Karar Bülteni
AİHM KHAGHAGHUTYAN YERKKHOSUTYUN BN. 5497/17
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM / 5. Daire |
| Başvuru No | 5497/17 |
| Karar Tarihi | 04.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Bilgiye erişim hakkı ifade özgürlüğünün parçasıdır.
- Ulusal güvenlik gerekçesi orantılılık denetimine tabidir.
- Sivil toplum örgütleri kamu bekçisi rolü üstlenir.
- Yerel mahkemeler kararlarında yeterli gerekçe sunmalıdır.
- Kamu menfaati taşıyan istatistiksel bilgiler gizlenemez.
Bu karar hukuken, sivil toplum kuruluşlarının kamu menfaatini ilgilendiren temel konularda devlet kurumlarından bilgi talep etme hakkının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğünü güvence altına alan maddesi kapsamında ne derece güçlü bir korumaya sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, idarenin salt ulusal güvenlik veya devlet sırrı gibi geniş ve muğlak kavramların arkasına sığınarak, resmi bir bilginin kamuoyundan tamamen ve mutlak surette saklanması için tek başına haklı bir mazeret üretemeyeceğine kesin bir biçimde hükmetmiştir. Bilgiye erişim hakkı kısıtlanırken, yerel mahkemelerin ulusal güvenlik menfaatleri ile halkın haber alma ve gerçeği öğrenme hakkı arasında son derece hassas ve adil bir denge kurması, bu kısıtlamanın demokratik bir toplumda gerçekten zorunlu olup olmadığını titizlikle değerlendirmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Benzer davalarda ve uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, bilhassa insan hakları savunuculuğu yapan sivil toplum örgütlerinin demokratik sistemlerdeki kamu bekçisi rolüne hukuki bir zırh kazandırması açısından büyük önem taşımaktadır. İdarenin, talep edilen bilgiyi toptancı bir yaklaşımla gizli ilan etmesi ve mahkemelerin idarenin bu işlemini hiçbir orantılılık denetimine tabi tutmadan, yalnızca şekli bir incelemeyle onaması açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Karar, idarenin bilgi edinme hakkına yönelik kısıtlamalarını yargı denetimine açarken, ulusal mahkemelerin derinlemesine bir dengeleme testi yapma yükümlülüğünü pekiştirecek ve yetkili makamların keyfi gizlilik kararlarının önüne geçilmesinde tüm üye devletler için güçlü bir hukuki standart oluşturacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ermenistan'da faaliyet gösteren "Barış Diyaloğu" isimli bir sivil toplum kuruluşu, silahlı kuvvetlerdeki insan hakları ihlallerini ve barış zamanında meydana gelen ölümleri izlemek amacıyla bağımsız bir veri tabanı oluşturmak istemiştir. Bu proje kapsamında dernek, Savunma Bakanlığı'ndan, 1994 ile 2014 yılları arasında orduda meydana gelen ölümlere ilişkin ölenlerin isimleri, rütbeleri, ölüm nedenleri ve olay yerleri gibi resmi istatistiksel bilgileri talep etmiştir. Savunma Bakanlığı, söz konusu bilgilerin devlet sırrı ve ulusal güvenlik kapsamında gizli bilgi statüsünde olduğu gerekçesiyle bu bilgi talebini reddetmiştir. Başvurucu dernek, idarenin bu mutlak ret kararının hukuka aykırı olduğunu ve bilgi edinme hakkının ihlal edildiğini belirterek yerel mahkemelerde dava açmış, ancak idare mahkemeleri devlet sırrı argümanını haklı bularak davayı reddetmiştir. Bunun üzerine dernek, ifade özgürlüğü ile bilgi alma ve verme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
AİHM, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.10 çerçevesinde ayrıntılı bir değerlendirme yapmıştır. Mahkeme'nin yerleşik içtihat prensiplerine göre, kural olarak Sözleşme'nin 10. maddesi, bireylere veya kurumlara kamu makamlarının elinde bulunan bilgilere doğrudan erişim hakkı vermez veya devlete bu bilgileri koşulsuz paylaşma konusunda mutlak bir pozitif yükümlülük yüklemez. Ancak, bilginin talep edilmesinin bireyin veya kurumun ifade özgürlüğünün kullanımında araçsal bir öneme sahip olduğu ve bilgiye erişimin reddedilmesinin bu hakkın özüne doğrudan müdahale teşkil ettiği özel durumlarda, bilgi edinme hakkı Sözleşme'nin koruması altına girmektedir.
Bu kapsamda doktrinde ve içtihatta yerleşmiş, birlikte değerlendirilmesi gereken dört temel kriter bulunmaktadır. Bunlar; bilgi talebinin asıl amacı, talep edilen bilginin kamu yararı taşıyan niteliği, bilgiyi talep edenin bu bilgiyi alıp kamuoyuna yayma ve tartışma yaratma konusundaki rolü ve bilginin halihazırda idarenin elinde hazır ve erişilebilir olup olmadığıdır. Sivil toplum kuruluşlarının bu bağlamdaki rolleri kamu bekçisi sıfatıyla özellikle korunmaktadır.
Söz konusu hakka yönelik bir müdahalenin hukuken haklı kılınabilmesi için, kısıtlamanın açık bir yasal dayanağının bulunması, ulusal güvenlik veya kamu düzeni gibi meşru bir amaca hizmet etmesi ve mutlaka demokratik bir toplumda gerekli olması şarttır. Bu son gereklilik, kısıtlamanın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamasını ve hedeflenen amaçla orantılı olmasını zorunlu kılar. Ulusal güvenlik bağlamında taraf devletlerin geniş bir takdir marjı bulunsa da, mahkemeler bu tür uyuşmazlıklarda adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde, bilgi edinme hakkı ile devlet sırrı arasındaki dengeyi kurarken, yasaklama kararının neden elzem olduğunu ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koymakla mükelleftir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, başvuruya konu somut olayda derneğin, barış zamanında orduda yaşanan asker ölümleri gibi kamuoyunu yakından ilgilendiren son derece hassas bir konuda halkı bilgilendirme ve demokratik gözetim sağlayarak bir kamu bekçisi rolü üstlenme amacı güttüğünü tespit etmiştir. Bu bağlamda, 1994 ile 2014 yılları arasını kapsayan yirmi yıllık döneme ait talep edilen bilgiye erişimin, başvurucunun ifade özgürlüğünü etkin bir biçimde kullanması açısından mutlak surette gerekli olduğu ve bilgi vermeyi reddetmenin Sözleşme'nin 10. maddesi kapsamında bir müdahale teşkil ettiği açıkça kabul edilmiştir.
Savunma Bakanlığı'nın ret kararının ve uyuşmazlık sürecinde çıkarılan askeri bilgilerin gizliliğine dair yönetmeliğin iç hukukta yasal bir dayanağı olduğu ve müdahalenin ulusal güvenliğin korunması gibi meşru bir amacı taşıdığı Mahkeme tarafından doğrulanmıştır. Ancak, uyuşmazlığın temel düğüm noktası bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerçekten gerekli ve orantılı olup olmadığı hususudur. AİHM, yerel mahkemelerin karar verme sürecini ve takdir yetkisini detaylıca incelemiş, İdare Mahkemesi'nin başvurucunun davasını reddederken yalnızca talep edilen bilginin gizli niteliğine çok kısa bir atıf yapmakla yetindiğini gözlemlemiştir.
AİHM, yerel mahkemelerin, yirmi yıllık bir dönemi kapsayan istatistiksel bilginin tamamının gizli kalmasının ulusal güvenlik açısından halihazırda gerçekten güncel bir risk oluşturup oluşturmadığını denetlemediğini ve orantılılık ilkesi çerçevesinde hiçbir dengeleme testi yapmadığını belirtmiştir. Başvurucunun talebinin neden kısmen de olsa, örneğin sadece askerlerin ölüm tarihleri ve genel ölüm nedenleri verilerek karşılanmadığının açıklanmaması çok ciddi bir eksiklik olarak görülmüştür. Üstelik, daha önceki yıllara ait benzer bilgilerin bizzat yetkili devlet kurumları tarafından derneğe daha önce verilmiş olması gerçeği de yerel mahkemelerce tamamen göz ardı edilmiştir. Devlet sırrı gibi hayati konularda yetkili makamların kararlarına tüm detaylarıyla gerekçe sunmalarının her zaman beklenemeyeceği kabul edilse de, uyuşmazlığın çözümünde adaletin sağlanması adına mahkemelerce böylesine yüzeysel bir yaklaşım benimsenemeyeceği vurgulanmıştır. Yerel mahkemelerin, başvurucunun bilgiye erişiminin bütünüyle engellenmesini haklı kılacak ilgili ve yeterli gerekçeleri sunma yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak AİHM, yerel mahkemelerin ulusal güvenlik kaygıları ile başvurucunun bilgi alma ve yayma özgürlüğü arasında adil bir denge kuramadığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.