Karar Bülteni
AYM 2020/16486 BN.
Anayasa Mahkemesi | Celil Keskin | 2020/16486 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/16486 |
| Karar Tarihi | 04.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Banka hesabındaki tedbirin uzun sürmesi ölçüsüzdür.
- Uzun süreli hesap blokesi mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Bireye şahsi olarak aşırı külfet yüklenemez.
Bu karar, idari ve yasal süreçler kapsamında bireylerin banka hesapları üzerine konulan geçici hukuki koruma tedbirlerinin süre yönünden sınırlarını ve mülkiyet hakkı karşısındaki ölçülülüğünü ortaya koyması bakımından büyük bir öneme sahiptir. Hukuken geçici bir önlem olarak öngörülen hesap blokesi gibi tedbirlerin, makul süreyi aşarak yıllarca devam etmesi durumunda artık geçici bir koruma aracı olmaktan çıkıp doğrudan doğruya mülkiyet hakkına yönelik orantısız ve ölçüsüz bir müdahaleye dönüştüğü bu kararla bir kez daha vurgulanmaktadır. Bir tedbirin uzun süre boyunca kaldırılmaması, kişinin mal varlığına erişimini tamamen dondurarak mülkiyetten barışçıl bir biçimde yararlanma hakkını temelden sarsmaktadır.
Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bakıldığında bu karar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) veya diğer kamu makamları tarafından uygulanan bloke, haciz ve ihtiyati tedbir işlemlerinde idareye makul sürelere uyma zorunluluğunu güçlü bir şekilde hatırlatmaktadır. Benzer davalarda mülkiyet hakkının özüne dokunan bu tür uzun süreli idari tedbirlerin anayasa ihlali sayılacağı tescillenmiştir. Böylelikle, kamu idarelerinin ve mahkemelerin tedbir kararlarını alırken ve uygularken geçicilik niteliğini korumaları, kişinin üzerine şahsi olarak taşıyamayacağı düzeyde aşırı ve orantısız bir külfet yüklemekten kaçınmaları gerektiği yerleşik bir anayasal içtihat olarak pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, başvurucu Celil Keskin'in Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmesine karar verilen bir bankada yer alan katılım fonu hesabına bloke konulması ve bu blokenin yıllarca devam etmesi üzerine ortaya çıkmıştır. Başvurucu, bankada bulunan ve tamamen kendi birikimi olan parasına erişemediğini, TMSF tarafından 6 Aralık 2016 tarihinde konulan blokenin hiçbir somut hukuki gerekçeyle kısa sürede kaldırılmadığını belirtmiştir. İdare tarafından uygulanan bu kısıtlamanın beş yılı aşkın bir süre boyunca kesintisiz olarak devam etmesi, başvurucuyu kendi maddi imkânlarını kullanmaktan alıkoymuş ve onu ekonomik olarak zor durumda bırakmıştır. Başvurucu, bu olağanüstü uzun süreli dondurma işlemi sebebiyle en temel haklarından olan mülkiyet hakkının zedelendiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, haksız uygulamanın tespiti ile birlikte yaşadığı mağduriyet sebebiyle uğradığı manevi zararların giderilmesi amacıyla tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkı ekseninde değerlendirmiştir. Mülkiyet hakkı, kişilere sahip oldukları mal varlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma, bunları kullanma ve bunlardan yararlanma imkânı veren temel bir anayasal güvencedir. Kamu gücünü kullanan idarelerin veya mahkemelerin, bu hakka müdahale teşkil edecek nitelikteki işlemleri (ihtiyati tedbir, hesap blokesi, haciz vb.) belli yasal şartlara, amaca elverişliliğe ve ölçülülük ilkesine kesinlikle uygun olmalıdır.
Yerleşik anayasa yargısı içtihatlarına göre, hukuki bir sürece veya incelemeye bağlı olarak kişilerin mal varlıkları üzerine konulan tedbirlerin "geçici" nitelikte olması esastır. Geçici hukuki koruma önlemleri, nihai bir müsadere veya el koyma işlemi gibi uygulanamaz ve ucu açık şekilde sürdürülemez. Anayasa Mahkemesinin daha önce de Ayşe Sabahat Gencer kararında belirlediği temel emsal ilkelere göre, banka hesapları veya mal varlıkları üzerine konulan blokenin makul sayılamayacak derecede uzun bir süre boyunca devam ettirilmesi, tedbirin asıl koruma amacını aşarak doğrudan bir cezalandırma veya mülkten belirsiz süreliğine yoksun bırakma aracına dönüşmesine neden olmaktadır.
Bu tür uzun süreli kısıtlamalar, işlemin doğasından beklenen kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengeyi bozmaktadır. Bireye, kamu külfeti karşısında telafi edilemeyecek düzeyde şahsi ve aşırı bir yük yüklenmesi hukuken kabul edilemez. Dolayısıyla, geçici bir koruma mekanizmasının yıllara sari bir şekilde devam ettirilmesi, anayasal teminat altında bulunan mülkiyet hakkının açık bir şekilde ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvuru dosyasını incelediğinde somut uyuşmazlığın özünün doğrudan doğruya mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme öncelikle, adli yardım talebi ile Anayasa Mahkemesine başvuran ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun bu talebini kabul etmiş, ardından mülkiyet hakkına idare tarafından yapılan müdahalenin ölçülülüğünü mercek altına almıştır.
Dosya kapsamındaki belgelere ve resmi verilere göre, başvurucunun Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bankadaki katılım fonu hesabı üzerine TMSF tarafından 6 Aralık 2016 tarihinde bir bloke (tedbir) işlemi uygulanmıştır. Bu tedbir işleminin ancak 10 Ekim 2022 tarihinde kaldırılabildiği, dolayısıyla banka hesabı üzerindeki kısıtlamanın beş yılı aşkın kesintisiz bir süre boyunca devam ettiği açıkça anlaşılmıştır. Yüksek Mahkeme, emsal nitelikteki Ayşe Sabahat Gencer kararında vurgulanan temel ilkeleri somut olaya aynen uygulamış; geçici bir hukuki koruma tedbiri olması gereken hesap blokesinin, bu denli uzun bir süre yürürlükte tutulmasının geçicilik vasfını yitirdiğine kanaat getirmiştir.
Beş yıldan fazla süren bu ağır uygulama nedeniyle başvurucunun, en temel geçim veya tasarruf aracı olabilecek banka hesabındaki mevduatına erişememesi, günlük hayatını idame ettirme veya finansal durumunu yönetme anlamında son derece ciddi bir dezavantaj yaratmıştır. Mahkeme, idarenin uyguladığı bu uzun süreli tedbirin, başvurucu üzerinde şahsi olarak katlanılması mümkün olmayan, orantısız ve aşırı bir külfet oluşturduğunu, dolayısıyla mülkiyet hakkının korunmasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine açıkça bozulduğunu saptamıştır. Eski hâle getirme kuralı ve ihlalin uzun yıllara yayılan niteliği gereği, uğranılan mağduriyetin telafi edilmesi gerektiği kanaatine varılarak manevi tazminata hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, uzun süreli hesap blokesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.