Karar Bülteni
AİHM 95/24 BN.
AİHM | KOFFI - BULGARİSTAN | 95/24 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm |
| Başvuru No | 95/24 |
| Karar Tarihi | 17.02.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Devletin şiddeti önleme pozitif yükümlülüğü sınırlarına tabidir.
- Irkçı saik iddiaları derhal ve etkili soruşturulmalıdır.
- Etkili soruşturma yükümlülüğü sonuç değil araç yükümlülüğüdür.
- Nefret suçlarında devletin aydınlatma sorumluluğu daha ağırdır.
Bu karar hukuken, devletin yetki alanı içerisindeki bireyleri üçüncü kişilerin şiddet eylemlerinden koruma yükümlülüğünün sınırlarını ve nefret suçlarına yönelik soruşturma standartlarını net bir şekilde çizmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkeme, kitlesel ve yüksek riskli spor etkinliklerinde idarenin makul bir operasyonel güvenlik planı yapmış olmasını, öngörülemeyen ani holigan saldırılarından doğan kusursuz sorumluluğu bertaraf etmek için yeterli görmüştür. Ancak bu durum, olay sonrasında yürütülecek ceza soruşturmasının ciddiyetini azaltmamakta; aksine, özellikle azınlık gruplara yönelik şiddet eylemlerinde devletin aydınlatma yükümlülüğünü çok daha kritik bir noktaya taşımaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi değerlendirildiğinde, bu karar kolluk ve savcılık makamlarına yönelik çok net bir uyarı niteliği taşımaktadır. Sıradan bir holiganizm vakası gibi görünen şiddet olaylarında, faillerin mağdura yönelik ırkçı söylemleri (örneğin maymun sesleri çıkarmaları) bulunuyorsa, adli makamların bu ırkçı saiki ilk andan itibaren ve re'sen araştırması yasal bir zorunluluktur. Karar, nefret suçlarına karşı kayıtsız kalmanın veya delilleri zamanında toplamamanın doğrudan doğruya ayrımcılık yasağının ihlali sonucunu doğuracağını içtihat haline getirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İngiliz vatandaşı olan siyahi başvurucu Leon François d'Assises Koffi, Bulgaristan devletine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucunun 29 Eylül 2018 tarihinde Sofya'da oynanan yüksek riskli bir futbol maçının ardından bir grup holigan tarafından ciddi şekilde darp edilmesi yatmaktadır. Başvurucu ve arkadaşları İçişleri Bakanlığı binası yakınında yürüdükleri sırada, maçtan çıkan ve oldukça saldırgan olan bir grubun hedefi olmuş, gruptakiler maymun sesleri çıkararak başvurucuyu yere düşürüp tekmelemiştir.
Başvurucu, olay yeri çevresinde çok sayıda polis memuru bulunmasına rağmen saldırının engellenemediğini belirterek devletin kendisini koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Olayın ardından başlatılan ceza soruşturmasında ise güvenlik kamerası kayıtlarının zamanında toplanmaması, şüphelilerin tespit edilememesi ve saldırıdaki ırkçı saikin hiçbir şekilde araştırılmayarak dosyanın sürcemede bırakılması nedeniyle etkili bir soruşturma yürütülmediği iddia edilmiştir. Başvurucu, devletin eylemsizliği ve soruşturmadaki ihmaller nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağı) ile bu maddeyle bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.14 (ayrımcılık yasağı) kapsamında incelemiştir.
Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, Sözleşme m.3 devlete yalnızca işkence ve kötü muamele yapmama (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda bireyleri üçüncü kişilerin şiddetinden koruma ve gerçekleşen şiddet eylemlerini etkili bir şekilde soruşturma (pozitif yükümlülük) görevi yükler. Maddi koruma yükümlülüğünün doğabilmesi için, yetkililerin belirli bir kişiye veya gruba yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin varlığını bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarda, yetkileri dahilinde makul önlemleri almamış olması gerekir (Osman testi). Devletten, her türlü rastgele şiddet eylemini önceden öngörmesi ve engellemesi beklenemez.
Usuli yükümlülük bakımından ise, Sözleşme m.3, kötü muamele iddialarının derhal, bağımsız ve kapsamlı bir biçimde soruşturulmasını emreder. Bu yükümlülük bir sonuç değil araç yükümlülüğüdür; ancak makamların, görgü tanıklarını dinlemek, adli tıp raporlarını almak ve güvenlik kamerası gibi kritik delilleri kaybolmadan güvence altına almak gibi makul tüm adımları derhal atmasını gerektirir.
Öte yandan, şiddet eyleminin ırkçı bir saikle işlendiğine dair makul şüphelerin bulunduğu hallerde, Sözleşme m.14 bağlamında yetkililerin bu durumu aydınlatmak için özel ve yoğun bir çaba gösterme zorunluluğu bulunmaktadır. Soruşturma makamlarının ırkçı nefret iddialarını görmezden gelmesi veya sıradan bir asayiş olayı gibi ele alması, ayrımcılık yasağının ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle devletin maddi koruma yükümlülüğünü ele almıştır. Somut olayda yetkililerin, riskli futbol maçı öncesinde 39 sayfalık detaylı bir güvenlik planı hazırladığı, 25.000 taraftarın tahliyesi için koridorlar oluşturduğu ve sahada çok sayıda personel görevlendirdiği tespit edilmiştir. Mahkeme, polislerin başvurucuya saldıran spesifik taraftar grubunun o an o sokakta böyle bir şiddet eylemi gerçekleştireceğini önceden öngörebilmesinin mümkün olmadığını belirterek, devletin önleyici operasyonel yükümlülüğünü ihlal etmediğine kanaat getirmiştir.
Buna karşılık, olayın ardından yürütülen ceza soruşturması incelendiğinde ciddi ve yapısal ihmaller saptanmıştır. Saldırının gerçekleştiği alanın çok yakınındaki binalara ait güvenlik kamerası görüntülerinin olaydan aylar sonra talep edilmesi, polis minibüslerindeki memurların vücut kameralarının saldırı anını kaydedecek şekilde kullanılmaması ve tespit edilen şüphelilerin sorgularının olayın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra yapılması soruşturmanın etkililiğini tamamen ortadan kaldırmıştır. Aradan geçen beş buçuk yıla rağmen hiçbir şüphelinin kimliğinin tam olarak tespit edilememesi ve soruşturmanın askıya alınması, devletin delilleri toplama ve failleri adalete teslim etme konusundaki usuli yükümlülüğünü açıkça ihlal etmiştir.
Dahası, başvurucu ve arkadaşlarının ifadelerinde saldırganların maymun sesleri çıkardığı ve ırkçı tezahüratlarda bulunduğu açıkça belirtilmesine rağmen, Bulgar makamları olayın ardındaki potansiyel ırkçı saiki araştırmamıştır. Savcılığın ve polisin, saldırıyı yalnızca genel bir holiganizm vakası olarak değerlendirip nefret suçu boyutunu tamamen göz ardı etmesi, devletin azınlıkları koruma ve ırkçı şiddetle mücadele etme konusundaki isteksizliğinin bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, adalete olan güveni zedeleyici nitelikte bulunmuştur.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölümü, devletin koruma yükümlülüğü bakımından ihlal olmadığına ancak Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamındaki etkili soruşturma yükümlülüğü ile bu maddeyle bağlantılı olarak 14. maddedeki ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vererek, başvuruyu kabul etmiştir.