hukuku anlamında somut olgusal bir isnat (gerçek bir suçlama) olmaktan ziyade, ilgili siyasetçinin geçmişteki tutumlarına ve söylemlerine yönelik oldukça sert bir "değer yargısı" niteliği taşıdığını tespit etmiştir.
İlk derece mahkemesinin karar gerekçesinde ise ifadelerin söylendiği bu siyasi bağlam, hedef alınan kişinin siyasetçi kimliği ve geçmiş eylemleri hiç tartışılmamıştır. Derece mahkemesi, sadece şikâyetçinin terör örgütü üyeliğinden dolayı verilmiş kesinleşmiş bir adli sicil kaydı bulunmamasına dayanarak ifadenin otomatik olarak eleştiri sınırlarını aştığını ve doğrudan hakaret suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin bu dar yaklaşımının ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurmaktan bütünüyle uzak olduğunu belirlemiştir. Ayrıca, şikâyetçinin deneyimli bir siyasetçi olması hasebiyle kendisine yöneltilen bu tür iddialara derhal cevap verme ve kamuoyunu kendi lehine aydınlatma imkânına fazlasıyla sahip olduğu da yerel mahkemece göz ardı edilmiştir.
Derece mahkemesinin olayları kullanıldıkları bağlamdan kopartarak, siyasi bir tartışmayı ve değer yargısı içeren ifadeleri hakaret suçu kapsamında cezalandırması, toplumdaki benzer demokratik tartışmaları doğrudan engelleyecek tehlikeli ve caydırıcı bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle, ifade özgürlüğüne yönelik yapılan bu orantısız müdahalenin demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adli para cezası verilmesinin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmaması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.