Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2021/8065 E. 2022/4352 K.
Danıştay 2. Daire | 2021/8065 E. | 2022/4352 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire |
| Esas No | 2021/8065 |
| Karar No | 2022/4352 |
| Karar Tarihi | 20.09.2022 |
| Dava Türü | İptal |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Disiplin yaptırımlarında ölçülülük ve orantılılık gözetilmelidir.
- Özel disiplin tüzüğü genel kanun hükümlerinden önce uygulanır.
- Memuriyet vakarına yakışmayan haysiyet kırıcı fiiller cezasız bırakılamaz.
- Aynı fiil için emniyet tüzüğünde karşılık varsa öncelikle o uygulanır.
Bu karar, kamu personeli disiplin hukukunda genel kanun ile özel düzenlemeler arasındaki hiyerarşik uygulama önceliğini netleştirmesi bakımından büyük bir hukuki anlama sahiptir. Danıştay, idarenin disiplin cezası verirken salt eylemin ağırlığına odaklanarak doğrudan genel nitelikli devlet memurları kanununa başvurmasını hukuka aykırı bulmuştur. Bir meslek grubuna, somut olayda emniyet teşkilatına özgü özel bir disiplin tüzüğü bulunuyorsa ve işlenen fiilin bu tüzükte açık bir yaptırımı öngörülmüşse, idarenin yetkisini öncelikle bu özel düzenleme çerçevesinde kullanması gerektiği kesin bir dille hüküm altına alınmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece kritiktir. Karar, idari kurulların ceza tayin ederken "ölçülülük, elverişlilik ve orantılılık" gibi evrensel idare hukuku prensiplerine mutlak surette uyması gerektiğini hatırlatmaktadır. Suç teşkil eden ve memuriyet onuruyla bağdaşmayan eylemler cezasız bırakılmayacak olsa da, idarenin "en ağır cezayı verme" refleksiyle hareket ederek özel mevzuatı atlaması yargıdan dönecektir. Disiplin amirleri ve kurulları, fiil ile yaptırım eşleştirmesinde öncelikle kurumun kendi özel disiplin mevzuatını esas almak zorundadır. Bu içtihat, idari işlemlerde keyfiliği önleyerek memur güvencesini ve hukuki belirlilik ilkesini pekiştiren çok güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacı polis amiri, aynı şubede çalıştığı kadın bir polis memuruna yönelik olarak telefon ve mesajlaşma programları üzerinden sürekli şekilde duygusal ve cinsel içerikli mesajlar göndermiştir. Kadın memurun karşılık vermemesine rağmen eylemlerini sürdüren ve hiyerarşik konumunu kullanarak sözlü tacizde bulunan davacı, kadın memurun şikayeti üzerine idari soruşturma geçirmiştir.
Yürütülen soruşturma sonucunda İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, davacının eylemlerini yüz kızartıcı hareket olarak nitelendirerek kendisini doğrudan devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırmıştır. Davacı, verilen bu en ağır disiplin cezasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu öne sürerek cezanın iptali ve görevine dönebilmesi talebiyle İçişleri Bakanlığına karşı iptal davası açmıştır. Uyuşmazlık, meslektaşına tacizde bulunan amire uygulanan meslekten çıkarma cezasının, ilgili kanun ve tüzükler bağlamında hukuka ve ölçülülük ilkelerine uygun olup olmadığı noktasında düğümlenmektedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay, uyuşmazlığı değerlendirirken idare hukukunun ceza tayinindeki evrensel prensiplerini ve disiplin mevzuatının temel ilkelerini ayrıntılı olarak ele almıştır. Kararın temelini oluşturan en önemli hukuki dayanak, idarenin işlemi tesis ederken uyguladığı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125/E-g bendidir. Bu kanun maddesi, "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiilini, en ağır yaptırım olan devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren haller arasında düzenlemektedir.
Bununla birlikte mahkeme, disiplin hukukunda genel ve özel kanun çatışması prensibine değinerek, davanın asıl kilit noktasını oluşturan mülga Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine atıf yapmıştır. Hukukun genel kaidelerinden olan "özel hüküm önceliği" gereği, bir kamu kurumunun kendine has bir disiplin tüzüğü varsa ve eylemin karşılığı burada ayrıca tanımlanmışsa, öncelikle o özel kural uygulanmak zorundadır.
Ayrıca kararda idari yaptırımların temelini oluşturan evrensel hukuk normları detaylandırılmıştır. Bu kapsamda, öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç için uygun olmasını ifade eden "elverişlilik ilkesi"; yaptırımın amaç bakımından kaçınılmaz olmasını belirten "zorunluluk ilkesi" ve öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasındaki adil dengeyi kuran "orantılılık ilkesi" kararın hukuki iskeletini oluşturmuştur. İdare, kamu görevlisi hakkında ceza takdir ederken suç ile ceza arasındaki bu hassas dengeyi gözetmek, evrensel ölçülülük alt ilkelerini mutlaka değerlendirmek mecburiyetindedir. Memurun vakarına uymayan davranışların cezasız kalmaması ne kadar hukuki bir zorunluluksa, cezanın dayanağının doğru normdan seçilmesi de o kadar elzem bir kuraldır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 2. Dairesi, dosyadaki belgeleri, idari soruşturma raporlarını ve adli yargı kararlarını somut olay bağlamında titizlikle irdelemiştir. Dosya kapsamındaki delillerden, davacının aynı şubede çalıştığı müşteki polis memuruna iletişim programları üzerinden defalarca cinsel ve duygusal içerikli mesajlar attığı, olumsuz cevap almasına rağmen taciz boyutuna varan eylemlerinde ısrarcı olduğu kesin olarak tespit edilmiştir. Davacının, hiyerarşik nüfuzunu ve aynı ortamda çalışmanın getirdiği kolaylığı kötüye kullanarak mağdur üzerinde ciddi bir psikolojik baskı ve cinsel endişe yarattığı, bu yönüyle memuriyet vakarıyla asla bağdaşmayan bir tutum içine girdiği açıktır. Nitekim davacı, bu fiilleri sebebiyle Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmış, "cinsel taciz" suçundan 15 ay 18 gün hapis cezası almış ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Mahkeme, davacının memuriyet sıfatına, vakarına ve bulunduğu görevin hassasiyetine yakışmayan bu tür fiillerinin kesinlikle cezasız bırakılamayacağı tespitini net bir şekilde yapmıştır. Ancak somut olayda uygulanan cezanın hukuki nitelendirmesinde idarenin açık bir hatası saptanmıştır. İdare, eylemi doğrudan genel kanun olan 657 sayılı Kanun kapsamında yüz kızartıcı suç olarak değerlendirip devlet memurluğundan çıkarma cezası vermiştir. Oysa eylemin gerçekleştiği ve işlemin tesis edildiği tarihte, polis memurlarına uygulanacak kuralları düzenleyen özel nitelikli Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü yürürlüktedir ve davacının üzerine atılı fiilin (ırza tasaddi/cinsel taciz) bu özel tüzükte karşılığı olan bir disiplin cezası bulunmaktadır.
Evrensel idare hukuku prensipleri ve ölçülülük ilkesi gereğince, davacının sabit olan eylemine uygun olarak öncelikle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nde öngörülen spesifik ve ölçülü ceza ile cezalandırılması hukuki bir zorunluluktur. Doğrudan genel kanun hükümlerinin en ağır yaptırımının uygulanması şeklindeki idari işlem bu yönüyle sakat bulunmuştur. Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, davacının fiiline karşılık öncelikle özel nitelikli disiplin tüzüğü hükümlerinin uygulanması gerektiği ve genel kanun ile doğrudan devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesinin hukuka aykırı olduğu yönünde karar vererek davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararını bozmuştur.