Anasayfa Karar Bülteni AYM | Birkan Özgür Otur ve Songül Otur | BN....

Karar Bülteni

AYM Birkan Özgür Otur ve Songül Otur BN. 2021/33543

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/33543
Karar Tarihi 04.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Devletin yaşamı koruma yükümlülüğü mutlak nitelikte değildir.
  • Öngörülemez terör eylemlerinde idarenin hizmet kusuru aranamaz.
  • Sosyal risk ilkesiyle tazminat mağduriyeti kısmen giderir.
  • Kamu makamlarından her potansiyel tehdidi önlemesi beklenemez.

Bu karar, devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif koruma yükümlülüğünün sınırlarını ve terör eylemlerine karşı idarenin sorumluluğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının somut, yakın ve bilinen bir tehlike olmaksızın, öngörülemez nitelikteki devasa terör saldırılarını önleme konusunda mutlak bir başarı garantisi sunamayacağına hükmetmiştir. Olayın meydana geliş şekli, idarenin aldığı olağan güvenlik önlemleri ve acil müdahale süreçleri dikkate alındığında, idarenin ağır ihmalinden ve dolayısıyla devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğinden söz edilemeyeceği vurgulanmıştır.

Uygulamada ve benzer davalarda bu karar, idarenin öngörülemez terör olaylarındaki sorumluluğunun hizmet kusuru temelinde değil, sosyal risk ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği yönündeki idari yargı pratiğini anayasal düzeyde teyit etmektedir. Kamu makamlarının makul güvenlik tedbirlerini almasına rağmen engellenemeyen terör saldırılarında, ortaya çıkan zararların kusursuz sorumluluk ve sosyal risk ilkelerine göre tazmin edilmesi, sistemin mağdurlar lehine etkili bir başvuru mekanizması olarak işlediğini göstermektedir. Emsal teşkil eden bu yaklaşım, devletin insan ve kaynak kapasitesini aşan mutlak güvenlik beklentileri yaratmak yerine, terör mağdurlarının zararlarının hakkaniyet çerçevesinde giderilmesine odaklanılmasına olanak tanıyacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde meydana gelen ve kamuoyunda büyük acılara sebep olan canlı bomba terör saldırısında hayatını kaybeden bir vatandaşın eşi ve çocuğu tarafından idareye karşı açılan tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucular, idarenin yaklaşan bir terör saldırısı tehlikesine karşı gerekli istihbarata sahip olmasına rağmen toplanma alanında yeterli güvenlik tedbirlerini almadığını ve hizmet kusuru bulunduğunu iddia ederek İçişleri Bakanlığı ile Ankara Valiliğine karşı manevi tazminat davası açmıştır.

İdari yargı mercileri, idarenin olayda hizmet kusuru bulunmadığını tespit etmiş ancak terör eylemlerinden doğan zararların topluma paylaştırılması amacını taşıyan sosyal risk ilkesi gereğince başvurucular lehine belirli bir miktar manevi tazminata hükmetmiştir. Başvurucular, idarenin ağır ihmali olduğu iddiasının mahkemelerce yeterince araştırılmadığı, kusur tespitinin yapılmadığı ve hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu gerekçeleriyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamındaki devletin pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. Devlet, yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri ile üçüncü kişilerin eylemlerinden, hatta terör eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korumakla yükümlüdür. Bu koruma ödevi, potansiyel tehlikelere karşı caydırıcı yasal ve idari çerçevenin oluşturulmasını, riskin makul ölçüler çerçevesinde önlenmesi adına genel güvenlik tedbirlerinin alınmasını gerektirir.

Ancak yerleşik anayasal içtihat prensipleri uyarınca, bu pozitif koruma yükümlülüğü mutlak değildir. Devletten, insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kamu kaynaklarının sınırlılığı göz önüne alındığında, her türlü potansiyel tehdidi veya terör saldırısını önlemesi beklenemez. Bir ihlalin varlığından söz edilebilmesi için kamu makamlarının kişilerin yaşamına yönelik belirli, somut, gerçek ve yakın bir tehdit bulunduğunu bilmeleri veya bilmeleri gerektiği hâlde, bu riski bertaraf edecek ve makul ölçülerde beklenebilecek önleyici tedbirleri almamış olmaları şarttır.

Yaşam hakkının usul boyutu ise, bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını veya zararların tazmin edilmesini sağlayacak etkili bir yargısal sistemin kurulmasını emreder. Meydana gelen ölümlü olaylarda, idarenin kusurunun tespit edilmesi ve zararların tazmini için açılan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındaki davalarda, yargı mercilerinin makul bir özenle inceleme yapması zorunludur. Ancak bu usul yükümlülüğü, her davada idarenin kusurlu olduğu yönünde bir sonuca varılmasını garanti etmez. İdari yargıda uygulanan sosyal risk ilkesi, idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmasa dahi, terör olayları nedeniyle uğranılan zararların kamu külfetleri karşısında eşitlik prensibi gereği tüm topluma paylaştırılarak idarece giderilmesini amaçlayan meşru bir yoldur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini incelerken öncelikle 10 Ekim 2015 tarihindeki gösteri öncesinde kamu makamlarının aldığı güvenlik önlemlerini ve sahip oldukları istihbarat bilgilerini detaylı biçimde değerlendirmiştir. Mahkeme, olay öncesinde terör örgütlerinin büyük eylemler yapabileceğine dair ülke genelinde istihbarat bilgileri bulunmasına rağmen, doğrudan Ankara Tren Garı'ndaki bu spesifik mitinge yönelik somut, belirli ve yakın bir canlı bomba saldırısı tehdidinin yetkililer tarafından bilindiğine dair açık bir bilgi saptayamamıştır.

İdari ön inceleme raporları ve olay tutanakları dikkate alındığında, emniyet birimlerinin gösteri alanı ve çevresinde iki binden fazla personel görevlendirdiği, bomba arama dedektör köpekleriyle önleyici kontroller yaptığı ve alanın bariyerlerle çevrelendiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla, yetkililerin makul olarak beklenebilecek önleyici güvenlik tedbirlerini aldıkları görülmüştür. Ayrıca patlama sonrasında acil sağlık hizmetlerinin çok kısa bir sürede koordine olduğu, ambulansların sevk edildiği ve 65 dakika gibi bir sürede tüm yaralıların sağlık kurumlarına nakledildiği belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu veriler ışığında devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getirme konusunda üzerine düşen sorumluluğu ihmal etmediği kanaatine varmıştır.

Usul boyutuna ilişkin incelemede ise derece mahkemelerinin, olayın meydana geliş şeklini, idarenin aldığı tedbirleri ve müfettiş raporlarını nesnel bir şekilde değerlendirip idarenin kusurunu araştırdığı görülmüştür. İdari yargı makamları, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığına ancak terör eyleminin niteliği gereği oluşan zararın sosyal risk ilkesi çerçevesinde giderilmesi gerektiğine hükmederek başvurucular lehine manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Yargı mercilerinin davanın tüm unsurlarını titizlikle incelemesi ve mağduriyeti karşılayacak uygun bir tazminata hükmetmesi, etkili bir yargısal mekanizmanın sağlandığını göstermektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, idarenin terör saldırısını önleme veya zararı giderme konusundaki eylem ve işlemlerinde anayasal güvencelere aykırılık bulunmadığına kanaat getirerek başvurucuların yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: