Anasayfa Karar Bülteni AYM | Celal Övet | BN. 2023/66070

Karar Bülteni

AYM Celal Övet BN. 2023/66070

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2023/66070
Karar Tarihi 04.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kanuni düzenlemeyle dava hakkının engellenmesi ihlaldir.
  • Alacağın tahsili mekanizmasının ortadan kaldırılması ölçüsüzdür.
  • Mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru esastır.
  • Makul süre şikayetlerinde komisyona başvurulmalıdır.

Bu karar, devam eden bir yargılama sırasında yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenlemenin, bireylerin derdest davalarını anlamsız kılacak şekilde geçmişe yürümesinin ve yargısal yolları kapatmasının mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkını zedelediğini hukuken tescil etmektedir. Başvurucunun, şirkete yatırdığı paranın iadesi için başlattığı hukuki sürecin, sonradan çıkarılan yasa değişikliği gerekçe gösterilerek usulden reddedilmesi, hakkın özüne açık bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun uyuşmazlığın tarafı olan belirli şirketleri korumak amacıyla hukuki yolları fiilen işlevsiz hale getirmesini hak arama hürriyetine ve mülkiyet hakkına aykırı bulmuştur.

Benzer nitelikte binlerce mağdurun bulunduğu ve kamuoyunda holdingzedeler davası olarak da bilinen süreçlerde bu karar kritik bir emsal değeri taşımaktadır. Yargılama esnasında yürürlüğe giren ve vatandaşın alacağına kavuşmasını engelleyen yasa değişiklikleri karşısında, mağdurların Anayasa Mahkemesi nezdinde haklı bulunarak yeniden yargılama talep edebilmesinin önü tamamen açılmıştır. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin bu tür uyuşmazlıklarda Anayasa Mahkemesi kararlarını gözeterek, mülkiyet hakkının korunmasına ve etkili başvuru hakkının fiilen kullandırılmasına daha fazla özen göstermesi gerektiğinin altını çizmesidir. Bu sayede, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin, yasal düzenlemelerle dahi olsa geriye dönük olarak keyfî biçimde zedelenemeyeceği bir kez daha pekiştirilmiş, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerin altı çizilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, B. Holding isimli şirkete yüksek getiri vaadi ve talep edildiğinde derhal iade edileceği garantisi ile bir miktar para yatırmıştır. Ancak şirket, hukuka aykırı usulsüz işlemler yaparak başvurucuyu kendi rızası dışında şirket ortağı olarak göstermiş ve yatırdığı parayı iade etmemiştir. Bunun üzerine başvurucu, aslında şirket ortağı olmadığının mahkemece tespit edilmesi ve yatırdığı paranın şimdilik 10.000 TL'lik kısmının dava tarihinden itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte kendisine geri ödenmesi talebiyle Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmıştır. Dava süreci devam ederken, Meclis tarafından yeni bir kanun çıkarılmış ve bu tür paraları yatıran kişilerin doğrudan şirket ortağı sayılacağı, yatırdıkları paraları geri isteyemeyecekleri yönünde düzenleme yapılmıştır. Yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi de bu yeni kanuni düzenlemeye dayanarak başvurucunun davasını usulden reddetmiş ve paranın iadesi için gerekli yargısal yolu tamamen kapatmıştır. Başvurucu da alacağına kavuşmasını imkânsız hale getiren ve davasının görülmesini engelleyen bu durumun anayasal haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle devletin mülkiyet hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerine ve etkili başvuru hakkına ilişkin temel prensipleri ortaya koymuştur. Etkili başvuru hakkı, kişinin ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli yargısal yollara başvurabilme imkânını ifade eder. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda dahi yargı kararlarının uygulanması ve kişilerin alacaklarına kavuşması için etkili bir icra ve dava sistemi kurma sorumluluğu devletin anayasal bir görevidir.

Davanın reddine gerekçe gösterilen ve 7194 sayılı Kanun ile 3332 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. madde, belirli şartları taşıyan şirketlere yapılan ödemelerin, hiçbir kaydileştirme şartına tabi olmaksızın doğrudan pay karşılığı yapılmış sayılacağını ve ortaklık ilişkisinin kurulmuş kabul edileceğini düzenlemektedir. İlgili kanun, bu ilişkilere dayanarak sebepsiz zenginleşme, haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık nedenleriyle açılan her türlü alacak ve tazminat davasında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmasını yasal bir zorunluluk haline getirmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlıkta 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 379 (anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edememesi) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 480 (hissedarların sermaye olarak verdiklerini geri isteyememesi) hükümlerini uygulayarak, yasa gereği ortak sayılan başvurucunun hisselerini iade edip parasını talep edemeyeceği sonucuna varmıştır. Buna bağlı olarak da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114 ve m. 115 gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Ancak, bu tür bir engellemenin hukuki niteliği, Anayasanın mülkiyet ve etkili başvuru hakları ışığında yeniden ele alınmayı gerektirmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun B. Holding'e yatırdığı paranın Anayasa bağlamında "mülk" teşkil ettiği hususunda herhangi bir tartışma olmadığını tespit etmiştir. Başvurucu, mülkiyet hakkı kapsamında alacağını tahsil edebilmek amacıyla elverişli yasal yollara başvurmuş ve davasını usulüne uygun şekilde açmıştır. Nitekim benzer nitelikteki pek çok davanın, söz konusu kanun değişikliği öncesinde bağımsız mahkemelerce kabul edildiği ve yatırımcı davacılar lehine sonuçlandığı, dolayısıyla iddiaların incelenmesine olanak sağlayan fiilî bir yargı yolunun başlangıçta mevcut olduğu dikkate alınmıştır.

Ancak, başvurucunun açtığı davanın görülmesi aşamasında yürürlüğe giren 7194 sayılı Kanun, taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasına doğrudan müdahale etmiş ve başvurucunun iradesi dışında onu şirket ortağı olarak kabul etmiştir. Bu düzenleme ile mahkemelerin uyuşmazlığın esasına girerek başvurucunun gerçekte şirket ortağı olup olmadığını tespit etmesi ve buna göre alacak talebini değerlendirmesi fiilen yasaklanmıştır. Anayasa Mahkemesi, daha önce verdiği norm denetimi kararında (E.2020/11, K.2023/98) bu kuralın şirketler ile tasarruf sahipleri arasındaki menfaat dengesini şirketler lehine bozduğunu ve tasarruf sahiplerinin dava açma yetkilerini ellerinden aldığı için Anayasa'ya aykırı olduğunu bularak iptal ettiğini hatırlatmıştır.

Somut olayda, hukuk sisteminin başlangıçta başvurucunun iddialarını incelemeye elverişli mekanizmalara yer verdiğini, ancak sonradan çıkarılan kanun ile bu mekanizmaların ortadan kaldırıldığı vurgulanmıştır. Yürürlüğe giren kanun, başvurucunun şirket ortağı olmadığının tespiti amacıyla başvurabileceği hiçbir hukuk yolu bırakmamıştır. Davada ileri sürülen temel dayanakların sonradan çıkarılan bir kanuni düzenleme ile ortadan kaldırılması, başvurucuyu iddialarını ileri sürebileceği bir hukuk yolundan tamamen mahrum bırakmıştır. Dolayısıyla, alacaklı olduğunu iddia eden başvurucunun hakkını aramasını sağlayacak etkili başvuru yolu, yasal bir engelle orantısız biçimde kesilmiş ve Anayasal güvenceler ihlal edilmiştir.

Ayrıca başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası da incelenmiş olup, bu şikayet bakımından yeni kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılmasının ikincillik ilkesi ile bağdaşmayacağı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: