Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi L. ve Diğerleri - Fransa Kararı 46949/21 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi L. ve Diğerleri - Fransa Kararı 46949/21 B.

Bu karar, taraf devletlerin cinsel şiddet ve tecavüz vakalarını soruşturma ve cezalandırma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin altını kalın bir şekilde çizmektedir. Mahkeme, Fransız ceza hukukundaki tecavüz tanımının ulusal mahkemelerce uygulanış biçimini eleştirmiş; mağdurun rızasının yokluğunun sadece fiziksel cebir veya tehdit kriterleriyle değil, mağdurun yaşı, psikolojik durumu, güç dengesizliği ve olayın genel bağlamı dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Reşit olmayan mağdurların içinde bulunduğu derin kırılganlıkların yargı makamlarınca göz ardı edilmesi, maddi ve usuli yönlerden ağır ihlaller olarak nitelendirilmiştir.
search

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
L. ve Diğerleri - Fransa Kararı 46949/21 B.

6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 5. Bölüm
Başvuru No 46949/21, 39759/22, 24989/22
Karar Tarihi 24.04.2025
Taraflar L. ve Diğerleri - Fransa
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
Öne Çıkan Hükümler
Cinsel saldırı davalarında rıza eksikliği merkezdedir.
Küçüklere yönelik cinsel eylemlerde kırılganlık değerlendirilmelidir.
Yargısal kararlarda cinsiyetçi kalıp yargılar kullanılamaz.
İkincil mağduriyet ayrımcılık yasağını ihlal edebilir.
Rıza, eylemin şartları ve bağlamı içinde incelenmelidir.

Bu karar, taraf devletlerin cinsel şiddet ve tecavüz vakalarını soruşturma ve cezalandırma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin altını kalın bir şekilde çizmektedir. Mahkeme, Fransız ceza hukukundaki tecavüz tanımının ulusal mahkemelerce uygulanış biçimini eleştirmiş; mağdurun rızasının yokluğunun sadece fiziksel cebir veya tehdit kriterleriyle değil, mağdurun yaşı, psikolojik durumu, güç dengesizliği ve olayın genel bağlamı dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Reşit olmayan mağdurların içinde bulunduğu derin kırılganlıkların yargı makamlarınca göz ardı edilmesi, maddi ve usuli yönlerden ağır ihlaller olarak nitelendirilmiştir.

Emsal etkisi bakımından bu karar, Avrupa Konseyi'ne üye devletlerin ceza mevzuatlarını ve yargısal pratiklerini İstanbul Sözleşmesi'nin standartlarına, özellikle de "rıza" odaklı cinsel saldırı tanımlarına uyumlu hale getirmeleri için çok güçlü bir dayanak oluşturmaktadır. Mahkemelerin, mağdurları yargılayan, cinsiyetçi stereotipler barındıran ve ikincil mağduriyete yol açan gerekçelerden kaçınmaları gerektiği net bir biçimde ortaya konmuştur. Karar, Avrupa genelinde cinsel suçların yargılanmasında salt fiziksel dirence değil, rızanın serbestçe verilip verilmediğine odaklanan mağdur merkezli yeni bir dönemin habercisidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay zamanında reşit olmayan üç farklı kadın başvurucu (L., H.B. ve M.L.), kendi rızaları dışında cinsel eylemlere ve tecavüze maruz kaldıkları iddiasıyla Fransız makamlarına cezai şikayette bulunmuştur. Başvurucular, cinsel saldırı anında yaşlarının küçüklüğü, ağır psikolojik rahatsızlıkları, aşırı alkol zehirlenmesi ve faillerle aralarındaki güç dengesizliği gibi nedenlerle rıza gösterebilecek durumda olmadıklarını belirtmişlerdir. Ancak Fransız soruşturma ve yargı makamları, olaylarda yasanın aradığı fiziksel şiddet, cebir, tehdit veya sürpriz unsurunun yeterince kanıtlanamadığını öne sürerek şüpheliler hakkında beraat veya takipsizlik kararları vermiştir. Başvurucular, Fransız yasal çerçevesinin ve mahkemelerin rıza kavramını katı yorumlamasının çocukları cinsel istismara karşı korumada yetersiz kaldığını, yürütülen soruşturmaların etkisizliği ile ikincil mağduriyete neden olunduğunu iddia ederek devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3 (işkence ve insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yasağı) ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8 (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) kapsamındaki pozitif yükümlülükleri temel almıştır. Bu pozitif yükümlülükler, rızaya dayalı olmayan her türlü cinsel eylemi etkili bir biçimde suç sayan ve cezalandıran yasal düzenlemelerin kabul edilmesini ve bunların bağımsız, tarafsız ve özenli soruşturmalarla hayata geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Kararda, İstanbul Sözleşmesi (özellikle 36. maddesi) standartlarına doğrudan atıf yapılarak, cinsel şiddet vakalarında salt fiziksel dirence değil, mağdurun rızasının yokluğuna odaklanılması gerektiği vurgulanmıştır. Rıza, eylemin gerçekleştiği andaki çevresel koşullar ve bağlam dikkate alınarak özgür iradeyi yansıtmalıdır.

Uyuşmazlık tarihlerinde yürürlükte olan Fransız Ceza Kanunu m. 222-22 ve Fransız Ceza Kanunu m. 222-23 hükümleri, tecavüz ve cinsel saldırıyı şiddet, cebir, tehdit veya sürpriz unsurları ile işlenen eylemler olarak tanımlamaktadır. Mahkeme'nin yerleşik içtihatları uyarınca, ulusal yargı makamları bu unsurları değerlendirirken mağdurun rıza gösterme kapasitesini zedeleyen yaş küçüklüğü, fiziksel veya psikolojik zayıflık, güç dengesizliği, alkol etkisi ve donakalma (sidération) hali gibi çevresel koşulları bağlamsal bir incelemeye tabi tutmakla yükümlüdür. Ayrıca mahkemelerin, suçun niteliğine dair "tipik mağdur" davranışlarına ilişkin varsayımlardan ve cinsiyetçi stereotiplerden özenle kaçınması, mağdurun onurunu koruyan ve ikincil mağduriyeti engelleyen bir yargılama süreci yürütmesi evrensel hukukun temel bir gereğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fransız mahkemelerinin başvurucuların davalarında rıza kavramını ve olayın çevresel koşullarını yeterince bağlamsal bir analize tabi tutmadığını, dolayısıyla pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediğini tespit etmiştir. Mahkemeler, başvurucuların olay tarihindeki yaş küçüklüğünü, faillerle aralarındaki yaş ve statü farkından doğan güç dengesizliğini, ilk başvurucunun ağır psikolojik rahatsızlıklarını ve ikinci başvurucunun aşırı alkol zehirlenmesi nedeniyle iradesinin felç olmasını rıza eksikliği kapsamında yeterince ağırlıklandırarak incelememiştir. Şüphelilerin fiili cebir veya tehdit kullanmadığına odaklanılarak mağdurların içinde bulunduğu özel kırılganlık durumları tamamen göz ardı edilmiştir.

İlk başvurucunun (L.) durumunda, ceza soruşturmasının on bir yılı aşan çok uzun bir sürede tamamlanması, makul sürede ve özenle etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak görülmüştür. Dahası, İddianame Dairesi kararında itfaiyecilerin "kadınlar üzerindeki mutad başarısı ve kadınların dizginsiz davranışları" gibi karikatürize ve cinsiyetçi kalıp yargıların kullanılması, cinsel şiddeti önemsizleştiren ve faturayı mağdura kesen bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir. Mahkeme, bu kabul edilemez tutumun başvurucuyu ikincil mağduriyete maruz bıraktığını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 14 kapsamında cinsiyete dayalı ayrımcılık teşkil ettiğini belirlemiştir.

Diğer iki başvurucunun (H.B. ve M.L.) durumunda ise, faillerin mağdurların rızasızlığını algılayıp algılamadığı konusu incelenirken, mağdurların travma anındaki donakalma (sidération) hali, alkolün etkisi altındaki irade sakatlıkları ve reşit olmayan kız çocuklarının tecrübesizliği gibi temel çevresel faktörler dışlanmıştır. Yargı organlarının rıza kavramını dar ve şekilci yorumlayan bu yaklaşımı, rızasız cinsel eylemleri etkili bir biçimde soruşturma ve cezalandırma yükümlülüğü ile hiçbir şekilde bağdaşmamıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucuların Sözleşme'nin 3. ve 8. maddeleri kapsamındaki haklarının ihlal edildiğine ve ilk başvurucu yönünden ayrıca bu maddelerle bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edildiğine, başvuruculara manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Tecavüz sayılması için illa fiziksel olarak karşı koymam veya şiddet görmem mi lazım? expand_more
Hayır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarına ve İstanbul Sözleşmesi'ne göre tecavüz suçunun oluşması için salt fiziksel şiddet, cebir veya fiziksel direnç aranması eksik bir yaklaşımdır. Mahkeme, devletlerin rıza kavramını sadece güç kullanımına indirgememesi gerektiğini, cinsel eylemlerde asıl odaklanılması gerekenin mağdurun eyleme özgür iradesiyle rıza gösterip göstermediği olduğunu kesin bir dille vurgulamaktadır.
Olay anında sarhoşsam veya korkudan donakalmışsam bu rıza gösterdiğim anlamına mı gelir? expand_more
Kesinlikle hayır. AİHM, mağdurun aşırı alkol zehirlenmesi yaşaması veya travma anında korkudan "donakalma" (sidération) adı verilen felç halini geçirmesi gibi irade sakatlıklarını doğrudan rıza eksikliği kapsamında değerlendirir. Yargı makamlarının, olayın gerçekleştiği andaki çevresel koşulları ve mağdurun rıza gösterme kapasitesini yok eden bu psikolojik veya fiziksel durumları göz ardı etmesi pozitif yükümlülüklerin ihlali sayılmaktadır.
Mağdurun yaşının küçük olması veya failin daha güçlü/büyük olması kararı etkiler mi? expand_more
Evet, davada en kritik unsurlardan biridir. Mahkeme, reşit olmayan mağdurların içinde bulunduğu derin kırılganlık durumlarının altını çizmektedir. Fail ile mağdur arasındaki yaş ve statü farkından doğan güç dengesizliği ile çocuğun tecrübesizliği, rızanın mevcudiyeti sorgulanırken ulusal mahkemeler tarafından mutlaka bağlamsal olarak analiz edilmek zorundadır.
Mahkemede hakimlerin beni suçlayan cinsiyetçi sözler söylemesi normal mi? expand_more
Bu durum hukuken asla kabul edilemez. AİHM, mahkemelerin suçun niteliğine dair "tipik mağdur" beklentisine girmesini ve mağduru suçlayan cinsiyetçi stereotiplere dayanmasını kesinlikle reddeder. Resmi kararlarda, mağdurun davranışlarını eleştiren karikatürize ve cinsiyetçi ifadelerin kullanılması, mağduru ikincil mağduriyete maruz bırakmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 14. maddesi uyarınca açık bir cinsiyete dayalı ayrımcılık teşkil eder.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir