Anasayfa Karar Bülteni AİHM | X | BN. 35640/22

Karar Bülteni

AİHM X BN. 35640/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM Dördüncü Bölüm
Başvuru No 35640/22
Karar Tarihi 31.03.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Çocuk istismarı soruşturmaları bağlama duyarlı olmalıdır.
  • Soruşturmadaki gecikmeler ikincil mağduriyet yaratabilir.
  • Gereksiz tıbbi muayeneler özel hayata müdahaledir.
  • Mağdurun sürece etkin katılımı mutlaka sağlanmalıdır.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Hukuku kapsamında çocukların cinsel istismarı iddialarına yönelik yürütülen ceza soruşturmalarının etkinliği ve mağdurun ikincil mağduriyete (secondary victimisation) uğramaması gerektiği yönündeki temel standartları çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Mahkeme, iddiaların niteliğine uygun olmayan gereksiz tıbbi muayenelerin, mağdurun sürece katılımının idari bahanelerle engellenmesinin ve makul olmayan uzunluktaki gecikmelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. ve 8. maddelerini ihlal ettiğini karara bağlamıştır. Özellikle çocuk mağdurların korunmasında devletin sadece teorik değil, pratik ve etkili pozitif yükümlülüklerinin altı bir kez daha çizilmiştir. Karar, devletin adli ve idari mekanizmalarının, suç isnadı ne olursa olsun, mağdurun psikolojik ve fiziksel bütünlüğünü merkeze alan bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Soruşturma makamlarının olayı aydınlatmak için attığı adımların, mağdur üzerinde yeni travmalar yaratmaması gerektiği tespiti, hukuki sürecin adil yürütülmesinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiştir.

Benzer davalarda bu karar, özellikle çocuk istismarı vakalarında adli makamların sergilemesi gereken "özel özen" (special diligence) yükümlülüğü için çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Uygulamada, soruşturma makamlarının yalnızca şekli bir soruşturma açmasının yeterli olmadığı, aynı zamanda mağdurun psikolojik bütünlüğünü koruyacak önleyici tedbirleri alması ve sunulan delilleri eksiksiz, önyargısız şekilde değerlendirmesi gerektiği teyit edilmiştir. Ayrıca karar, mağdurların hukuki statülerinin başından itibaren tanınmamasının veya usule ilişkin haklardan mahrum bırakılmalarının, tüm soruşturma sürecini nasıl etkisiz kılacağını göstermesi bakımından son derece kritiktir. Yargı makamlarının, çocuk mağdurların ifadelerini alırken ve tıbbi raporlara başvururken aşırı şekilci veya mağduru zorlayıcı yöntemlerden kaçınması gerektiği, bu kararla içtihat hukukunda sağlam bir temele oturtulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvuru, olay tarihinde reşit olmayan başvurucunun, üvey babası tarafından fiziksel ve cinsel istismara uğradığı yönündeki iddiaların ulusal makamlarca etkili bir şekilde soruşturulmaması üzerinedir. Başvurucu, 2019 yılında maruz kaldığını iddia ettiği istismar eylemlerini 2021 yılında akrabalarına anlatmış, bunun üzerine adli makamlarca bir ceza soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucu, istismar iddialarını destekleyen bağımsız tanık beyanları, arkadaşlarıyla olan mesaj kayıtları ve psikolojik durumunu ortaya koyan tıbbi raporlar sunmuştur. Ancak savcılık makamı, soruşturmanın henüz erken aşamada olduğunu ileri sürerek başvurucunun resmi mağdur statüsünü tanımayı reddetmiştir.

Bununla birlikte, başvurucunun ifadelerinde cinsel birleşme (penetrasyon) iddiası bulunmamasına rağmen, soruşturma makamlarının talebiyle ve yönlendirmesiyle zorla jinekolojik muayeneye tabi tutulmuştur. Başvurucu, yürütülen soruşturmanın yıllarca sürüncemede bırakıldığını, mağdur statüsünün reddedilmesi nedeniyle sürece etkin katılımının engellendiğini ve iddiaların ciddiyetiyle orantısız olan gereksiz tıbbi muayeneler nedeniyle "ikincil mağduriyete" (secondary victimisation) uğradığını belirterek, fiziksel ve psikolojik bütünlüğünün zedelendiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

AİHM, uyuşmazlığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve kötü muamele yasağı) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde incelemiştir. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yönelik ciddi saldırı iddiaları söz konusu olduğunda, devletlerin etkili bir ceza soruşturması yürütme yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu usuli yükümlülük; soruşturmanın derhal başlatılmasını, yeterli ve bağımsız olmasını, süratle yürütülmesini ve mağdurun sürece etkin katılımının sağlanmasını gerektirir.

Çocukların cinsel istismarı vakalarında, makamların olayları bağlama duyarlı (context-sensitive) ve titiz bir yaklaşımla ele alması zorunludur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 kapsamında, çocukların üstün yararı her zaman birincil öncelik olmalı, çocukların özel kırılganlıkları dikkate alınmalı ve soruşturma süreçlerinde çocukların yeniden travmatize olmasını, yani ikincil mağduriyete uğramasını engelleyecek usuli güvenceler sıkı bir şekilde uygulanmalıdır. Mahkeme, geciken adaletin çoğu zaman adaletin reddi anlamına geldiğini ve hareketsiz kalınan uzun sürelerin soruşturmayı etkisiz kılacağını belirtmektedir.

Aynı zamanda, cinsel şiddet mağdurlarına yönelik yürütülen jinekolojik muayene gibi son derece hassas işlemlerin, yalnızca iddialarla tam olarak orantılı ve zorunlu olduğu hallerde yapılması gerekmektedir. İddiaların niteliğiyle örtüşmeyen ve tıbbi zorunluluk barındırmayan müdahaleler, mağdurun fiziksel ve psikolojik bütünlüğüne yönelik haksız bir saldırı oluşturarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 ihlaline yol açmaktadır. Devletler, koruyucu yasal bir çerçeve oluşturmanın ötesinde, bu çerçevenin uygulamada mağdurları gerçek anlamda koruyacak şekilde işletilmesini temin etmekle sorumludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, başvuruya konu olayda Gürcistan makamlarının yürüttüğü ceza soruşturmasının etkililiğini ve başvuranın maruz kaldığı işlemleri detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. Dosya kapsamındaki belgelere göre, başvuranın cinsel istismar iddialarını destekleyen detaylı beyanları, bağımsız tanık ifadeleri, elektronik mesaj kayıtları ve psikolojik travmayı teyit eden tıbbi raporlar bulunmasına rağmen, ulusal makamlar soruşturmayı makul bir sürede sonuçlandıramamış ve iddiaları aydınlatmada açık bir isteksizlik sergilemiştir. Başvuranın mağdur statüsünün resmi olarak tanınmaması, onun ceza soruşturması dosyasına erişimini ve sürece anlamlı bir şekilde katılımını engellemiş, bu durum devletin usuli yükümlülüklerine ciddi bir aykırılık teşkil etmiştir.

Buna ek olarak Mahkeme, başvuranın ifadelerinde cinsel birleşme (penetrasyon) iddiası bulunmamasına rağmen, soruşturma makamlarının talebi üzerine jinekolojik muayeneye tabi tutulmasını son derece sorunlu bulmuştur. Mahkeme, bu tür bir muayenenin, somut olayın koşulları altında hiçbir adli veya tıbbi haklı gerekçesi olmadığını ve olay sırasında bir çocuk olan başvuran üzerinde fiziksel ve psikolojik açıdan derin bir travma yarattığını tespit etmiştir. İddialarla uzaktan yakından ilgisi olmayan bu tür gereksiz ve ağır müdahalelerin, cinsel istismar mağduru çocuklarda kaçınılmaz olarak "ikincil mağduriyet" (secondary victimisation) yarattığı vurgulanmıştır.

Ulusal makamların, başvuranın ciddi iddialarını bağlama duyarlı ve titiz bir şekilde incelemek yerine, hareketsiz kalması, soruşturmayı sonuçsuz bırakması ve başvuranı korumak yerine onu daha da yıpratacak uygulamalara başvurması, Sözleşme kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Soruşturma makamlarının, cinsel istismar iddialarının ciddiyetiyle orantılı olan "özel özen" (special diligence) yükümlülüğüne uymadığı sabittir.

Sonuç olarak AİHM, etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi ve ikincil mağduriyete sebebiyet verilmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. ve 8. maddelerinin ihlal edildiğine ve başvurana manevi tazminat ödenmesine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: