Anasayfa Karar Bülteni AYM | Süleyman Güngen | BN. 2019/24942

Karar Bülteni

AYM Süleyman Güngen BN. 2019/24942

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2019/24942
Karar Tarihi 11.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Doğal olmayan ölümlerde etkili soruşturma yürütülmelidir.
  • Olaya karışan kamu görevlilerinin ifadeleri alınmalıdır.
  • Zıt ulaşılan hukuki sonuçlar soruşturma eksikliğidir.
  • Güç kullanımında mutlak zorunluluk şartı incelenmelidir.

Bu karar, terörle mücadele operasyonları, sokağa çıkma yasakları ve toplumsal olaylar gibi güvenlik riskinin son derece yüksek olduğu zorlu dönemlerde dahi meydana gelen şüpheli veya sivil ölümlerinde devletin usule ilişkin yükümlülüklerinin ortadan kalkmadığını, bilakis etkili soruşturma yürütme zorunluluğunun sınırlarını hukuken netleştirmektedir. Anayasa Mahkemesi, ölüm olayının gerçekleştiği şartların tam olarak aydınlatılabilmesi için sadece düzenlenen olay yeri tutanakları üzerinden kâğıt üzerinde bir değerlendirme yapılmasının kesinlikle yeterli olmadığını, olaya doğrudan müdahil olan kamu görevlilerinin beyanlarına başvurulmasının mutlak bir hukuki zorunluluk olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Meydana gelen ölümlerde kamu gücünün kullanımının zorunlu ve orantılı olup olmadığının, meşru müdafaa şartlarının oluşup oluşmadığının tespiti, ancak hiçbir şüpheye yer bırakmayacak derecede eksiksiz bir delil toplama süreciyle mümkündür.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, soruşturma makamları olan savcılıklar ile itiraz mercileri olan mahkemeler arasındaki temel gerekçe çelişkilerinin etkili soruşturma yükümlülüğünü doğrudan zedelediğini vurgulamaktadır. Cumhuriyet savcılıklarının ve sulh ceza hâkimliklerinin dosyadaki aynı tutanaklardan yola çıkarak birbirine tamamen zıt ve tutarsız sonuçlara ulaşması, soruşturmanın derinleştirilmesi gerektiğinin en somut ve temel göstergesi olarak kabul edilmiştir. Uygulamada, silahlı çatışma veya patlama gibi ölümle sonuçlanan karmaşık olaylarda olayın bir meşru müdafaa hâli mi yoksa şüphelilerin kendi eylemleri sonucu mu gerçekleştiği hususunun netleştirilmesinde şüpheye yer bırakmayacak ölçüde tarafsız, bağımsız ve kapsamlı bir soruşturmanın şart olduğu, aksi hâlde yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edileceği yargı mercilerine kesin bir şekilde hatırlatılmıştır. Devletin şeffaflık ilkesi gereği karanlıkta kalan hiçbir noktanın olmaması gerektiği teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, Şırnak ilinde 2015 ve 2016 yıllarında terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen geniş çaplı operasyonlar ile sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde oğlunun hayatını kaybetmesi üzerine, adli makamların verdiği takipsizlik kararlarına karşı bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun oğlu, güvenlik güçlerince tespit edilen bir tünelde meydana gelen patlama sonrasında iki kişiyle birlikte ölü olarak bulunmuştur. Başvurucu, akli dengesi yerinde olmayan oğlunun terör örgütüyle bağının bulunmadığını, güvenlik güçlerinin zorunlu olmayan ve orantısız güç kullanımı sonucunda öldürüldüğünü ve olayla ilgili yürütülen ceza soruşturmasının son derece eksik ve yüzeysel yapıldığını iddia etmektedir. Soruşturma sonucunda savcılık makamı, maktullerin operasyon esnasında öldürüldüğünü belirterek kolluğun kanunun verdiği yetkiyle meşru müdafaa kapsamında hareket ettiği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. İtiraz mercii olan sulh ceza hâkimliği ise ölümün doğrudan maktullerin kendi sebep oldukları patlama sonucunda gerçekleştiğini, olayda kolluğun dahli olmadığını belirterek itirazı reddetmiştir. Başvurucu, olayın aydınlatılması için yeterli delil toplanmadığı ve merciler arasında çelişkili kararlar verildiği gerekçesiyle yaşam hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesinden ihlal tespiti, yeniden soruşturma yapılması ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında en temel insan hakkı olarak güvence altına alınan yaşama, maddi ve manevi varlığı koruma hakkını temel değerlendirme ölçütü olarak almıştır. Bu madde uyarınca devletin, egemenlik ve yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını koruma ve kamu görevlileri eliyle hukuka aykırı ölümleri engelleme şeklindeki maddi boyut yükümlülüğünün yanında, meydana gelen doğal olmayan veya şüpheli ölüm olaylarını etkili, bağımsız ve şeffaf bir şekilde soruşturma yükümlülüğü (usul boyutu) bulunmaktadır.

Etkili soruşturma yükümlülüğü çerçevesinde, kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleştiği iddia edilen veya operasyonlar sırasında yaşanan ölümlere ilişkin soruşturmaların, olaya doğrudan karışmış olabilecek kişi veya kurumlardan tamamen bağımsız, resen, derhâl ve makul bir özenle yürütülmesi şarttır. Soruşturma makamları, ölüm olayının ardındaki maddi gerçeği aydınlatabilecek ve olası sorumluların belirlenmesini sağlayacak tüm delilleri eksiksiz bir şekilde toplamalıdır. Olay yerindeki balistik, kimyasal ve fiziksel kanıtların toplanmasının yanı sıra, olaya bizzat karışan veya operasyonda görev alarak tanıklık eden kamu görevlilerinin ifadelerinin sıcağı sıcağına alınması, adaletin tecellisi için elzem bir gerekliliktir.

Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihat prensiplerine göre, yürütülen soruşturma neticesinde alınan kararlar, elde edilen tüm bulguların tarafsız, nesnel ve kapsamlı bir analizine dayanmak zorundadır. Özellikle kamu görevlilerinin güç kullanımı söz konusuysa, verilecek kararın yaşam hakkına yönelik bu müdahalenin Anayasa m. 17 kapsamında aranan zorunlu bir durumdan kaynaklanan ve ölçülü olan bir müdahale olup olmadığına dair derinlemesine ve net bir hukuki değerlendirme içermesi zorunludur. Adli makamların, olayın oluş şekliyle ilgili olarak aynı delillerden birbirine zıt ve çelişkili hukuki sonuçlar çıkarması ile olayın merkezindeki kilit konumdaki kolluk görevlilerinin ifadelerine başvurulmaması, yürütülen soruşturmanın etkililiğine ve derinliğine gölge düşüren telafisi güç hukuki eksiklikler olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun oğlunun ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin yürütülen savcılık soruşturması dosyasını detaylı bir şekilde incelemiş ve soruşturma sürecinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını fiilen engelleyen çok ciddi usuli eksiklikler bulunduğunu tespit etmiştir. Olayın meydana geldiği tünelde yaşanan patlama sırasında bölgede çevre güvenliği alan, operasyonu yürüten ve enkaz altındaki cesetlere ilk olarak ulaşan güvenlik güçlerinin Terörle Mücadele (TEM) ve Olay Yeri İnceleme ekipleri olduğu tutanaklarla sabittir. Adli tıp incelemeleri, svap örnekleri ve parmak izi analizleri yapılmış olmasına rağmen soruşturma sürecinde, patlamanın meydana geldiği o kritik sırada olay yerinde bulunan ve müdahalede bulunan güvenlik görevlilerinin bilgisine hiçbir aşamada başvurulmamıştır.

Savcılık makamı, yürüttüğü soruşturma neticesinde maktullerin operasyon esnasında güvenlik güçleri tarafından girilen çatışmada meşru müdafaa kapsamında öldürüldüğünü kabul etmiş ve kolluğun kanun hükmünü yerine getirdiği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Buna karşılık itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliği, dosyada yer alan aynı olay yeri tutanaklarına dayanarak ölümün güvenlik güçlerinin silahlı müdahalesiyle değil, maktullerin kendi sebep oldukları bir patlayıcının infilak etmesi sonucunda gerçekleştiği kanaatine varmış ve ölüm olayında güvenlik güçlerinin herhangi bir dahli olmadığını savunmuştur. Anayasa Mahkemesi, aynı deliller ve tutanaklar üzerinden yargı makamlarınca birbiriyle tamamen zıt iki farklı hukuki sonuca ulaşılmasının, soruşturmadaki derinlik ve ciddiyet eksikliğini apaçık gösterdiğini vurgulamıştır.

Meydana gelen patlamalara neden olan malzemenin kim tarafından yerleştirildiği, tünelin güvenlik güçlerince imhası sırasında patlayıcı kullanılıp kullanılmadığı ve şayet güç kullanıldıysa bu güç kullanımının mutlak zorunlu ile orantılı olup olmadığı hususları karanlıkta bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayın nasıl geliştiğini netleştirebilecek, şüpheleri giderecek en hayati delil olan ve olay anında orada bulunan görevli polislerin ifadelerinin alınmamasını, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ağır ve kabul edilemez bir ihlali olarak değerlendirmiştir. Başvurucunun yaşam hakkının maddi boyutunun (öldürmeme yükümlülüğünün) ihlal edilip edilmediği hususu ise, ölüm olayının gerçekleşme şartlarının söz konusu eksiklikler sebebiyle henüz yeterince aydınlatılmamış olması nedeniyle bu aşamada esastan değerlendirilememiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasına ve manevi tazminat ödenmesine karar verip bireysel başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: