Anasayfa Karar Bülteni AİHM | KHATTAB | BN. 40272/18

Karar Bülteni

AİHM KHATTAB BN. 40272/18

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM / 1. Bölüm
Başvuru No 40272/18
Karar Tarihi 05.03.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Sanığın kendi kusuruyla duruşmaya katılmaması haktır.
  • Gıyabi mahkumiyete itirazın reddi ihlal oluşturmaz.
  • Savunma hakkı idarece engellenmediğinde adildir.
  • Avukatla temsilden kasıtlı vazgeçme mazeret sayılamaz.

Bu karar, bir ceza yargılamasında sanığın kendi kusuru ve bilinçli tercihleriyle duruşmaya katılmaması ve avukatla temsil edilmekten vazgeçmesi durumunda, adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş sayılmayacağını ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sanığın yargılamadan haberdar olmasına rağmen yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarak tutuklanmasını, duruşmaya katılmamak için geçerli bir mazeret veya mücbir sebep olarak kabul etmemiştir. Karar, yargılamanın selametini tehlikeye atan ve kendi iradesiyle adli süreçten kaçınan bireylerin, sonradan usulü güvencelerin ihlal edildiği iddiasıyla koruma bulamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, sanıkların yargılamadan kaçmak veya süreci uzatmak amacıyla kendi eylemleriyle yarattıkları mazeretlerin mahkemelerce kesinlikle korunmayacağını açıkça göstermesidir. Özellikle gıyabi mahkumiyet kararlarına karşı yapılan itirazlarda, sanığın savunma hakkından kendi iradesiyle feragat edip etmediği titizlikle değerlendirilmelidir. Mahkeme, devletin sanığın savunma hazırlığına engel olmadığı ve aksine konsolosluk aracılığıyla iletişimi kolaylaştırdığı durumlarda, sanığın avukatıyla görüşememesi veya duruşmaya katılamaması yönündeki şikayetlerin devletin sorumluluğunda olmadığına hükmetmiştir. Bu durum, uygulamada mahkemelerin sanığın kendi yarattığı kusurlu durumlara dayanarak adil yargılanma hakkı ihlali iddialarını reddetmesine son derece güçlü ve güncel bir hukuki dayanak oluşturacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, Belçika'da terör örgütü faaliyetlerine katılmak suçundan yargılanan ve ilk derecede hapis cezası alan Suriye asıllı bir Belçika vatandaşıdır. İstinaf süreci devam ederken başvurucu, duruşmalardan kaçmak ve Suriye'ye geçmek amacıyla yasa dışı yollarla Belçika'dan ayrılmış ancak sahte kimlikle Türkiye'ye girmeye çalışırken yakalanarak tutuklanmıştır. Başvurucu Türkiye'de tutuklu olduğu sırada Belçika'daki istinaf duruşmalarına katılamamış ve gıyabında mahkum edilmiştir. Daha sonra Belçika'ya iade edilen başvurucu, gıyabi mahkumiyet kararına itiraz etmiş ancak mahkemeler, duruşmaya katılmamasının kendi kusurundan kaynaklandığı gerekçesiyle itirazını reddetmiştir. Başvurucu, duruşmaya bizzat katılamadığını, Türkiye'deki tutukluluğu nedeniyle avukatıyla görüşemediğini ve savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ile kolaylığa sahip olmadığını iddia ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuş, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen madde 6 § 1 ile savunma hakkı ve kolaylıklarını düzenleyen madde 6 § 3 (b) ve (c) hükümleri çerçevesinde derinlemesine bir inceleme yapmıştır. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın duruşmada bizzat hazır bulunması adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur. Ancak sanık, bu hakkından kendi özgür iradesiyle, açıkça veya zımni olarak feragat edebilir.

Sanığın yargılamadan haberdar olmasına rağmen kendi kusuruyla duruşmalara katılmaması veya adaletten kaçması durumunda, gıyabında yargılama yapılması kural olarak Sözleşme'ye aykırı görülmemektedir. Belçika Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre, gıyabi karara itiraz eden sanık, eğer duruşmaya katılmamasının meşru bir mazerete veya mücbir sebebe dayandığını kanıtlayamazsa, yaptığı itiraz geçersiz sayılır. AİHM içtihatları prensiplerine göre, sanıkların yargılamaya katılmama nedeni tamamen kendi yasa dışı ve bilinçli eylemlerinden kaynaklanıyorsa, örneğin sahte belgelerle başka bir ülkeye geçmeye çalışırken tutuklanmaları gibi, bu durum hukuk aleminde bir mücbir sebep oluşturmaz.

Ayrıca, devletin savunma hakkını engellememesi ve hukuki yardıma erişimi kısıtlamaması esastır. Sanığın avukatıyla iletişim kuramaması devlete atfedilebilecek bir kısıtlamadan kaynaklanmıyorsa ve devlet makamları konsolosluk hizmetleri gibi yollarla iletişimi kolaylaştırmaya çalışmışsa, savunmayı hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıkların sağlanmadığı iddiası dayanaktan yoksun kalır. Sanığın kendi eylemlerinin sonuçlarına katlanması ve hakkından bilinçli feragati, hiçbir koşulda adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ilk derece mahkemesindeki yargılamalara bizzat ve avukatıyla katıldığını, mahkumiyet kararının ardından istinaf yoluna yine kendisinin başvurduğunu tespit etmiştir. Buna rağmen başvurucu, istinaf duruşmalarının tarihini beklemeden, yasa dışı yollarla Suriye'ye geçmek üzere Belçika'yı terk etmiş ve Türkiye'de sahte belgelerle yakalanarak tutuklanmıştır. Mahkeme, başvurucunun bu eylemini tamamen kendi özgür iradesiyle ve bilinçli olarak gerçekleştirdiğini, dolayısıyla duruşmalara katılamamasının veya adaletten kaçmasının Belçika makamlarına atfedilebilecek bir durum olmadığını vurgulamıştır.

Başvurucunun avukatlarıyla iletişim kuramadığı ve savunmasını hazırlayamadığı yönündeki iddiaları incelendiğinde, Belçika makamlarının iletişimi engellemediği, aksine konsolosluk aracılığıyla bilgi akışını sağladığı ve avukatlarına düzenli bilgi verdiği görülmüştür. Başvurucunun istinaf aşamasının başında avukatlarıyla temsil edilmesine rağmen, daha sonra kendi iradesiyle bu temsilden vazgeçtiği ve avukatının mahkeme salonunu terk ettiği anlaşılmıştır. Ulusal mahkemelerin, başvurucunun gıyabi karara itirazını değerlendirirken, duruşmaya katılmamasının meşru bir mazerete değil, tamamen kendi yarattığı kusurlu duruma dayandığını ayrıntılı ve keyfilikten uzak bir şekilde gerekçelendirdiği tespit edilmiştir.

AİHM, Belçika mahkemelerinin başvurucunun kendi eylemlerinin sonuçlarını değerlendirmesinde ve itirazını geçersiz saymasında adil yargılanma güvencelerine aykırı bir durum bulmamıştır. Başvurucunun kendi tercihiyle yarattığı imkansızlıklar nedeniyle adaletten kaçmış sayılabileceği ve savunma hakkının kısıtlanmasının devletin sorumluluğunda olmadığı açıkça ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak Birinci Bölüm, adil yargılanma hakkının güvence altına alındığı Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: